14
Temmuz
2016
Yorum Yok
GenelİhsanİslamMakaleler
Okunma

Vahdet Ne Demektir?

Vahdet Ne Demektir?

Vahdet, birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olmaya denir. Değişik ideoloji ve inançlara sahip olanların ortak noktalarda birleşmeleri, müşterek noktalarda aynı görüş ve strstejiyı takip etmek için birlik olmalarina denir. Vahdet bazılarının algıladığı gibi insanın kendı görüşünü terk edip başkasının görüşünü kabul etmesi değildir. Bir grubun kendisini yok edip başka bir gruba ilhak olması da değildir. Bir mezhebin, bir ideolojinin kendi inancından vazgeçip başka bir inanç ve ideolojiyi kabullenmesi hiç değildir. Dünyada, bir ülkede veya bir bölgede birkaç kuruluş, inanç olabilir; onların ne zaman ortaya çıktığı ve nasıl oluştukları vahdeti oluşturmak açısından önemli değildir. Her toplumda bazı islami hareketler ve mezhep ve inançlar tarihsel olarak bazılarından önce oluşmuştur aynı günümüzdeki siyasi partiler gibi, bu zamansal farklılık hiçbir zaman haklılık ölçüsü olamaz. Hiç bir kuruluş, hareket ve mezhep ben diğerlerinden önce kuruldum öyleyse ben doğru yoldayım, ben hakkım benim dışımdakiler batıldır diyemez. Aynı şekilde bir hareketin, bir fikri akımın ve bir mezhebin bünyesinde barındırdığı kitlenin sayısal niteliği de hak ölçüsü değildir. Çoğunluk hakk ölçüsüdür ve  tarihsel öncelik doğruluk ölçüsüdür teorisinin geçersizliğini hem Kuran reddediyor, hem Resulullah’ın (s.a.a.) sünneti, hem de İmamların tarihi sireleri ve sözleri ortaya koyuyor.

    Hareketlerin ve fikri akımların nasıl ve ne zaman ortaya çıktığı önemli değil dediğimizde, zamanın fonksiyonu yoktur demek istemiyoruz, bir fikri hareketin oratya çıkmasında zaman ve mekanın son derece etkili olduğu inkar edilemez. Ama zamansal öncelik veya belli bir bölgede oluşması hakk ölçüsü değildir. Bir hareketin ve fikri akımın meydana gelmesinde  en önemli nokta “neden” oluştuğudur. Bu fikri akım, bu mezhep ve hareket neden oluştu, neden ortaya çıktı, diğer akımlarla farkı nedir, diğerlerinden bir özelliği varmıdır, diğerleriyle ortak noktaları varmıdır, nasıl bir siyaset ve stratejiye sahiptir, kimler kurmuştur, hedefleri nelerdir, hitap etmek istediği toplum kimlerden oluşuyor, diğerlerine bakış açısı nedir? Her islami hareket, fikri akım, mezhep ve ideoloji bu soruları kendilerine sormalı ve diğerlerini tanımak ve onlarla vahdet kurabilmek için onlar hakkında bu soruların cevabını almalıdır.

   Vahdet, değişik görüş ve inançlar sahip akımların, mezheplerin ve ideolojinin kendi hedef ve fikirleri doğrultusunda bir takım ortak ve müşterek noktalarda beraber hareket edip aynı stratejiyi takip edebilmek için görüş aliş verişinde bulunup dayanışma içinde olmaya denir. Bu tanımdan sonra anlaşılıyor ki vahdet bedenlerin bir araya gelmesi, insanların kuru kalabalık oluşturması değildir. Vahdet bedenlerin değil gönüllerin bir olması, ortak ve müştereklerde fikirlerin ve düşüncelerin bir olmasıdır. Öyleyse insanların ayrı ayrı hareketlerde yer almaları, çeşitli akım ve mezheplere bağlı olmaları vahdet oluşturmalarına engel olamaz bilakis oluşturacakları vahdet, en güzel vahdet ve birlik olacaktır. Değişik akımlar ve mezhepleri takip etmeleri onların tefrika ve ayrılık içinde olmalarına sebep olmamalıdır. Ama fikir birliği oluşturulmaz ve müştereklerde dayanışma sağlanmazsa, fertler arasında gönül bağı yoksa insanlar bir harekette , bir akım ve bir mezhep şemsiyesi altında olasalar da vahdet ve birlik içinde değil ihtilaf ve tefrikadadırlar. Bir toplum ve akım içinde olmaları, bir takım menfaat ve çıkarlar icabı olmuştur, onları biraraya toplayan fikir birliği, gönül bağı değil bazı zahiri ve maddi etkenlerdir. Böyle bir toplum kesinlikle ilerleme kat edemez, tekamüle eremez. Ya zamanın şartlarına uyamayıp yok olmaya yüz tutacaktır veya varlığını sürdürebilmesi için hep sima değiştirecektir.

Vahdetin Zarureti

   Vahdetin ve birliğin zarureti ve önemi hakkında konuşmak ve yazmak boş yere zaman kaybetmek olur, söylenenleri, yazılanları tekrarlamak olur. Bu konu hakkında alimler, halk ve  toplum arasında gizli bir nokta yok ki onu açıklamaya çalışalım; Kuran ayetleri, hadisler, tarihi gerçekler vahdetin toplumdaki etkisi ve tefrikanın getireceği zararları beyan edilmiştir ve o kadar aşikardir ki onları anlamamak için kör, sağır ve akılsız olmak gerekir. Bazı ayetleri teberrük olarak zikr ediyoruz.

   Kur’an’ın en fazla üzerinde durduğu konulardan birisi şüphesiz vahdettir; gerçek vahdet, amelde oluşan, pratikte görülen kardeşlik, bir vücut gibi olan birlik ve beraberliktir. Sözde ve hiçbir ameli yönü olmayan sloganik vahdet değil. Müslümanlar ellerindeki imkanlar ölçüsünde islami vahdeti oluşturmalı ve tefrikadan kaçınmalıdırlar. Allah-u teala insanları değişik ve farklı yaratmiştır; farklı ırk, dil, coğrafya, kavim ve millete sahip olarak yaratmıştır. Bizleri vahdet ve birliği sağlamaya ve tefrikadan kaçınmaya davet etmesinden anlaşılıyor ki müslümanlar, islami vahdeti sağlayabilirler aksi takdirde vahdete emr etmez ve tefrikadan nehy etmezdi.

   İsalami vahdet nasıl oluşturulmalı bunun da yollarını göstermiştir. Nasıl vahdet kurumamız gerektiğini öğrettiği gibi tefrikadan nasıl kurtulmamız gerektiğini ve zararlarını da beyan ediyor. Vahdetin faydalarını açıkladığı gibi vahdeti engelleyen unsurları da açıklamıştır.

  Vahdet, zahiri bir antlaşma, insanların birbirlerine verdikleri karşılıklı bir söz değildir. Vahdet, insanların kalbine yerleşmesi gereken onun fıtratından kaynaklanan bir kardeşlik bağıdır. İnsanın fıtratı, ilahi din üzere yaratıldığı için insan, Kur’an ayetlerini bu fıtratı üzere değerlendirmeli ve ona yönelmelidir.

1- ” Hep birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölük bölük olmayın ve anın Allah’ın size verdiği nimeti, anın o zamanı ki düşmandınız birbirinize, kalplerinizi uzlaştırdı, nimetiyle kardeş oldunuz.. İçinde ateş olan bir çukurun tan kenarındaydınız sizi kurtardı ordan. Allah, doğru yolu bulasınız diye delillerini böyle açıklar işte.” Al-i İmran / 103

Allah-u teala ayette birkaç noktayı beyan buyuruyor:

  • ” Allah’ın ipine sımsıkı sarılın”, Allah ile kulları arasında bir bağın olduğunu, insanları Allah’a ulaştıran bir vesile olduğunu hatırlatıyor. Bu bağ, bir tarafı Allah’ın elinde diğeri kulların arasında olan ip olarak beyan ediyor. Bu ip ve bağ, Kur’an, din ve Resulullah’tır. Kim bu ipe sarılır yani dine, Resulullah’a ve Kur’an’a uyarsa kesinlikle Allah’a ulaşacak ve kurtuluşa erecektir.
  • ” Hep birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın”, ayette Allah’ın ipine hep birden sarılmayı emr ediyor. Müslümanların, Allah’ın ipine ayrı ayrı , grup grup değil beraber sarılması gerektiğini beyan buyuruyor. Herkes kendisine  bir karı açıp, değişik  iplere sarılarak ilerlemeye çalışmasın, diyor. Hem bir ipe sarılın, hem de beraber sımsıkı sarılın. Yani Allah yolunda beraber ilerleyin, beraber düşünün birbirinizle yardımlaşarak hareket edin. Birbirinizin elinden tutarak hak yolda ilerleyın, işlerinizde istişare ederek aynı hedef doğrultusunda beraber yürüyün. Farklı yollar takip etmeyin.
  • ” bölük bölük olmayın”, ayet şiddetle tefrikaya düşmekten nehy ediyor. Hak yolda gidenlerin arasına fitne ve tefrika sokan çok olur, müslümanları bölüp onları parçalamak isteyen ve onların kardeşlik ve vahdetini bozmak çabasında olan düşmanlar devamlı olacaktır. Müslümanlar düşmalarını iyi tanıması gerekir. Kura’an, bizlere düşmanı da tanıtıyor; biri dini, Kur’an’ı yok etmek isteyen, müslümanların hak yolda gitmelerini engelleyen, müslümanların vahdet ve birliğini bozup onları tefrikaya düşürerek sömürmek isteyen kafir, müşrik, munafık ve emperyalistlerdir. Diğeri ise bizimle aynı dine inanan, aynı kitabı kabul eden, aynı kıbleye yönelen ve aynı peygamberin ümmeti olduğunu söyleyen ama bizimle anlaşamayan arada tefrika olan kimseler.

   Kur’an, bizlere  bunların herbirine karşı  ayrı ayrı vazife ve görev tayın etmiştir. Her ikisine karşı aynı mücadele yolunu öngörmemiştir.

   Birinci gruba ve düşmana karşı; küfre, nifaka ve şirke karşı savaş ve cihat öngörmüştür. Düşmanı yok edene kadar mucadele edilmesi gerektiğini beyan buyurmuştur. Kura’an’da cihat hakkında geçen ayetlerin hepsi bu düşmana yöneliktir. Kafir, müşrik ve munafıklara karşı savaş ve onların yok olup, yeryüzüne Allah’ın dini hakim olana kadar savaşı öngörüyor.

  Ama ikinci gruba karşı mücadele ise çok farklıdır. Allah-u teala çok değişik bir metod ve yol göstermiştir. Bu ikinci grup insanlarla mücadelede, düşmanı yok etmek ve onlarla savaşarak onları yenmeye çalışmanın yerine aradaki düşmanlığı yok etmeye davet ediyor, müslüman kardeşlerimizle aradaki kini, düşmanlığı, kırgınlığı yok etmeye emr ediyor:

” Ve iyilikle kötülük bir değildir. Aranıydaki düşmanlığı ( kötülüğü) en güzel bir muameleyle defedin, bir bakarsın ki aranızdaki düşmanlık olan kişi, sanki senin en yakın bir dostun olmuştur.” Fussilet / 34.

 Görüldüğü gibi Allah-u teala buyuruyor, aranızdaki kini, düşmanlığı, kırgınlığı yok etmeye çalışın. Bizim ile muhalif olan kişinin dostumuz olmasını istiyorsak, onunla vahdeti sağlamak peşindeysek, onunla savaş ve kavga halinde olmayı, onun aleyhine çalışmayı, onu yok etmeyi ve kendimize boyun eğdirmeye çalışmayı terk edip onunla iyi geçinip aradaki kötülük ve düşmanlığı yok etmeye çelışmamız gerektiğini anlıyoruz. Elbette bu zor bir iştir herkesin yapabileceği bir çaba değildir. Kur’an, bunu da beyan ediyor:

“Bu huy, sabredenlerden başkasına verilmez ve akıldan, tedbirden büyük hisseye sahip olmayanlara bu nasip olmaz.Ve eğer şeytan seni vesveseye düşürür de bu huydan vazgeçirmeye kalkışırsa  hemen sığın Allah’a ; şüphe yok ki O her şeyi duyar ve bilir.”  Fussilet /35-36.

    Eğer bu ayete amel edilir, aynı dine ve mezhebe sahip, aynı kitabı okuyup aynı kıbleye yönelen müslümanlar, aralarındaki düşmanlığı, kini, kötülüğü ve tefrikayı yok ederse o zaman gönül rahatlığıyla kardeşce birbirlerinin yanında yer alarak vahdeti engelleyen prüzleri ve zorlukları yok edecekler ve Allah’ın ipine sımsıkı sarılmış olacaklardır.

  • ” anın Allah’ın size verdiği nimeti, anın o zamanı ki düşmandınız birbirinize, kalplerinizi uzlaştırdı, nimetiyle kardeş oldunuz “. Vahdet dünyevi menfaatlar için veya dünyada bir güç elde etmek için insanların bir araya toplanması, zahiri bir antlaşma yapmalari ve bedenlerin bir araya toplanması değildir, ayette de belirtildiği gibi kalplerin bir olması, fıtrattan kaynaklanan kardeşlik bağı ve  insanları bir hedef doğrultusunda hak yolda birleştiren gönül birliğidir. Kalpleri birbirine yakınlaştıran ülfettir. Allah-u teala ayette belirtiyor: , anın o zamanı ki düşmandınız birbirinize”, eğer insanlar dünyevi çıkarları ve nefsi arzuları için hareket ederse devamlı kavga halinde yaşayacaklardır, kalplerinde birbirlerine karşı düşmanlık güdeceklerdir. Allah-u teala müslümanlar arasına rahmet tohumlarını ekip onların kalplerini uzlaştırdı, kalplerinde ülfet icad ederek onları kardeş olmalarını sağladı ve Rabbul alemin bunu büyük bir nimet olarak nitelendiriyor. Vahdeti, kardeşliği ve muminlerin arasındaki şefkat ve muhabbeti, kendilerine vermiş olduğu nimet olduğunu hatırlatıp anmalarını istiyor.

  Müslümanlar arasındaki vahdet ve kardeşliği yalnız Allah sağlayabilir: “Onların gönüllerini birleştirmiştir. Yeryüzünde ne varsa hepsini harcasaydın gene de onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah aralarını uzlaştırdı..” Enfal / 63. ayette açıkca belirtiliyor ki dünya malı, maddi imkanlar insanlar arasında merhameti, kalplerdeki ülfeti ve gönüllerdeki sevgi ve muhabbeti icad edemez. Dolayısıyla hiç bir maddi güç müslümanlar arasında vahdet sağlayamaz, maddi ve dünyevi imkanlar bedenleri birbirine yaklaştırır ama kuru kalabalık oluşmasına sebep olur ama gerçek vahdeti asla sağlayamaz. Aynı şekilde kalplerde gönül baği olan ve aralarında ülfet ve kardeşlik oluşmuş bir toplumun fertleri birbirlerine karşı merhametlı düşmanlara karşı ise şiddetli olacaklardır:”…..O’nunla   (Resulullah ) beraber bulunanlar kafirlere karşı şiddetlidirler, kendi aralarında merhametlidirler..” Feth / 24. Müslümanlar bu vahdeti sağladılarmı artık hiçbir güç onları yenemez , onların birlik ve beraberliğini bozamaz aralarına tefrika sokamaz.

Abdusselam EPREM | SözveKalem Dergisi

[ Benzer Yazılar ]
  • kuyu değil çeşme

    Kuyu Değil Çeşme Olmalısın


    Azizim, Bir önceki müzakeremizde seninle “dava”yı konuştuk. Dava’nın kendisine mensup olanları aziz edeceğini ama kendisine savaş a[...]
  • RUHİ BİR HASTALIK

    RUHİ BİR HASTALIK: HASET -2


    Tedavisi                                                         En güçlü tedavi yönt[...]
  • peeygamber

    Peygamberim Muhammed(S.A.V)


    Bu şiir hayatımın şiiridir,bir çok şiir yazdım ama hiç biri benim gözümde bu şiir kadar anlamlı olmadı ve hiç bir şiirim bu kadar [...]
  • esra-demir

    Hakim Bey


    İnsanın, insana karşı adaleti! Evet; bana bu konuyu düşündüren, şu günlerde çokça karşıma çıkan ‘Adalet’ kavramı… Herkes b[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar