5
Mart
2014
Yorum Yok
İslamMakalelerŞehadet
Okunma

Şehit Ubeydullah Durnanın Hayatı

  Şehit-Ubeydullah-Durnanın-Hayatı

Ubeydullah Durna Kardeşimiz, 5 Mayıs 2011 Perşembe günü Mustazaf-Der Yüksekova Şubesi`nin PKK/BDP yandaşları tarafından yakılmasını engellemek için mücadele verdiği esnada uğradığı silahlı saldırı sonucu şehit oldu..

“ALLAH yolunda can vermek en büyük arzumdur zaten…” Ubeydullah Durna 

Ubeydullah Durna, 05. 02. 1981 yılında Hakkâri’nin Yüksekova (Gewer) ilçesine bağlı Aksu (Gagewran) Köyü’nde dünyaya geldi. Babası Behçet, Annesi Havsat. Ailenin en büyük çocuğu olan Şehit Ubeydullah’ın kendisinden küçük 5 erkek, 4 kız kardeşi bulunuyor.

Köy okulunda eğitim hayatına başlayan Ubeydullah, küçük yaşında sahip olduğu hareketlilik ve çalışkanlığı ile dikkatleri üzerine çekti. Askerlikten sonra Yüksekova’ya dönen Ubeydullah, köy camisinde Kur’an eğitimi almaya başladı. Daha sonra ailenin isteği üzerine İstanbul’a çalışmaya gitti. Yaklaşık iki sene çalıştıktan sonra Yüksekova’ya dönen ve akabinde evlenen Ubeydullah, İslamî camia içindeki çalışmalarına ağırlık vererek kendisini yetiştirmeye çalıştı. İki çocuk babası olan Ubeydullah, biri 6 yaşında Şehadet isimli kız, biri de 4 yaşında Hattab isimli erkek çocuğu bulunuyor.

Evliliğinden sonra ayrı bir eve taşınan Ubeydullah Durna, İslamî çalışmalarına ağırlık verdi, geçimini sağlama için de inşaatlarda çalışmaya başladı. İş hayatında sahip olduğu ahlak ile yanında bulunan insanların dikkatini çeken Ubeydullah, her zaman işini sağlam yapan ve sözünün arkasında duran biri olarak tanındı.

İSLAMİ ALANDAKİ ÇALIŞMALARI 

Mustazaf-Der Yüksekova Temsilciliği’nin açılmasından sonra dernek için faal olan Ubeydullah Durna, sergilediği tavırlar ile tüm dava arkadaşlarının sevgi ve güvenini kazandı. Defalarca saldırıya uğrayan derneğin tadilatında çalışanların başını çekti. Yüksekova temsilciliğinin şubeye dönüşmesi sonucu dernek başkan yardımcılığı yaparak bu alandaki çalışmalarını daha da yoğunlaştırdı.

Yardım Komisyonunun Başkanlığını da yapan Ubeydullah, Yüksekova genelinde maddi durumu iyi olmayan ailelerin tespiti noktasında çalışmalara katılarak ihtiyaç sahiplerine kendi imkânları dâhilinde yardımlar ulaştırdı.

Dernek çalışmalarının yanı sıra köyde de İslamî faaliyetlerden geri durmuyordu. Gençlere Kur’an dersi veren Ubeydullah, ailesinin yanı sıra çevresindeki insanların da İslamî ahlak ve terbiye ile büyümeleri için yoğun gayret gösterdi. Komşu evlerini tek tek gezerek arkadaşlarını camiye götüren Ubeydullah, köylerinde gerçekleştirilen birçok programın sağlanmasına da öncülük etti.

Yüksekova Mustazaf-Der’e yapılan her saldırı sonrası işini gücünü bırakan Ubeydullah, derneğin yeniden hizmete girmesi için elinden gelen gayreti gösterdi. Derneğin boya, sıva, çatı ve temizlik işlerinde kendini en çok gösteren isimlerden biri olan Ubeydullah, en sonunda da kendi eliyle yaptığı dernek çatısı üzerinde şehadet mertebesine ulaştı.

4 sene kaldığı baraka tipi bir evden sonra çalıştığı inşaat işlerinde elde ettiği gelir ile kendisine ait bir ev yaparak yıllardır ‘‘keşke bir evim olsaydı da arkadaşlarımı ağırlayabilseydim’’ arzusuna kavuştu. Dört odalı yaptığı evi, imkân yetersizliği nedeni ile tamamlayamadan yarıda bırakarak şehid oldu.

SON ANLARI VE ŞEHADETİ 

Onlarca kez kendi eliyle onardığı derneğinin yeniden hedefte olduğunu duyar duymaz yerinde duramayan Ubeydullah, ailesinden son kez ayrılarak olay bölgesine gitti. Daha çatıyı onarmasının üzerinden bir gün geçmemişti ki PKK/BDP yanlıları yeniden derneği yakmaya çalışıyorlardı. Ubeydulllah ve arkadaşları İslamî tavırlarını net ortaya koyarak saldırganları iki üç kez püskürttüler.

Kendisi hariç herkes kendisinde bir farklılık görüyordu; neşeli, güler yüzlü ve sürekli arkadaşlarına tavsiyelerde bulunması çevresindekilerin de dikkatlerinden kaçmamıştı. Dışarıda iki üç kez püskürtülen saldırgan grup daha kalabalık ve silahlı gelmişlerdi olay yerine. Hem de polislerle aralarında elli metre olmasına rağmen.

PKK/BDP yanlıları o gün polisi bırakarak Mustazaf-Der şahsında Yüksekova’nın imanlı gençlerini hedef almaya başladılar. Ellerinde molotoflarla yakılmaya çalışılan dernek binasını koruyan Ubeydullah, kalabalık içinde kendisine doğrultulan namlu ve akabindeki bir kaç silah sesi ile, o bir gün önce tüm emeğini vererek ‘‘Eğer benim ölümüm cemaat fertlerinin davaya daha sıkı bağlanması için hayırlıysa ve davaya bir katkı sağlayacaksa bu canımı feda etmeye hazırım. Ben bütün işimi gücümü, maddi sıkıntılarımı bir kenara bırakacağım ve derneğin çatısını yapacağım. ALLAH’ın izni ile İslam düşmanlarının derneğimizi bu halde görmelerine müsaade etmeyeceğim’’ dediği çatı üzerine yığılarak şehadet şerbetini içti.

Eşinin Dilinden Şehit Ubeydullah Durna 

Şehid edilen Ubeydullah Durna’nın eşi Ayşe Durna şehadet sabahını anlattı…

‘Eşim o sabah her zamankinden daha neşeli ve mütebessimdi… Kendisine kahvaltının hazır olduğunu söylediğimde giymek için yeni elbiseler istedi benden… Abdest alıp koku sürünmüştü… Ona elbiselerini dün akşam değiştirdiğini ve zaten temiz olduklarını hatırlattığımda ‘Evet ama ben yeni elbiseler giymek istiyorum’ diyerek ısrar etti… İstediğini yaptım ve sofraya geçtik…

Ben kendi evimize geçtiğimizden beri çocuklarımı kendi odalarında yatırıyordum… Eşim ise son üç gündür gecenin bir vakti çocukları alıp yanında yatırıyor ve apayrı bir ilgi gösteriyordu. O sabah da öyle oldu. Onları okula kendisi uğurladı. Döndüğünde elinde poşetler vardı. Epey erzak ve malzeme almıştı bakkaldan. Öğle vaktine kadar sohbet ettik. Bana her zaman nasihat eder ve kendimi geliştirmem için telkinlerde bulunurdu. Ancak o gün bir başka nasihat etti… İnce ince teferruatıyla nasıl olmam ve bir Müslüman olarak nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatıp durdu. Ben öğle yemeği hazırlığına başlamadan önce yemek yiyip yemeyeceğini sordum. Zira son üç günde pişirdiğim yemeklere hiç dokunmuyor, peynir ekmekle geçiştiriyordu. Yine öyle oldu. Sıcak yemek istemediğini söyledi. O esnada çarşı merkezinde kepenklerin kapatıldığını öğrendik. Telaşlandı ve gitmesi gerektiğini söyledi. Sebebini sorduğumda ‘Geçen seferki olaylarda derneğin çatısını yakmışlardı. Biz daha yeni onardık. Tekrar ateşe verebilirler…’ dedi ve evden çıktı. O son selamı ve ALLAH’a emanet ol deyişi hala kulaklarımda…

Eşim son günlerde geceleri çok daha geç uyumaya ve erkenden uyanmaya başlamıştı… Sürekli Kur’an okuyor, namazlarını uzatıyor ve çokça dua ediyordu… Sabah namazı sonrası fidan dikiyor, şehid cd’lerini defalarca bıkmadan izliyordu. Son bir ayda ‘Cemalim’ kitabını defalarca okuyor ve her seferinde ‘Acaba böyle bir şeref bize de nasip olur mu’ diyordu.

Eşimin şehadet haberi geldiğinde adeta yıkıldım. Çok ağladım ama Rabbime şükürler olsun ki bir an bile isyan etmedim. Sonraki gün cenaze töreninde olanlar; eşimin dava arkadaşlarının tekbirlerle arşı titretmesi ve eşimin o mütebessim çehresi üzerimdeki derin üzüntüyü de aldı elhamdülillah.  Demek ki Rabbim bizleri bu şerefe layık gördü ve eşimin duasını kabul etti.

Şu an hissediyorum ki ben davama daha bir sarıldım ve ayaklarım üstüne daha sağlam basıyorum. Zira önceleri başımıza bir şeyler gelecek, eşimi kaybedeceğim diye korkuyordum ve biraz daha geri duruyordum mücadele konusunda. Oysa şimdi ne dünya malında ne de başka bir şeyde gözüm kaldı. Kim ne derse desin eşimin davasını bundan böyle ben yükleneceğim ve omuzlarımda taşıyıp çamurdan geçeceğim. Çocuklarıma bakacağım ve onları babalarının istediği gibi yetiştireceğim inşaALLAH.

En çok bu durumu çocuklarıma nasıl anlatacağım konusunda endişeliydim. Anladım ki babaları onlara bu durumu benden habersiz söylemiş ve ikisini de buna alıştırmış. Cenneti ve şehadeti anlatmış. Babalarından ilk kez bu kadar ayrı kalıyor olmalarına rağmen ağlayıp beni zor durumda bırakmadılar. Aksine o acılı halimde kulağıma fısıldadıkları sözlerle beni teselli etmeye çalışıyorlardı.

Günler sonra evimize ilk kez gittiğimde evimizdeki o derin rutubet kokusundan, günlerdir havalandırılmadığı halde, eser kalmadığını ve kapıdan ilk girişte yüzüme enfes bir koku yayıldığını fark ettiğimde bir kere daha anladım ki benim eşim en yüksek mertebeye ulaştı. Şehid oldu…

Annesi’nin Dilinden Şehit Ubeydullah Durna

Şehidin annesi Havsat Durna’nın dilinden;

‘Oğlumun vurulduğunu duyduğumda olduğum yere yığılıp kaldım. Onun kör bir kurşuna hedef olduğunu düşünerek paraladım kendimi. Bu gerçekten dayanılması çok zor bir haldi ve ben perişan bir halde ağlayıp sızlıyordum. Oğlumun defnedildiği gecenin seherinde rüyayla karışık bir hal yaşadım. Oğlum; Ubeydullah’ım baş uçumda dönüyordu. Elini alnıma bırakıp ‘kalk anne namazın geçiyor’ dedi. Ona hasretle sarılıp ağlamaya başladım. Sitem etti. ‘Anne ben senin şehidinim. Eşime de söyle artık ağlamayın bırakın rahat rahat okuyayım Kur’an’ımı…’

Ben bu rüyadan ve o nurlu simasını gördükten sonra dedim ki artık ağlamayacağım. VALLAHi o ALLAH’ın sevgili bir kuluydu. Oğlum hiç kimseyi kırmadı kimseye zarar vermedi. Bana da babasına hiç saygısızlık etmedi. Bir gün onu yeni yaptığı evinin bahçesine fidan dikerken görüp yanına gittim. ‘Yüksekova’nın hali hiç iyi değil kendine dikkat et, senin için çok endişeleniyorum…’ dedim. Bana ‘Anne vALLAHi her ne olursa olsun ben yolumdan dönmem. ALLAH yolunda can vermek en büyük arzumdur zaten.’ dedi. ALLAH Onu sevdiği için yanına çok çabuk aldı.

Oğlumun şehadeti benim için bir onurdur. Duydum ki ta Kâbe’den Türkiye’nin her yanından taziyeler kabul ediliyor. Oğlum yaşadığı gibi tertemiz olarak çıktı Rabbinin karşısına. Tek dileğim bizlere de şefaat etmesi.

Babasının Dilinden Şehit Ubeydullah 

Şehidin babası Behcet Durna’nın dilinden; 

“Oğlumu şehit ettiler. ALLAH’a yemin olsun ki bu benim için düğündür. Şuna yanıyorum ki oğluma haksızlık yaptılar. Ben bundan rahatsız oluyorum, yoksa ALLAH vermişti yine ALLAH aldı canını. Ama haksızlık kötü bir şeydir. Bir insanın önüne geçip silahla vurmak mertlik değildir. Şimdi biri bir silah alsa onlarca kişiyi öldürür, ALLAH bunu mu emretmiş, hayır bu bir insanın yapacağı şey değildir. Buna sebep olanlara ALLAH lanet etsin. Ben bir çocuğumu verdim, yüzlerce çocuk kazandım. Bu bana yeter. Kimsenin taziyeme gelmesine de ihtiyacım yok. Biri gelmedi diye darılmam da. Ben göreceğimi gördüm.”

Dava ve İş Arkadaşının Dilinden Ubeydullah 

Dava ve iş arkadaşı Cemal Demirayak’ın dilinden;

“Ubeydullah her şeyi ile farklı bir insandı. Rabbim şehadetini kabul etsin. Kendisi ile hem dernek hem de iş hayatında çalıştım. İş hayatında benim ustamdı. İşi ondan öğrendim. Bir gün olsun kırıcı üzücü bir laf işitmedim. Maddi durumu kötü olmasına rağmen Müslümanların bir işi olduğunda işi bırakıp Müslümanların işine koşardı. İşine verdiği öneme herkes şahittir. Yaptığı işi kendi işiymiş gibi sağlam ve düzenli yapardı. Usta çıraklık ilişkilerinden çok abi kardeş ilişkilerimiz vardı. Çalışırken bile çevresindekilere İslamî noktada nasihatlerden geri durmazdı. Derneğimiz onlarca kez saldırılara maruz kaldı, bunun onarılmasında payı en büyük olan Şehit Ubeydullah kardeşimizdi. İnce espri anlayışı ile yanında olanları tebessüme boğar, kendisinde de sürekli güler yüzlülüğü görürdük. Silahlı saldırıya uğrarken yanındaydım. Silah seslerinden sonra düştüğünü ve elini karnına götürdüğünü gördüm. Tekbir getirerek `beni vurdular` dedi ve artık konuşması kesildi.

Şehidin kısaca hayatı bu şekildeydi. Ubeydullah’a şehadet, biz geri kalanlara da Ubeydullah’ın gözü gibi baktığı dernek ve hayır kurumlarını koruma ve kollama görevi düştü… Şehide rahmet, ailesine sabırlar olsun!

 

“BABAMIN TOPRAĞINA BASMAYIN“ 

Olayın yaşandığı ilk günden itibaren `babamız ALLAH`ın cennetine gitti` diyen Übeydullah Durna`nın 4 yaşındaki oğlu Hattab ile 6 yaşındaki kızı Şehadet sergiledikleri tavır ve yaptıkları konuşmalar ile taziyeye katılanları hayrete düşürdü.

Babalarının şehid olduğunu her fırsatta dile getiren küçük çocuklar bir an önce cennete babalarının yanına gitmek istediklerini söylüyorlar. Mezarlığa yapılan ziyarete Übeydullah`ın ailesinin yanı sıra her iki çocuğu da getirildi. Durna`nın küçük oğlu Hattab babasının mezarı yanına yaklaşanları uyararak “Babamın toprağına sakın basmayın“ diyerek çevrede bulunan insanları hayrete bıraktı.

Objektiflere poz verdiği esnada bile şehadet parmağını göğe kaldırım mezardan bir metre aşağı uzak durarak “bu benim babamın toprağı, buraya basmayacağım“ dedi. Taziyeye gelen Mustazaf-Der üyeleri PKK/BDP yandaşlarınca şehid edilen dernek başkan yardımcılarının çocuklarını severek ilgi gösterdiler.

FARKLI BİR MAKALEDEN ŞEHİT UBEYDULLAH….

—————————————————————————————————————————————————————–

Şehid Ubeydullah Durna, 5 Şubat 1981 yılında Hakkâri’nin Yüksekova İlçesi’ne bağlı Aksu Köyü’nde 9 kardeşin en büyüğü olarak doğdu. Köy okulunda eğitim hayatına başlayan Ubeydullah, küçük yaşında sahip olduğu hareketlilik ve çalışkanlığı ile dikkatleri üzerine çekti. Askerlikten sonra Yüksekova’ya dönen Ubeydullah, köy camisinde Kur’an eğitimi almaya başladı. Daha sonra ailenin isteği üzerine İstanbul’a çalışmaya gitti. Yaklaşık iki sene çalıştıktan sonra Yüksekova’ya dönen ve akabinde evlenen Ubeydullah, İslami alanda kendini yetiştirmeye ve yakın çevresine İslam’ı tebliğ etmeye başladı. Ubeydullah; 7 yaşında Şehadet isimli kız, biri de 5 yaşında Hattab isminde iki çocuğu bulunuyor.

ŞEHİDİN İSLAMİ ALANDAKİ ÇALIŞMALARI
Mustazaf-Der Yüksekova Temsilciliği’nin 2006 yılında açılmasıyla dernek içinde faal olarak çalıştı. Defalarca saldırıya uğrayan derneğin tadilatında çalışanların başını çekti. Yüksekova temsilciliğinin şubeye dönüşmesi sonucu dernek başkan yardımcılığı yaparak bu alandaki çalışmalarını daha da yoğunlaştırdı. Aynı zamanda Mustazaf-Der Yüksekova Şubesi Yardım Komisyonu başkanlığını da yapan Ubeydullah, Yüksekova genelinde maddi durumu iyi olmayan ailelerin tespiti noktasında çalışmalara katılarak ihtiyaç sahiplerine imkânlar dâhilinde yardımlar ulaştırdı.

Dernek çalışmalarının yanında sıra köyde de gençlere Kur’an dersi veren Ubeydullah, ailesinin yanı sıra çevresindeki insanların da İslamî ahlak ve terbiye ile büyümeleri için yoğun gayret gösterdi. Komşu evlerini tek tek gezerek arkadaşlarını camiye götüren Ubeydullah, köylerinde gerçekleştirilen birçok İslami etkinliklerin sağlanmasına da öncülük etti.

Yüksekova Mustazaf-Der’e yapılan her saldırı sonrası işini gücünü bırakan Ubeydullah, derneğin yeniden hizmete girmesi için elinden gelen gayreti gösterdi. Derneğin boya, sıva, çatı ve temizlik işlerinde çalıştı ve kendi eliyle yaptığı dernek çatısı üzerinde şehadet mertebesine ulaştı.

4 sene kaldığı baraka tipi bir evden sonra çalıştığı inşaat işlerinde elde ettiği gelir ile kendisine ait bir ev yaparak, yıllardır ‘‘keşke bir evim olsaydı da arkadaşlarımı ağırlayabilseydim’’ arzusuna kavuştu. Dört odalı yaptığı evi, imkân yetersizliği nedeni ile tamamlayamadan şehid oldu.

SON ANLARI VE ŞEHADETİ
Onlarca kez kendi eliyle onardığı derneğinin yeniden hedefte olduğunu duyar duymaz yerinde duramayan Ubeydullah, ailesinden son kez ayrılarak olay yerine gitmişti. Daha dernek çatısını onarmasının üzerinden bir gün geçmemişti ki PKK/BDP/KCK yanlıları yeniden derneği yakmaya çalışıyorlardı. 
O gün herkes kendisinde bir farklılık görüyordu; neşeli, güler yüzlü ve sürekli arkadaşlarına tavsiyelerde bulunması çevresindekilerin de dikkatlerinden kaçmamıştı. Dışarıda derneğe saldıran grup daha kalabalık ve silahlı gelmişlerdi olay yerine. Hem de polislerle aralarında elli metre olmasına rağmen.

PKK/BDP/KCK yanlıları o gün polisi bırakarak Mustazaf-Der şahsında Yüksekova’nın imanlı gençlerini hedef almaya başladılar. Ellerinde molotoflarla yakılmaya çalışılan dernek binasını koruyan Ubeydullah, kalabalık içinde kendisine doğrultulan namlu ve akabindeki bir kaç silah sesi ile bir gün önce tüm emeğini vererek ‘‘Eğer benim ölümüm kardeşlerimin İslam`a daha sıkı bağlanması için hayırlıysa ve İslam`a bir katkı sağlayacaksa bu canımı feda etmeye hazırım. Ben bütün işimi gücümü, maddi sıkıntılarımı bir kenara bırakacağım ve derneğin çatısını yapacağım. ALLAH’ın izni ile derneğimizi ortadan kaldırmak isteyenlerin derneğimizi bu halde görmelerine müsaade etmeyeceğim’’ dediği çatı üzerine yığılarak şehadet şerbetini içti.

OĞLUMUN KATİLLERİ BULUNSUN!
Oğlunun katillerinin aradan bir yıl geçmesine rağmen halen yakalanmamasından yakınan ve yetkililerin bu konuda kendilerini bilgilendirmediklerini belirten baba Behçet Durna;”Oğlumun şehid edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen halen katillerinin bulunamaması bizleri üzüyor. Baba olarak tek istediğim oğlumun katillerinin bulunup gereken cezaya çarptırılmalarıdır. Toplumsal olaylarda yaşanan bu gibi olaylarda failler hemen bulunurken, oğlumun katilleri bir yıldır halen bulunamadı. Yetkililerden bu cinayetin faili meçhule gitmesine izin vermemelerini istiyorum” dedi.

ANNE HAVSAT DURNA, NEREYE BAKSAM OĞLUMUN BİR ANISIYLA KARŞILAŞIYORUM
“Oğlum Rabbine dua etmiş, Rabbi de duasını kabul etmiştir, elhamdülillah. Oğlum canını ALLAH yolunda verdi. Geçen bir yıl zarfında oğlumu elbette çok özledim. Nereye baksam bir anısıyla karşılaşıyorum. Ama şehadetinden dolayı üzülmüyor aksine şehadetiyle gurur duyuyoruz. Mübarek kanının, Ümmeti MUHAMMED’in gün be gün güçlenmesine vesile olmasını yüce Rabbimden diliyorum. Oğlumun şehadeti, İslam sancağının bu topraklarda da yükselmesine sebep olur inşALLAH. Evlatlarıma her zaman söylüyorum; ‘Siz de Ubeydullah gibi olun ve onun yaşadığı gibi yaşayın, onun gittiği yolda siz de gidin’ diyorum.”

EŞİ AYŞE DURNA; ALLAH’TAN GELDİK VE YİNE O’NA DÖNECEĞİZ.
“Eşimin şehadetinden sonra tabi ki birtakım değişiklikler oldu. Öncelikle ben bedel ödediğim için asla pişman değilim. Evet, üzülüyoruz ağlıyoruz. Ama biz ALLAH’a söz verdik. Rabbim en güzel şekilde bu yükü yüklenmeyi, Hak davayı taşımayı nasip etsin. Eşimin şehadetinden kısa süre sonra tekrar evime geçtim. İlk defa yalnızlığı iliklerime kadar hissettim. Ama ilk defa kendimi ALLAH’a bu kadar yakın hissettim.

Bir şehid eşi olarak, kıyamet gününde; ‘Rabbim, vALLAHi biz Senin rızan için, Senin bize rehber olarak gönderdiğin Kur’an-ı Kerim’den gafil yaşamamak ve davana sarılmak için acı çektik, bedel ödedik. Sen ki bizi gördün, yakarışlarımızı işittin…’ diyeceğimi umut ediyorum. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi ki?

Çocuklarıma gelince hamdolsun Şehid onları adeta şehadetine hazırlamıştı. Onlara sürekli Cennetten ve ALLAH yolunda mücadeleden bahsederdi. Bu konuda bana hiçbir söz bırakmadı diyebilirim. Çocuklarım, babalarının gidişiyle ‘Anne babamız nerede, neden gelmiyor?’ diye sorduklarında ‘Babanız Cennette!’ diyordum. Buna karşılık sordukları; ‘Biz ne zaman oraya gideceğiz?’ sorusu, onları yetiştirmemde bana çok yardımcı oldu-oluyor.

Bizler ki ALLAH’ın mülkünde, ALLAH’ın mülküyüz. Biz birbirimize ait değiliz. ALLAH’tan geldik ve yine O’na döneceğiz. Bacılarım, bize düşen; bu imtihan dünyasında eşlerimize, anne-baba-kardeş ve abilerimize Hak davada destek olmaktır! Zaman geçiyor, ömür bitiyor… Gevşeklik hiç kimseye fayda vermeyecektir. ALLAH muhafaza, bizler de cahil kimseler olabilirdik. Bu Hak davayı inkâr edip bu güzel insanları kötüleyebilirdik. Rabbimize şükürler olsun ki bugün bu konumdayız. Hak safındayız. Bu uğurda bedel de ödeyeceğiz, hicret de edeceğiz. Yeri gelince bir başımıza yalnız da kalacağız ama davamızdan asla taviz vermeyeceğiz, vermemeliyiz.”

foto

UBEYD

UBEY


[ Benzer Yazılar ]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar