6
Mart
2014
Yorum Yok
İslamMakaleler
63 views Okunma

Mustazaf Ümmetin Gönlü Yetim Yavrularına

mustazaf ümmetin gönlü

Her şey Hüseyni direnişin muştusu ile başladı. Yayıldıkça taban bulan, anlaşıldıkça uğruna canlar feda edilen bir muştuydu. Derslerine iyi çalışmıştı Hüseyniler. Tevhid mücadelesinin hamuru ile yoğruluyorlardı, bu muştu etrafında toplananlar. Bu defa mücadeleyi başlatan peygamberler değildi. Tevhid mücadelesinin öncü kadrosu olan peygamberler (Allah’ın selamı üzerlerine olsun) ve bu mükemmel kadronun lideri Hz. Peygamber (sav)’ den derslerini alan yiğitler sahnedeydi bu defa. Tarih Asr-ı Saadetten sonra tekerrür eden olayları yazıyordu. Tarih evlerimizin içini, baskınları, operasyonları, boykotları, şehadetleri, muhaceratları ve davaları için mücadele edenlerin savaş meydanı olan zindanları yazıyordu.

Babalarımız, amcalarımız, dayılarımız, abilerimiz… Mücadele bayrağını devralanlar en yakınlarımızdı bu defa. Kitapların arasına sıkışmış ve ulaşılmaz bir tablo haline gelen İslami Mücadele evimizin içine kadar girmişti. On dört asır önce yaşananlar, artık küçücük gözlerimizin önünde yaşanıyordu. Camilerde öğrendiğimiz siyer derslerini Amed sokaklarında teneffüs ediyorduk.

Küçüktük… Minnacık yüreğimizde dağlar kadar gam taşıyorduk bilmeden. Bilmediğimiz bir ağırlığın altında pişiyorduk. Meğer Muhammedi mesajın Hüseyni muştuyla bize ulaşmasının ağırlığıymış. Körpecik bedenlerimize ateşten gömlek  giymişiz de haberimiz yokmuş.

Küçüktük… Babalarımız her defasında evden çıkarken annelerimizin gözyaşları ve dillerinde ayetler. Biz ise manasız manasız el sallardık. ‘Gelecek olan ancak dava yolunda çalışarak gelir’ mesajını anlayacak yaşa geldikten sonra ellerimizi taşın altına koyabilmek içinmiş meğer. El sallayan çocukların  sapana sarıldıkları gibi. Calut’un beynine  taş olabilmek için.

Küçüktük… Yüreğimizin her gün yetim bırakılmasının acısıyla büyüdük. Her an kara haberlerin erken duyulacağı korkuyla yaşadık. Her kapı çalışında yaşlandık ve böyle büyüdük.

Korkulan başa gelirmiş ya, geldi işte. Hoş geldi safa getirdi. Lütfu da hoş kahrı da hoş değil miydi? Korku dediysek çocuk aklı işte, küçüğüz dedik ya.  aşk, şehid ise aşıktır’mesajını alan yiğitler, teslim etmeye başladılar emanetlerini. Ve bir bir şehid düşmeye başladı babalarımız. Bir aylık evliler, nişanlı yiğitler, geride kalan ise dul ve yetimler. Gelinlik yaşına basmamış annelerimize kefen oldu ya bembeyaz ve tertemiz gelinlikler. Ama bu matem kefeni değil, dava uğruna  ölüme hazırız kefeniydi.

Şehadet minnacık yüreklerimizin özlemi olmuşken, manasını bilmeden ‘şehid namırın’ marşlarını terennüm ettiğimiz yıllardı. Annelerimiz elimizden tutmuş  şehid taziyelerini dolaşırdık. Daha babalarımızın elimizden tutup yanında gezdireceği yaşa gelmemiştik. Yıllar geçti geçmesine de biz o yaşa bir türlü basamadık. Bedenen büyüdük, serpildik, bazılarımız yirmiye dayandı ama yüreklerimiz hala o yaşa girmenin, o günleri görebilmenin özleminde, küçük ve tertemiz, günahsız ve masum, yetim ve öksüz.

‘Biliyorsunuz ki kaçmak değildir. Muhacerat; muvahhidlerin, müminlerin, baş eğmezlerin güç yetiremeyince teslim olmayışlarının ifadesidir.’ Bu kez Hüseyni mesaj hicreti gerektiriyordu. Yetim bırakılan gönlümüzün ziftli katmeriydi muhacerat. Bu defa da hasretin yetimi olmuştuk. Hasret duyduğumuz yakınlarımıza yetim olmuştuk. Yaban memleketlerde Kelha Amed’in yetimi olmuştuk.

Büyüdük… Ama zindan kapılarında büyüdük. Önce mahkeme koridorlarında ardında zindan duvarlarında. Yıllarca gide gele büyüdük. Küçücük yüreğimiz o yaşa girmeyi beklese de biz inadına büyüdük. Geride kalan işlerin devamı için büyüdük. ‘İslami mücadele birileriyle sınırlı değildir. Zülüm tamamıyla ortadan kalkıncaya kadar devam eder’ mesajına layık Hüseyniler olmak için büyüdük.

Büyüdük… Bir elmanın iki yarısı gibi büyüdük. Şehit ve tutuklu çocukları olarak büyüdük. Yüreğimizin bir yarısını şehadete, öbür yarısını zindana ayırarak büyüdük. ‘Ya şehadet ya zafer’ marşlarıyla büyüdük. Zulmü kökünden kazıyıp, adaleti tesis etmek için büyüdük. ‘Müslüman kendi zamanın çocuğudur’ diyen Hüseynilerin bayrağını devralmak için büyüdük. Yüreğimiz ise, o hep küçük kaldı. Babasını bekledi. Bir gün gelip elinden tutarak dolaşacağı günün hasretinde ve hala o günün gelmesini beklemekte.

Muhlis HAFIZOĞLU / söz & kalem  şubat-2014

Bir önceki yazımız olan Şehit Ubeydullah Durnanın Hayatı başlıklı makalemizde , şehitleri ve kimlere şehit denir? hakkında bilgiler verilmektedir.

[ Benzer Yazılar ]
  • Kalbe Sığdırılan Kainat


    Allah hikmeti ve her şeyi kuşatan ilmi iradesiyle kainatı mükemmel bir saray şeklinde yaratmış , tanzim etmiştir. Bu sarayı da içindeki[...]
  • Tefekkür Etmenin Önemi

    Tefekkür Etmenin Önemi


    Düşünme, insanlığın en mümeyyiz vasfıdır. İnsana “düşünen canlı” derler. Ya düşünmeyen insana?.. Bilginin, görgünün ulaş[...]
  • Budist Bilim Adamı Nasıl Müslüman Oldu?


    Hindistan’ın Kalkuta şehrinde doğup büyüyen 33 yaşındaki Budist bilim adamı Singh, Türkiye’de şehadet getirerek Müslüman oldu. Ş[...]
  • Ustanın Çırağa Verdiği İbretlik Ders


    Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi’nin, Şebnem Dergisi’nin Ağustos sayısında, usta-çırak hikayesinden yola çıkarak, Müslüman[...]
[ Ne Demişler ? ]