5
Mayıs
2014
Yorum Yok
EdebiyatİslamKöşe YazılarıMakaleler
Okunma

Yağmurun Adı Diyarbakır

yağmurun adı diyarbakır

Aşkı yaratanın adı ile

Yaşanmışlıklarım vardı benim. Anlattığım, anlatamadığım,bazısını sayfalara yazdığım, bazısını rüzgârın kulağına fısıldadığım. İlmek ilmek elemlerimi nakışladığım, sevinçlerimi ise baharın gelişlerine sakladığım.

 

Son günlerde yüreğimin bana anlattığı hikâyelerin başı bir başka, sonu bir başka. Duygularımın adı bir başka,  tadı bir başka. Başını ben taşıyorken azade oluyor akabindeki kelimeler ve koşuyorlar aşka. Mekânı kendi yanımken adını kendisi yazıyor telaşla. İtaatsiz kelimelerimin peşi sıra giderken yetimliğinden tutuveriyorum yüreğimin ve bir gün birlikte gideceğimize dair söz veriyorum arzuladığımız o parka.

 

Cuma günü oğlumu okuldan almaya gittim. Okul bahçesinden gruplar halinde çıkmaya başladı çocuklar. Hepsinin gidecek bir yeri, bir hedefi, bir evi vardı. Tüm çocuklar evlerine giden yolu biliyorlardı. Kimisi yorgundu

 

ama yorgunluğu onu yolundan alıkoymuyordu. Kimisi coşkuluydu ve koşuyordu. İki gün sonrasını düşündüm. Diyarbakır caddelerini ve sokaklarını…

 

Gözlerimi kapattım. Peygamber sevdalıları akın akın yağmura koşuyorlardı. Mevsim bahar ve

 

aylardan nisandı. Toprak yağmuru bekliyordu ve yağmur gökyüzünde gülümsüyor, bir gelin edası ile kendisini sevdaya hazırlıyordu. En yeşil elbisesini giymişti yağmur. Vuslat için sabırsızdı. Sabırsız olan bir tek kendisi değildi.

 

Bunu biliyordu. Bu yüzden olsa gerek akın akın kendisine doğru gelen sevdalılarına aşkı sunuyordu. Hissediyordu sevdalılar. Hissediyorlardı Arş-ı Ala’dan yağan sekineleri. Çünkü onlar aşka meftundular. Yüzlerinde çocuksu tebessümler vardı. Gidecek evleri vardı. Hepsinin bir tek hedefi vardı. Vaktinde nevruz parkında hazır bulunmak için adımlarının acelesi vardı. İlk defa hissettim kanadımın da yüreğim gibi kırık olduğunu. İlk defa o an hissettim evsizliğimi ve yetimliğimi. İlk defa hissettim prangamın ağırlığını. İlk defa o gün hissettim ayağımın altındaki toprağın benim yurdum olmadığını.

 

Ayıp mıydı çocukça ağlamak. Oysa çok zordu gidecek bir nevruz parkı bulamamak. Ve zordu gözyaşıma

 

söz dinletebilmek. Hasret; gurbetin kucağında ısıtırken üşümüşlüğünü. Salıverdim acımı, unutsun diye dünü ve bugünü. Bir başka bahar bekler yüreğim. Sevdalıların yanında yürümeyi bir başka bahara erteler bedenim. Hicranım;  müsaade almaksızın yol alırken yüreğimden uzaklara. Vaveylamda son bir defa tebessüm ederek düştü yollara.  Asumanda kavuştu evsizliğim, diğer yetimlerin ağlaştığı feryatlara. Ayıp değildi şimdi ağlamak. Ayıp değildi şimdi gözyaşını saklamak. Yapacak tek şey vardı. Gökyüzünde süzülen kuşların kanatlarına gözyaşlarıyla bir selam yazmak.

 

Selam olsun Diyarbakır’da olanlara, nevruz parkına koşanlara. Selam olsun Peygamber aşkıyla ıslananlara. Özlem ajans sanatçılarından biri kutlu doğum mitingi arifesinde Rehber tv ekranında “ anlatılmaz yaşamak lazım

 

demişti. Evet, orda bulunmanın hazzı ne kadar anlatılmaz ise orada bulunamamanın acısı da anlatılmaz. Bizler sevda güllerini semaya savurduğunuz tevhit rengindeki yumruklarınızdan kokladık. Aşka ram olan yüreklerinizden okuduk Resulullah s.a.a sevdasını. Siz sırılsıklam ıslanırken sekine yağmuru ile. Bizler ertelenmiş bir bahar düşledik. Birlikte ıslanacağımız bir başka baharın ümidi ile.

 

Siz ey rahmet yağmuru altında sırılsıklam ıslanan canlar. Siz ey yüreği peygamber sevgisi ile yanıp kavrulan şeydaya tutulanlar. Siz ki oradaydınız ve o coşkuyu yerinde yaşamaya mazhar olanlardınız. Aşkla ıslanan

 

teninizdeki ıslaklığı kurutmayınız. O gün yüreğinizde yeşeren sevdayı öksüz bir çocuk gibi park alanında unutmayınız. Yüreğinizde yanan aşk ateşini ganimet biliniz ve gözyaşı ile sulayarak çocuklarınıza yadigâr bırakınız.

 

Bir yağmur hikâyesiydi gönlümdeki

 

Gençlik yıllarımızda adını “susa” koyduğumuz heyecanımız vardı. Elimizden alındı. Boynu bükük kaldık. Yağmur bir daha yağmaz sandık. Susa’nın kan gülleri el verdi. Elimiz yine yağmura değdi. İsmi değişti yağmurun ama dimağımızdaki izzeti ve damağımızdaki lezzeti hâlâ tazeydi. Yağmurun ismi Diyarbakır oldu. Burukluğumuzu unutturdu.

 

Yağmurun adı Diyarbakır’dı. O gün insanlar üçe ayrıldı.Nevruz parkında bulunan, aşka meftun olanlar. Aşka gönlünü kapatan, hasedinden çatlayan zavallılar. Birde ayağında pranga bulunanlar, zindan rengindeki kafeslerde

 

yaşayanlar ve bedenleri ruhlarından ayrı düşmüş yalın ayak aşka koşanlar.

 

| Ayşegül Yıldız (Dogruhaber Gazetesi) |

Bir önceki yazımız olan Çağımızın Hastalığı(Namazsızlık) başlıklı makalemizde Benim Kalbim Temiz, Çağımızın Hastalığı(Namazsızlık) ve fıkıh hakkında bilgiler verilmektedir.

[ Benzer Yazılar ]
  • La Tehzen

    La Tahzen


    Zamanın sesine değil; Kur’an’ın sesine kulak vermek lazım. Çünkü öyle bir zamanda dünyaya gelmişiz ki günahlardan kalbimizin nuru [...]
  • Bana Zamandan Haber Ver


    Bana zamandan haber ver! Nedir zaman? Hükmedemediğimiz miras mı? Yoksa saçıp savurduğumuz sermaye mi? Ne demiş Necip Fazıl: “Nedir zama[...]
  • Zamane Yusuflara…


    Yusufum seni nasıl anlatsam bilmiyorum Senin yüce sabrını, destansı azmini, çileni ve o kocaman yüreğini nasıl anlatayım Söyle Yusufum[...]
  • Eğer Kokuyorsanız Parfüm Kullanın!


    Evet… Yanlış duymadınız, bu başlık dönemin Avrupa’sının  parfüm  dükkânlarında  müşteri  çekmeye yönelik  bir  reklam[...]
[ Ne Demişler ? ]