4
Nisan
2014
Yorum Yok
İslamKöşe YazılarıMakalelerNecat ÖzdemirTwitterYoutube
Okunma

Sosyal Ve Asosyal Medyada Ahlak

sosyal medya ve asosyal medyada ahlak

Her şeye miktarınca kıymet ve yer vermek lazım.

Gündelik hayatta olduğu gibi hayatın bir parçası olan medyada da

ölçüsüzlük, bireysel ve toplumsal bünyeyi bozar.

——————————————————————————————————————————————————————

Twitter yasağının konuşulduğu bugünlerde başka bir yönden sosyal ve asosyal medyaya bakmakta yarar vardır. Herkesi yakından ilgilendiren, toplumsal hayatın huzurunu teşkil eden mucizevi bir yön: Ahlak…

Her alanda olduğu gibi sosyal ve asosyal medyada da toplumsal düzen ve huzur için gerekli bir ahlak ve ilkeler bütünü vardır. Medyada yazıp çizmek, daha çok “kemiği olmayan dil”in alanına girmektedir. Bu nedenle dille ilgili ahlaki ilkeler bu sahayla da yakından ilgilidir.

Gıybet, dedikodu, yalan, iftira, hakaret, tehdit, tahkir, tezyif ve israf-ı kelam gibi dilden sudûr eden helak edici ahlakî hastalıkların tümü medyanın sosyal ve asosyalini kullanan kimseleri ciddi bir şekilde ilgilendirmektedir.

Her alanda olduğu gibi sosyal ve asosyal medyada da olması gereken örnek ahlakı analizden önce altı çizilmesi gereken bir husus vardır. Şöyle ki: kapılanların zannettiği gibi hayat, sosyal ve asosyal medyadan ibaret değildir. Ayrıca bunlar hayatın önemli bir bölümünü de oluşturmamaktadır. Medyada kişilerin yazdıkları, yazmadıkları ve kelimeler kifayet etmediğinden yazamadıkları vardır. Medyaya bu nazarla bakılmalı, hayatın ve mefkûrenin bütününü yansıttığı yanılgısına düşülmemelidir.

Mârifet, ibadet, maişet ve siyaset… Her şeye miktarınca kıymet ve yer vermek lazım. Gündelik hayatta olduğu gibi hayatın bir parçası olan medyada da ölçüsüzlük, bireysel ve toplumsal bünyeyi bozar.

Ölçü sağlanamadığından yaşadığımız coğrafyada ortam hep sıcak, çoğunlukla gergindir. Kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla beraber bu sıcaklık ve gerginlik artmıştır.

Eskiden bir mahallede iki kişi, ya da birkaç kişi arasında gerçekleşen bir çekişme ya da sataşma bugün sosyal ve asosyal medya maharetiyle dünyanın öbür ucundaki birinin gündemine girmekte ve onu da bu çekişme ve sataşmaya dâhil etmektedir.

Bundan ötürü söz’ün ciddiyetini daha fazla önemsemeli. Yunus Emre gibi gönül insanlarının: “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz” şeklindeki sözlerine kulak vermeli, “El yarası geçer, dil yarası geçmez” diyenlerin vurguladığı elden daha güçlü olan dilin yapma ve yıkmadaki gücü hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.

Günümüzün söz sahipleri, hatip ve şairlerden çok kalem/klavye erbabı ve medya mensuplarıdır. Haberi hazırlayan muhabir, manşeti belirleyen editör, köşesini yazan yazar, tweet ve yorum yazan kişi sözünün ciddiyet ve etkisinin farkında olmak zorundadır. Sarfedilen sözlerin bir savaşın fitilini ateşleyebilecek ya da bir savaşı sonlandırabilecek ciddiyette olduğu unutulmamalıdır. Bir muhabir, yazar, editör ya da tweetçi ve yorumcu yazarken yazdığının ne kadar yapıcı, gerçekçi, adil, insaflı, öngörülü ve ölçülü olduğunu hesaba katmak ve buna göre yazıp çizme erdemini göstermek zorundadır.

Bu erdem yeterince gösterilmediğinden, hayra, huzura ve insanların olgunlaşmasına hizmet etmesi gereken medya, çoğu kez toplumu germekte, kamplaşmaları, uçurumları, kin ve nefreti arttırıp derinleştirmektedir.

fac

Pireyi deve yapma kabiliyetiyle medya, dünyanın öbür ucundaki dinamikleri harekete geçirmekte ve kitleleri adeta patlamaya hazır bombalara dönüştürüp, çoğu zaman patlatmaktadır. Ayrıca ortalığı velveleye verip, birlikte yaşamın temeline dinamit koymaktadır.

Topluma öncülük etmesi gereken bilgin, aydın ve âlimler ise maalesef bu tür güncel sorunlara çözüm sunamamakta, yer yer kendileri de medyayla gelen hayatın ivediliğine kapılmaktadır…

Oysa önümüzde devasa bir prensipler manzumesi ve bunların uygulandığı altın tablolar var. Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz’in model hayatı…

Nerede hangi tavır takınılır? Hangi ayet nerede nasıl uygulanır? Hangi muhataba nerede, nasıl davranılır? İslam’la şuurlanmış bireyin duruş ve seviyesi nerede, nasıl olmalıdır? … gibisinden onlarca soruya ilişkin doyurucu ve yeterli aydınlatmalar temel kaynaklar ışığında yapılmalı, sosyal ve asosyal medyanın körpe zihinleri kapıp sürüklemesine mahal verilmemelidir.

İlim erbabı; toplumsal güven, huzur ve birlikteliği sağlama noktasında gereği gibi öncülük edebilmeli, Kur’an’dan ve Hazret-i Peygamber’in model yaşantısından inci ve mercanları derip gençliğimize sunmalıdır.

Bu, gereği gibi yapılamadığından olsa gerek, sosyalinden asosyaline medya ahalisinin hali içler acısıdır… Siyaset üretenlerin, toplumsal yaşama pozitif yönden katkı sunanların, fikir meclisi oluşturabilenlerin sayısı olması gerekenin çok çok altında.

Özellikle sosyal medyada kendilerinden olgunluk beklenen kudsî mefkûre mensubu kimselerin seviyesizlerle adeta seviyesizleşmesi, bayağılaşması, öfke, sığlık, basitlik ve hamlıkla anılması kabul edilebilir bir durum değildir.

Gençlik adeta hisleri, duyguları, tepkileri, öfkeleri ve yarım yamalak bildikleri üç-beş ayet, hadis, slogan ve rivayetle baş başa bırakılmaktadır. Kavga, gürültü, kin, düşmanlık ve tepki üretenlerin siyaset üretmesi zordur. Toplumsal olarak sükûnetle siyaset üretenlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır…

Her alanda ayakları yere basan, tarihsel ve ilmi dayanakları bulunan, çağı doğru okuyup, geleceği öngörebilen yapıcı siyaset reçeteleri lazım. Lazım; ama nerede Kur’an’dan şu ayetleri terennüm edebilecekler:

“İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.” (Fussilet – 34)

“Rahmân’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) ‘Selam!’ derler (geçerler)” (Furkân – 63)

Bu ayetleri kim nerede nasıl uyguluyor” sorusuna pratik uygulamalar ve örneklerle cevap verilebilmelidir. Ayrıca Peygamber Efendimiz’in şu sözleri de bu noktada yol göstericidir:

“İnsanlar iyilik yaparsa biz de yaparız; insanlar kötülük işlerlerse biz de işleriz, diyerek şahsiyetsiz olmayınız. Aksine, insanlar iyilik yaparlarsa siz de iyilik yapmak, şayet kötülük yaparlarsa siz bunu yapmamak suretiyle sağlam karakterli olunuz.” (Tirmizî, Birr, 62)

Gönül insanları gençliğimize, toplumumuza bu hadisleri çokça hatırlatmalı, insanların fitne dalgalarıyla saldırganlaştığı bir zaman diliminde, imanlı nesillerin insanlığa güvenilir limanlar olması, kendilerine kötülük ve düşmanlık edenlere karşı sağlam bir kişilik ortaya koyup kucaklayıcı olmaları sağlanmalıdır.

Şu bir gerçektir ki yaşadığımız coğrafyadaki herkesin fazlasıyla sükûnete, hikmete, ilme, anlayış ve kucaklayıcı olmaya ihtiyacı vardır. Bunları elde edebilmek de şu ahlak tablolarını bilmekle mümkündür:

En güzel örnek olan Hazret-i Muhammed Efendimiz bir gün en yakın dostu ve Müslümanların ilk halifesi Hz. Ebubekir’le oturmaktadır. O sırada içeriye giren bir adam bir müddet etrafına baktıktan sonra gelip Hz. Ebubekir’in yanına oturur ve çirkin sözlerle Hz. Ebubekir’e hakaretler yağdırmaya başlar. Hz. Ebubekir adamı sabırla dinler, Peygamber Efendimiz de sesini çıkarmaz. Bir süre sonra Hz. Ebubekir dayanamaz ve edebini de koruyarak adama cevap vermeye başlar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz kalkar ve orayı terk eder. Hz. Peygamber’in kalkıp gittiğini gören Hz. Ebubekir telaşlanır ve Efendimizin peşinden koşup ona yetişir ve korkuyla “Ey Allah’ın elçisi! Sizi rahatsız edecek bir şey mi yaptım. Yanlış bir şey yaptıysam Allah’tan af dilerim.” der.

Hz. Peygamber en yakın arkadaşına, Sıddık-i Ekber’e döner ve “Ebubekir! Adam sana hakaret edip sataşmaya başladığında sen sustun. O esnada Yüce Allah’ın görevlendirdiği bir melek senin adına o adama cevap veriyor, sana da dua ediyordu. Sen sustukça melek seni savunuyor, adama karşılık veriyordu. Ne zaman ki, sen de cevap vermeye başladın, işte o anda o melek orayı terk etti ve şeytan oraya girdi. Ben şeytanın bulunduğu ortamda durmam. Benim orayı terk etmemin sebebi budur işte.” buyurur.

Ne kadar yüce bir ahlak! Yaşadığımız dönemde kötülüğü ve kötüleri savmanın tek yolu olarak aynı ölçüde ya da daha büyük oranda cevap vermeyi gerekli görenler, Hz. Peygamber’in bu ulvi davranışından ve bu davranışın ifade ettiği anlamdan muhtemelen haberdardırlar.

İlhad rüzgârlarına kapılmış merhamete muhtaç kimselerle, İslami şuur yoluna koyulmuş kimseleri aynı kefeye koymamız ve her iki taraftan aynı olgun tavrı beklememiz mümkün değildir. Bu nedenle tüm bu tablolar özellikle gözünü ve gönlünü bu hakikatlere açan kimselere hitap etmekte ve onları toplumda örnek ahlakı ortaya koymaya çağırmaktadır.

Hz. Aişe annemiz, Allah c.c tarafından insanlığa örnek olarak sunulan Hz. Peygamber’in davranış tarzını şu cümlelerle anlatmaktadır: “Çirkin söz söylemezdi. Hayâ, terbiye ve nezakete aykırı bir davranışta bulunmazdı. Çarşı ve pazarda yüksek sesle konuşup gürültü çıkarmazdı. Kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi. Affeder bağışlardı.” (Ebu Davud)

Diğer taraftan o güzel ahlak pınarı ne güzel buyuruyor: “Kul, ibadeti az olduğu halde, güzel ahlakıyla ahiretin yüksek derecelerine ve şerefli mevkilerine ulaşabilir. Ahlakı kötü olanlar da cehennemin alt tabakasına varırlar.” (Taberani)

“Kıyamet günü mizana konan iyiliklerin en ağırı takva ve güzel ahlaktır.” (Ebu Davud)

Hisleriyle hareket etme olasılığı yüksek, sosyal medya kullanıcısı gençliğe ve eli kalem tutan medya erbabına İslam ahlakını her bakımdan kuşanmanın zorunluluğunu, şuurlu bir Müslümana yakışır bir tutum ve tavır içerisinde olunması gerektiğini, sözün gücünün yapıcı ve yıkıcılığının büyüklüğünü ve Hz. Peygamber’e: “Ey Allah`ın Resulü! Kurtuluşumuz nasıl olacak?” diye soran sahabeye: “Dilini tut…” (Kütüb-i Sitte, 5858) cevabını tekrar tekrar hatırlatmakta fayda vardır.

Özellikle de sosyal medya ortamındaki profillerin büyük çoğunluğunun belirsizliğinin farkındalığıyla yazıp çizmek şarttır. Sabır ve özenle kişilikli, olgun, dürüst ve yapıcı bir profil ortaya koyanlar pozitif sonuçlar aldıklarını ve her alanda medeni bir dünyanın inşa edildiğini, dünya ve ahireti cennete çevirmenin güç ve çekişmeden değil, ahlak ve ilimden geçtiğini göreceklerdir.

—-Necat Özdemir

kod

[ Benzer Yazılar ]
  • İnternet Kafelerin Zararları


    Sözüme başlamadan önce siz değerli okuyucuları selamların en güzeli ile selamlı yorum Esselamun Aleykum Verahmetullahi Veberekatuhu … [...]
  • Ayetlerle Tebliğ Nasıl Olmalı?


      İslâm, mü’minlere dîne ve dünyaya âit bütün işlerde taassub ve ifrat göstermeyerek tahammüllü olmayı emrediyor. Hain veyah[...]
  • Nuh Tufanı Ne Zaman Oldu

    Nuh Tufanı Ne Zaman Oldu?


    Hazret-i Nûh -aleyhisselâm-, gemiye binmeden önce kendisine öğretilen şu duâ vesîlesiyle selâmet içindeydi: فَقُلِ الْحَمْ[...]
  • Yolculukta Namaz Nasıl Olur

    Yolculukta Namaz Nasıl Olur ?


    Yolculuk yapan bir kimseye seferi denir. Seferilik yani yolculuk yani misafirlik 3 gün ile 15 gün arasında sürmektedir. Yani seferilik en az [...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar