15
Aralık
2013
Yorum Yok
İslamMakaleler
Okunma

Tevhid ve Tekfirde Doğru Yol

TEVHİD VE TEKFİRDE DOĞRU YOL

Çoktan beridir tevhid ve tekfir konusunda yazmak istiyordum. Onunla mü`min kardeşlerimizi vasat yola yani kitap, sünnet ve selef-i salihinin yoluna irşad etmeye çalışmak istiyordum. Ancak konunun önemi ve hassasiyeti beni hep frenliyordu. Ancak en son kendime emir addettiğim birçok abi ve dostların talebi bana tercih hakkı bırakmadı. Allah-u Teâlâ’dan tevfik isteyerek yazmaya başladım. Şöyle ki …

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun! Ümmi ve hatem olan Nebisi Muhammed’e, Onun âline, ashabına ve sünnet-i seniyyesine ve Ona tabi olanlara salât ve selam olsun!

Kıymetli İnzar dergimizin okuyucuları! Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuh!

Bu sayımızda da bu, çok önemli konuyla huzurunuzdayım.

Çoktan beridir tevhid ve tekfir konusunda yazmak istiyordum. Onunla mü`min kardeşlerimizi vasat yola yani kitap, sünnet ve selef-i salihinin yoluna irşad etmeye çalışmak istiyordum. Ancak konunun önemi ve hassasiyeti beni hep frenliyordu. Ancak en son kendime emir addettiğim birçok abi ve dostların talebi bana tercih hakkı bırakmadı. Allah-u Teâlâ’dan tevfik isteyerek yazmaya başladım. Şöyle ki:

Başta “Tevhid” ve “Tekfir” kelimelerinin arasında tarihi bir bağ ve hakikat olduğu için konuya başlık olarak seçtiğimi belirtmek isterim. İnşaallah biraz sonra o bağ ve hakikati zikredeceğim.

Tevhid lügatte bir şeyi birlemektir. Veya bir şeyi bir bilmektir.(1)

Tevhidin şer’i manası ise, Allah-u Teâlâ’yı bir bilmek, yalnızca O’na ibadet etmek; zat, sıfat ve filinde birliğini kabul etmektir.(2) Bir tarife göre de yarattığı kâinatta ortak, zatında bölüm ve sıfatında benzerlik olmadığına inanmaktır.(3)

Sonra da bu kelime akaid ve iman ilminin adı olmuştur.

Tekfir ise, “keffere”nin masdarıdır. Lügat manası birini bir şeyi inkâr etmekle yargılamaktır. Istılahî manası ise, “Ben Müslüman’ım” diyen veya kendini Müslüman addeden birini Müslüman olmamakla, mürtedlik veya kâfir olmakla suçlamaktır. (Mü’cemü’l-Vasit)

Bu iki kelimenin arasındaki tarihsel bağ ve hakikat şöyledir: “Lailaheillallah Muhammedun Resulullah” diyen herkes Müslüman, muvahhid ve ehl-i tevhid bilinirdi ve öyle denilirdi. Sonra kitap ve sünnete dayalı olan selef-i salihinin çizgisinden ayrılan bu iki fırka çıkınca ilk defa tekfiri onlar başlattılar.(4) Ve sadece kendilerini muvahhid saydılar. Özellikle Mutezile fırkası kendilerine “Ehl-i Adl ve’l-tevhid” diyerek kendilerine özel isim haline getirmeye çalıştılar. Ancak kendileri dışında hiç kimse o isimle onları anmadı.

Bu tarihi hakikatte de görüldüğü gibi eskiden beri sadece kendilerine “Tevhidi Müslüman” diyen ve sayan fırkalar, kendileri dışındaki Müslümanları hep tekfir ediyorlar. Okları genelde Müslümanlara yöneliktir. Bunlar dün “Hüküm Allah’ındır” diyerek Hz. Ali(RA)’yi tekfir ettiler ve gözlerini kırpmadan öldürdüler. Bugün de aynı sözü kullanarak Müslüman kardeşlerini deviriyorlar. İsrail ve Amerika`nın istediğini, Sisi’yi iktidara getiriyorlar. Sadece Allah’ın hükmünü hâkim kılmak için kıyam eden binlerce Müslümanın topluca öldürülmesine yardımcı oluyorlar. Müslümanların içine tefrika sokarak zayıflatıp kâfirlerin işgaline zemin hazırlamaktan (bilerek veya bilmeyerek) başka bir iş başarmamışlar. Tarih boyunca acı gerçek budur. Ne garip ve acıdır ki kendileri her yönleriyle Harici oldukları halde kendilerini ehl-i sünnet ve selef-i salihine isnad ediyorlar. Harici’ler gibi cahilce davet ve cihad yoluna çıkmışlar. Bilerek veya bilmeyerek maalesef böylece tahribata alet oluyorlar. Bu fitneyi kısmi de olsa bertaraf etmek için bu yazıyı yazıyorum. Tevfik ve tesir Allah’tandır.

Şimdi bir önsöz olarak ehl-i sünnet ve selef-i salihin’e göre kim mü`min, kim Müslüman, kim kâfir ve kim mürted bunu bilmek için “İman”, “İslam”, “Küfür” ve “Riddet”in tarifini yapacağız. Sonra konuya geçeceğiz. Şöyle ki:

İman: İmanın lügat manası, bütün âlimlerce tasdik(inanmak)tir. Zira “وما انت بمومن لنا” (Yusuf 17) ayeti açıkça (Sen bize inanmazsın) manasındadır. Şer’i manası ise, İslam dininden açıkça (delilsiz) bilinen hükümlere (akaid kitaplarında ‘zaruriyat-ı diniyye’ olarak tabir edilir) inanmaktır. (5)

Hz. Ömer’in hadisinde Hz. Cebrail Aleyhisselamın Hz. Resulullah (SAV)’a “İman nedir? Bana imanı anlat” sorusu üzerine Hz. Resulullah (SAV), “İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, resullerine, ahiret gününe ve kaderin hayır ve şerrine inanmaktır” diyerek cevap vermiş. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai / El-Tac / Şeyh Mansur Ali Nasıf İslam ve iman konusunda)

Kur`an-ı Kerim’de de birçok ayette bu hadise benzer ifadeler vardır. Örneğin: “Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği bu kitaba ve bundan önce indirdiği kitaplara inanın. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse uzak bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa: 136)

Bu geçen izahattan anlaşılıyor ki zikredilen altı esaslara veya Akaid âlimlerinin tabiriyle zaruriyat-ı diniyye (İslam dininden açıkça bilinen hükümlere) inanan bir insan, İslam dininin hükmüne göre mü`min sayılır. Kur`an ve sünnette mü`minlere va’dedilen mükâfatlara Allah’ın izniyle mazhar olur.

Başka bir tabirle bu altı rükne (esasa) inanan bir insan iman mektebine giriş yapmıştır, kayıt yapmış, derse alınmış ve mektebin daimi öğrencilerinin saffına kabul edilmiştir. Artık bu insanın ilim ve salih amelde göstereceği başarıya göre iman derecesi artar ve mükâfatlara mazhar olur. Ancak bu altı rükünden birine bile inanmayan, okula alınmaz ve mü`min sayılmaz.

Şimdi de İslam’ın lügat ve şer’i manası nedir bakalım. Öğrenelim ki Müslüman kimdir bilelim.

İslam: Lügatte emre uyma, itaat etme, ona karşı inat etmeme, dik kafalılık yapmama, boyun eğme ve ikrarı istenilen bir şeyi ikrar etmektir.(6)

Şer’i manası ve tarifi ise, Hz. Ömer(RA)’in rivayet ettiği hadisin başında Hz. Cebrail aleyhisselam’ın zikrettiğimiz sorusuna cevap olarak Hz. Resulullah (SAV)’ın açıkladığı gibi, “İslam, Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şahitlik etmek, farz namazları kılmak, zekât vermek, Ramazan ayının orucunu tutmak ve imkânı varsa Allah’ın beytini hac etmektir.”

Hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bu tarife göre bir insan bu sahih hadisteki beş esasa uyarsa ve kendinde tatbik ederse Müslüman sayılır. Müslümanlarla ilgili bütün İslami hükümler ona uygulanır. Zira o, Müslüman toplumun bir ferdidir artık.

Bir hususa da dikkat çekelim. İmanın ve İslam’ın tariflerinden anlaşıldığı gibi iman, kalbi bir iştir ve gizlidir. İslam ise ameli ve aleni bir iştir. Onun için İslam imana alamet sayılmış. Allah, Kur`an’da imanı zikrettiği her yerde genelde yanında salih ameli de zikretmektedir. Başka bir tabirle iman proje ise İslam, bina konumundadır. Proje ne kadar mükemmelse bina da o kadar düzgün ve mükemmeldir veya bina ne kadar güzel ve düzgün ise bu, projenin de o kadar mükemmel olduğunu göstermektedir.

Hatta İslam âlimlerinin cumhuru “kelime-i şehadeteyn tek başına imanın varlığına alamet olarak yeterlidir” demişlerdir. Bazı âlimler de “mazereti olmayanlar için imanın bir cüzüdür” demişlerdir. Yani kalbi iman, kişi için yetmiyor mutlaka dili ile de kelime-i şehadeteyni söylemesi gerektiğini söylemişler. Bazıları da “namaz, zekât, oruç ve hac gibi farz ameller de imanın alameti değil rükünleridir” demişlerdir. Ancak böyle diyenler de diğerleri gibi “inkâr ve inat olmadan bu amelleri yapmayanlar kâfir değil fasık olurlar” demişlerdir. Demek bu da gösteriyor ki bu âlimlerin amacı amel, normal imanın cüz’ü değil, kâmil imanın cüzüdür. Ki bunda şüphe ve ihtilaf yoktur. Her âlimin kabulüdür.(7)

Şimdi de küfür ve Riddetin tarifini ele alalım.

Küfür: Lügatte inkâr, örtme ve imanın zıddı manasındadır.

Küfür şeraitte ise, Allah’ı ve elçilerinin O’ndan bize getirdiklerinin tümünü veya bir kısmını inkâr etmek ve yalanlamak manasındadır. Başka bir tabirle (Ki lügat manasında da zikrettiğimiz gibi) imanın zıddıdır. Yani zaruriyat-ı diniyyenin (İslam’ın kesin ve açıkça bilinen hükümlerinin) tümünü veya bir kısmını hatta tek bir hükmünü inkâr etmektir. Veya diğer bir tabirle imanın altı rüknünün hepsine veya bazılarına inanmamaktır.(8)

Riddet ise lügatte, İslam’dan dönmektir. Bu da ister niyetle olsun, ister (mazeretsiz) küfrü gerektiren bir sözü sarf etmek veya bir fiilde bulunmakla olsun; ister inançtan, ister inattan ve ister istihzadan olsun fark etmez. (9)

İmam Tahavi, “Kişi ancak onunla imana girdiği şeyi inkâr etmekle imandan çıkar!” diye beyan etmiştir. (10)

Zikrettiğimiz küfür ve riddetin tarifine göre kâfir, hiç Müslüman olmayan kişidir. Mürted ise Müslüman olduktan sonra açıkça küfre dönen kişidir.

Konumuzun daha iyi anlaşılması için biraz daha açmakta fayda görüyorum:

1- Bütün âlimlerin icmaıyla şer’i mazereti olmayan bir insan, Allah-u Teâlâ’nın varlığını veya birliğini veya Kur`an ve mütevatir sünnette yer alan her hangi bir vasfını inkâr ederse kâfir olur. Hâşâ O’nun ortağı veya benzeri veya müştakı olarak tesir edebilme gücünü O’ndan başka bir şeye isnat eden yine kâfir olur. Kevni olsun şer’i olsun hüküm etme ve müstakil bir şekilde şeriat koyucu hakkını ve yetkisini Allah-u Teâlâ’dan başka birine veren de kâfir olur. Müstakil bir şekilde yaratma, ihya etme ve öldürme vasfının başkasında olduğuna inanan da yine kâfir olur. Ya da bilinçli olarak herhangi bir noksanlığı Allah-u Teâlâ’ya isnad eden kişi de kâfir olur.

2- Kur`an ve mütevatir sünnette tarif edildiği gibi meleklere iman etmeyen, onları inkâr eden küfre girer.(11) Cinlerin varlığı da Kur`an ve sünnetle sabit olduğu için inkârları küfürdür.(12)

3- Genel olarak Allah-u Teâlâ’nın elçilerine gönderdiği kitaplarına ve özel olarak da Kur`an ve sünnette adlarıyla zikredilen Tevrat, Zebur, İncil, bazı suhuflar ve Kur`an’a iman etmeyen, inanmayan başka bir tabirle inkâr eden kâfir olur.

Kur`an’dan tek bir ayeti bile inkâr eden kâfir olur. Zira Kur`an’ın hepsi mütevatirdir, ümmetin icmaıyla ilk nazil olduğu gibi mahfuzdur. Tahrifat ve değişikliğe uğramamıştır. Allah-u Teâlâ’nın korumasındadır. Aksini iddia eden küfre girmektedir. Kur`an’ın, Allah-u Teâlâ’nın son kitabı ve önceki kitapların da nasıhı olduğunu inkâr eden mürted olur ve küfre girer. Zira bu da ayet ve hadislerle sabittir. Ancak “katiyuddelale” (manası açık ve kesin) olmayan ayetlerin mana, tefsir ve tevilinde ilmi ihtilaf ve değişik içtihada girmek küfür olmadığı gibi mahzuru yoktur. Yeter ki tahrifat niyetiyle olmasın. (13)

Hadis de dinin ikinci kaynağı ve dayanağı olduğu için mütevatir kısmını inkâr etmek küfürdür. Mütevatir olmayan kısmı ise eğer kişi kesin hadis olduğuna inandığı halde inkâr ederse, tahkir ederse veya yalanlarsa küfre girer.

4- Allah-u Teâlâ’nın bütün peygamber ve elçilerine özellikle de Kur`an’da isimleri geçenlere Kur`an ve sünnette zikredilen vasıf ve özellikleriyle iman etmeyen, inkâr eden, istihza eden ve tahkir eden küfre girer.

Özellikle Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellemi bütün insanlara gönderdiğine ve son peygamber olduğuna inanmayan ve iman etmeyen kâfir olur.(14)

5- Ahiret gününe ve cismani haşre inanmayan ve inkâr eden küfre girer. (15) Kadere iman etmeyeni tekfir eden çok olmakla beraber konu ihtilaflıdır. Zira delilleri ya katiyuddelale değildir ya da mütevatir değildir.(16)

Not: Bu yazımda ancak bu kadar yazabildim. Bazı mazeretler özellikle de hastalık beni bayağı zorladı. Değerli okuyucularımızı üzmek istemediğimden kendimi zorlayarak yazdım. Bana dua etmeniz için bunu anlatıyorum. Yoksa sizi hastalığımdan dolayı üzmek istemem. Eskiye nazaran şu anda kısmen iyiyim. Zaten hastalığımdaki bu son hafiflik, yazımı yazmama vesile oldu. İnşaAllah gelecek yazıda Allah(CC)’ın yardımı ve inayetiyle konumuzu bitirmeye çalışacağım. Selam ve dua ile sizi Allah’a emanet ediyorum.

Devamı için Tıklayın >>  Tekfirde İhtiyat ve Selametli Duruş

M. Beşir Varol / İnzar Dergisi – Ekim 2013 (109. Sayı)

Kaynaklar
1- El Akidetü’l-İslamiyye / Dr. Mustafa Said el Hın ve Dr. Muhyeddin Dib Mısto s. 24
2- Adı geçen kaynak
3- Tahavi Akidesinin şerhi / Allame Muhammed Baberti.
4- Mehasinu’t-te’vil / Tefsiru’l-Kasımi / Nisa suresi 48. Ayetin tefsirinde c.2 s. 341
5- El Akidetü’l-İslamiyye / Dr. Mustafa Said el Hın ve Dr. Muhyeddin Dib Mısto s. 13
6- Adı geçen kaynak s. 15
7- Adı geçen kaynak s. 14, Avnu’l-Murid Şerhu Cevheretü’l-Tevhid / Abdulkerim Tetan ve Muhammed Edib Keylani c. 1 s. 242-259, Şerhu Akidetü’t-Tahaviyye / Muhammed Baberti s. 98-99
8- El Akidetü’l-İslamiyye / Dr. Mustafa Said el Hın ve Dr. Muhyeddin Dib Mısto s. 576-577
9- Adı geçen kaynak s. 557-558, El Fıkhu’l-İslami / Vehbe Zuhayli c. 7 s. 5576
10- El Akidetü’l-İslamiyye / Dr. Mustafa Said el Hın ve Dr. Muhyeddin Dib Mısto s. 558
11- Adı geçen kaynak s. 227
12- Adı geçen kaynak s. 533-535
13- Adı geçen kaynak s. 247-258
14- Adı geçen kaynak s. 280-372, Sebe suresi 28, Araf suresi 158, Enam suresi 19, Ahzab suresi 40
15- Adı geçen kaynak s. 422-456
16- Avnu’l-Murid li Şerhi Ceheretü’t-Tevhid / Abdulkerim Tetan ve Muhammed Edip el Keylani c. 2 s. 606, 607,608,609,610,-616

[ Benzer Yazılar ]
  • Ölümden önce ne yapılmalı

    Ebedi Dünyaya Varış: Ölüm


    Gün ağardığı vakitlerde koştuk pencere başına. Geleceksin diye beklerken içimiz geçmiş. Karşı komşumuz Gülşen Teyze bir tas çorb[...]
  • Cenneti Satın Alanlar Kimlerdir?


    Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, bugünkü gündeminde, canlarıyla ve mallarıyla Allah yoluna feda edenlere dikkat çekiyor ve bu dün[...]
  • Yiğit Genç Kimdir?


    Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, bugünkü gündem yazısında yiğit gençlere seslendi. Târihindeki Osman Gâzî ve nesli gibi diğerg[...]
  • İttikaf Nasıl İhya Edilmeli

    İttikaf Nasıl İhya Edilmeli


    İtikaf hediye içerisinde bir hediye rahmet içerisinde bir rahmettir. İtikaf faniden ayrılıp baki olanla buluşmadır. Bedeni ,maddeyi ve ç[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar