13
Mart
2017
Yorum Yok
GençlikGenelİslamMakaleler
Okunma

Modernite’nin Getirdiği Sorunlar Üzerine Bir Analiz

Modernite’nin Getirdiği Sorunlar Üzerine Bir Analiz

İnsan doğası gereği beğenilmek takdir edilmek ister. Giyimde iyi bir görünüşe sahip olmak, çevredekiler üzerinde olumlu bir etki bırakmak her bireyin arzu ettiği bir durumdur.  Bu durumun doğruluğuna bakıldığında, kişisel bir alanla karşı karşıya geliriz. Başkalarına iyi görünmek, ihtiyaçlarımızı karşılamak ve kendimizi iyi hissetmek veya daha doğrusu başkasının bizi beğenmesi bizi iyi hissettiriyor. Bu durum çoğu insanda olan bir davranışı teşkil etmektedir. Peki, buna neden ihtiyaç duyarız. Hiç değinilmeyen bu içsel dürtülerin her ne kadar psikolojiyle bir ilişkisi olsa da, biz bu etkilerin toplumsal açıdan sebep ve sonuçlarına değineceğiz.

Bireyler yaşamlarında cinsiyetlerine, yaşlarına, mevsime, ekonomilerine, moda eğilimlerine, çevre ve sosyal durumlarına göre giyinirler. Bireylerin giyinme isteği ve arzusu çeşitli ihtiyaçlar ve tatminlerle ilgilidir. Bunlar; Korunma, tevazu ve gizlenme, utanmazlık ve cazibe, iletişim, bireysel ifade, sosyal değer veya statü, sosyal rol tanımı, ekonomik değer veya statü, politik sembol, dinsel-büyüsel durum, sosyal ritüel ve eğlence amaçlı olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında; İngilizler, giydikleri şeylerle kendilerini daha süslü, cazip hale getirmeyi amaçlarken; Fransızlar, kıyafetlerine gösterdikleri özen ile karşılarındaki kişilerin gözünde kendilerine bir yer edinme niyeti taşımaktadır. Bununla birlikte Doğu insanı giyimiyle göze çarpmamayı, var olan güzelliklerini yabancılardan gizlemeyi amaçlarken, Batı dünyası için giyim güzelliğin daha belirgin bir hale getirilerek ortaya konması anlamını taşımaktadır. Görüldüğü üzere giyim şeklinin belirlenmesinde farklı sebepler bulunmaktadır. Elbette bu bir tercihtir fakat bu tercihlerin bir sonucu bulunmaktadır. Bu tercihlerin ortaya çıkardığı sonucu ise çoğu zaman ya fark edememe ya da küçümseme veya bir diğer seçenek olarak başkalarını ‘suçlama’ olarak karşımıza çıkmaktadır.

Acaba hiç düşündük mü karşımızdaki insanın suç işlemesinde bizim tercihlerimizin ne kadar etkili olduğunu? Bilmeliyiz ki; giysilerin seçimi, karşı cinsi etkileyecek büyülü cazibeye sahip olduğundan kullanım şekli bir silahı tetiklemek gibidir. Bu yüzden seçimlerimizin doğuracağı sonuçları göz önünde bulundurmalıyız. Dolayısıyla giysilerin cazibesinden sakınmalı ve giysilerin cinsel arzuları dürtecek şekilde tasarlanmamış olmasına dikkat etmemiz gerekir. Şu önemli konuya temas ederek bu durumun üzerinde kimlerin dikkatli olması ve ne derece bir dikkat gerektirdiği konusunda düşünecek olursak öncelikle unutulmaması gereken en önemli şey bir olayda her iki tarafın suçlu bulunduğu bir sebep vardır. Zira sadece erkeğin değil aynı zamanda kadınında aynı derece dikkat etmesi gereken bir hassas ölçü vardır.

Bunula birlikte günümüze bakıldığında ise bu konuda haksız bir eleştiri yapıldığı görülmektedir. Daha çok her şeyin ölçüsü aileymiş gibi, ailenin elinde sanki sihirli bir değnek varmışta dokununca çocuğu istediği gibi bir kalıba konacağını düşünen insanlar, konunun bin penceresinden sadece birinden bakmaktadırlar. Bu pencereden bakmak kısmen doğru olsa da kesinlikle konuyu anlamak için yeterli değildir. Zira bu gibi konularda birden fazla etken birden fazla hipotez olabilmektedir. Şöyle ki aile toplumun bireyi ve ilk ahlaki terbiyeyi aldığı yer olması hasebiyle eğitimin ilk başlaması gereken yer olduğu doğrudur. Yalnız sebep sadece bu değildir,  insanlar bunun ötesine de geçebilmelidirler. Aile dışında bireyi şekillendiren diğer basamakları; okul, arkadaş ve çarşı- pazar dolaşan bireylerle birlikte TV’leri ve sanal ortamları, barlar, gece kulüpleri ve modayı da unutmaması lazımdır. Bütün bunlar bu olayların nasıl bir biçimde biçimleneceğinin neleri doğuracağının birer işaret levhaları hükmündedir.

Peki, şöyle bir düşünelim; bizi huzurlu bir topluma götürecek levhalarla mı yolumuzu biçimlendirmişiz? Yoksa belirsizlik barındıran, bazen iyi bazen ise felaketli olan yollar mı rehberimiz? Malumunuz “kılavuzu karga olanın burnu pislikten çıkmazmış” şeklinde bir atasözümüz vardır. Bizim de kılavuzumuzun neyi bize getireceği dostumuzdan bellidir. Bu dost işaret levhası gibi yolumuza diktiğimiz kurallarla belirlenmektedir. Dolayısıyla bu kurallar alelade kurallar olmamalıdır. Kuralların dikkatle seçilmesi gerekir ki sonuçları çok mühim olan toplumsal sorunların yaşanmasına sebebiyet vermesin. Zira toplumda, temeli insan olan bir varlık var. Bundan dolayı ki bu durum, yaşanan olayların içinde basite indirgenecek bir olay olamamalıdır.

Bununla birlikte tüm önlemler alındıktan sonra ise çeldirici cezalarla bu işin önüne geçmeliyiz. Fakat nasıl ki domino taşlarını dizerken gereğinden fazla boşluk bırakırsanız taşların tamamı devrilmez ve yarım kalıyorsa,  kural ve cezanın da nerede kullanılması gerektiği oldukça önemlidir. Ceza ne kadar caydırıcı olursa olsun diğer taşlar tam yerinde değilse netice vermeyecektir. Aynı nedenler aynı sonucu doğurmaya devam edecektir.  Bütün bunlar bir puzzlenin parçalarını yerine koymak gibidir. Nasıl ki puzzle de parçaların yerleştirmesinde bir sıra önceliği gözetilip doğru zaman da yerleştirilmesi oldukça önemliyse; cezanın yaptırımında sıra ve zamanı birlikteliği önemlidir. Puzzleye ilk köşelerden başlarsınız, yapboz parçalarında ve resme uygun parçaları daha sonra etrafına yerleştirirsiniz. Hayatta da aynen böyle kuralları ve önlemleri, cezaları ve etkenlerin ortadan kaldırılışının da tam bir sırlayış ve uygun zaman faktörü vardır. Ve her hamle yerinde yapılması gerekir. Böyle düşündüğümüzde sorunun çözümü için en uygun ve en ideal sonucuna varabiliriz.

Sonuç olarak toplumsal yapımızın durumuna bakıldığında batı kültürü ile kendi kültürümüz arasında geçiş dönemini yaşamakta olduğumuz görülmektedir. Bu durum ya evirilip, kültürel savaşı kaybetmeye yani başkasının renginde kaybolmaya veya kaç yüzyıldır devam eden köklü geçmişin kültürel örnek rol modelliğine soyunacağız. Eğer geçişi bir an evvel terk edip dirilmez isek kangrenleşen vücudumuzu kaybedeceğiz. Toplumsal bazı davranışlar, bize o toplumun geleceğine işaret eder. Şöyle ki aile kurumunda ki etkileşim ne kadar sıkı ve sevgi şefkat muhabbet ve akraba ziyaretleri ile taçlandırılmışsa; o kadar kökleri derin, gövdesi geniş, yaş ve dip diri olarak uzun ömürler süreceklerdir. Ne zaman ki aile bireyleri evliliği zevke hitap için kullanır ve bireylerin iletişimleri gevşek ve bağlar zayıf ise o kadar kuru köksüz ve acı meyveli bir aile olur. Ancak meydana gelen bu oluşuma aile demek doğru olmaz, çünkü çürük ağacın yıkımı kesindir ki aile için de bu durum söz konusudur. Bu sebepledir ki toplumun ilerleyişinde aile oldukça önemli bir kurumdur. Toplumlar bir birlerine evrilirken belli statik dönemleri üç aşağı beş yukarı aynı şekilde yaşayıp evirilmektedirler. Bizim toplumumuzun da böyle bir evrilim içerisinde olduğu kesindir. Zira boşanma oranlarımız, huzur evlerimiz, yaşam tarzımız kızlarımızın ve erkek çocuklarımızın isteklerinin bire bir batıya özgü isteklerle aynı olamaya aynı şeyleri sevmeye aynı şeyleri isteme yönünde hızla bir yol kat etmektedir. Bize düşen bunun farkındalığını görüp, bunun için çaba sarf etmektir. Her daim hak yolda olanlardan olma duası ile…

 

Burhan BAŞKIRAN | Söz ve Kalem Dergisi

Bir önceki yazımız olan Bir Fotoğraf Karesi ve Değişmeyen Düzenimiz başlıklı makalemizde Bir Fotoğraf Karesi ve Değişmeyen Düzenimiz, Donald Trump ve Donald Trump abd hakkında bilgiler verilmektedir.

[ Benzer Yazılar ]
  • Ya Sahibussicni(Zindan Arkadaşı)


    Bize dünyada tum varlıkların muvazene ellerını uzattırdın.. Bizi diğer insanlar arasında hayırlı bir topluluğun içine derc ettin.. B[...]
  • Dayan Yusufum


    Güneş kaybolur çökmek üzere karanlık, Yıldızlar toplanır, gökyüzünde bir kalabalık, Kurduğum hayaller nedense hep darmadağınık,&[...]
  • Yetimin Acısı

    Yetimin Acısı


    Hüzünlü bakışları dolmuş, gözleriyle bakıyor semaya. Dua ediyor o küçük kalbiyle Rabbine Annesiz, babasız, kimsesiz öksüz büyüye[...]
  • Sevgi, Bir Müslüman İçin Ne İfade Etmeli?


    Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler îman etmedikçe cennete girem[...]
[ Ne Demişler ? ]