20
Ocak
2016
Yorum Yok
GençlikGenelİslamKonuk YazarlarMakalelerSitemize Özel
Okunma

Kalbe Sığdırılan Kainat

Kalbe Sığdırılan Kainat

Allah hikmeti ve her şeyi kuşatan ilmi iradesiyle kainatı mükemmel bir saray şeklinde yaratmış , tanzim etmiştir. Bu sarayı da içindeki tüm varlıklarla beraber insana musahhar kılmış , bu yaratılış düstarlarını da yine muntazam bir şekilde sistemleştirmiştir. Kainatta mükemmel bir düzen ve ahenk oluşturmuştur. Kainata halife kıldığı insanı aciz ve zayıf bir mahluk olarak yaratmış ve ona et parçası hükmünde olan bir kalp takdir etmiştir.

Daha sonra bu kalbin içine binlerce latife yükleyip o et parçasının içine koca kainatı sığdırmıştır .insan acziyetini ve fakrını bu kalple anlamış ve kainatı da ona göre anlamlandırmıştır. O kalple sevmiş, o kalple özlemiş, hatta o kalple hiç görmediği; fakat kainatta esma ve sıfatlarını okuduğu Rabbine secde etmiştir.

Bu kalp öyle bir kalptir ki hiç görmediği ve tatmadığı elemlerle me’yus olabilir .yaşamadığı ve henüz gelmemiş istikbaldeki hayatından da hüzne düşebilir. Allah ‘ın kalbimize derc ettiği latifelerden biride vefadır. Vefa sayesinde sevdiklerimize bağlanır; varlıklarıyla tat alır yokluklarıyla da metanet ve sabır gösteririz . vefa öyle bir duygudur ki asırlara köprü olur. kalpleri ruhları kopmaz iplerle birbirine tutturur. Din kardeşlerimizi görmeden , onları tanımadan tozlu topraklar gönül deryası olur .asırlar öncesinde yaşamış Muaz Bin Cebel ,Talha ve Zübeyirler vardır… Allah ‘a olan kulluk ihlas ve samimiyetle meydan okunur geçen zamanlara. Uzaklar yakın, asırlar saniye olur. Gönül kuşları öter cahiliye çöllerinde. Ceziretül arab’ın adı artık vefa olmuştu en sevgiliye. Sonra sorular dökülmeye başlar zihnimden kalbime doğru; nedir bu ayağı çarıklı dev gönülleri Resul’e bağlayan diye? Tarık Bin Ziyad’ı düşünüyorum vefa dendiğinde.

Dipsiz ve sonu olmayan denizler geliyor aklımın karanlık köşelerine. Ve biliyorum ki Resule olan vefaydı bu, Allah ‘a olan vefaydı . Kavuşmak arzusuydu sevgilinin sünnetine. Çünkü ancak böyle bir vefa insanı bilmediği dehlizlere götürebilirdi Allah ve Resul’ünün cihat emrini bildiği için hiç düşünmeden o karanlık dehlizlere tüm benlikleriyle dalanlardır onlar… Tarık Bin Ziyad diyorum kadar büyük yüreklere. Gemileri yakmak akıl işi değildi, çünkü Yürek işiydi bu… Resul’e olan vefaydı. Endülüs diyorum semavat ve arza sığmayan tarihimize…. Tarihin tozlu anılarını içime çeke çeke ‘vefa’ diyorum hiç görmediğim bilmediğim kardeşlerime . Aradaki üç asırlık koca zaman onlardan beni ayıramıyor.

Sırf cihat için her türlü çileye katlanan kardeşlerimi düşündükçe bam telimi titretiyor gözyaşlarım …(hatıra) Elimdeki bir bardak sıcak çayı daha bir sıkı tutuyorum. Kırılırsa camları elime değil, yüregime batsın diye. Sonra bir fasılda sönük aklım ve kalbimin karanlık odacıkları gül’ü gülistan oluyor … Biz de Tarık Bin Ziyad olabiliriz diyorum. Ahir zaman ‘ın Tarik Bin Ziyad’ı, Zübeyir Bin Avvam’ı … Vefalı olmayı seviyoruz aslında. Vefa’ın tozlu raflara kaldırıldığını bilerek. Ama üzülmek yok heyhat! La tahzen innallahe meana (hüzünlenme Allah bizimle beraberdir .tevbe 40) geliyor sönük aklımın imdadına.

Karanlık perdeler yerini bir bir nurlara bırakıyor. Senin adınla başlar gönül titremelerim ya resulallah, her dem, dem vurur yokluğunun ince sızısı; aheste ve inceden … tam şuram, göğüs kafesim daralıp sızlayarak .. Kim demiş on dört asırlık uzak mesafeler yorar insanı diye? Abdest gibi tazeler ruhumu uzak mesafeler. Dizlerim kanasa da tozlu yollarda … daha bi içten sarılırım sabahları tüyleri ürperten soğuk sulara vefa diyerek. En çok sabahları anıyorum seni belki de, Bir abdest kadar yakınken bize namaz; sen dipsiz ve susuz kuyulardan çekiyordun rahmeti usul usul. ben evimde kılıyorum oysa ki. Sen ise mescid’e koşuyordun özlemle. “Vallahi Allah’tan en çok korkanınız benim.’’ Diyordun sahabe-i kiram’a. Hani Amr İbn’ül As, peygambere; Ya Rasulallah, Ben ölene kadar oruç tutup geceleri de namaz kılacağım demişti. Resulallah ise; Hayır, nefsine zulmetme! Ardından şunları eklemişti kainat’ın serveri; – “Ben bazen oruç tutuyorum; bazen de tutmuyorum .Gece namazı kılıyorum ; gecenin bir kısmında da uyuyorum” diyordu. Gözleri uzaklara daldı en sevgilinin ve şu sözleri irad etti. -“Ahir zamanda benim ümmetim namazlarını dosdoğru kılmayacaklar, oruçları da dosdoğru olmayacak, Allah’a yaklaşmak için nefisleriyle savaşacaklar ve mücahede edecekler, bu yüzden onların tutacağı oruç seninkinden çok daha hayırlıdır ya Amr İbn’ül As” demişti. Biz vefamızdan değil özlemimizden; ona kavuşmak için pür sevda tutarız nefis orucumuzu dimdik baş ve yağmuru bekleyen dualarımızla. Rahmete muhtaç çöl toprağı kalbimize serperiz açlığımızı ..

Ve şimdi dört hulefa ki asırlara bedel, Ali olmak vaktidir; Ömer olmak vaktidir … Hurma satıcısı arkadaşının sattığı hurmaları iyi ve kötüler diye birbirinden ayırdığını görünce; _ Yazıklar sana! Niçin Allah’ın yarattıklarını böyle bölerek iyi ve kötü diye ayrıma tabii tutuyorsun? diye kızarak yere oturan ve kendi elleriyle iyi ve kötü hurmaları birbirine karıştırarak ‘Her ikisini de aynı fiyata sat’ diyen Ali ! Gururla ve iftiharla söylüyorum ki ben Ömer’im.

{ Nuran Akbaş }

Bir önceki yazımız olan Sabır Sır Diyarbakır'da Bir Sur başlıklı makalemizde diyarbakır şiirleri, diyarbakır sur ve diyarbakır sur çatışma hakkında bilgiler verilmektedir.

[ Benzer Yazılar ]
[ Ne Demişler ? ]