5
Mayıs
2014
Yorum Yok
İslamMakalelerŞehadet
Okunma

Yırtık Ayakkabılar(Şehit Ubeydullah Durna Anısına)

yırtık ayakkabılar

Yırtık Ayakkabılar *


Epey zaman olmuştu görmeyeli. Şimdi de kızgın ve kırgındı. Evin yıkık dökük yerlerini onarıyor, gerekmedikçe kendisinden yardım istemiyor, bir şey sormuyordu. Sorduklarını ise geçiştiriyor, baştan savma cevaplar veriyordu.
 Bir ara gözleri ayakkabılarına değince şaşakalmıştı. Ne kadar da …

Epey zaman olmuştu görmeyeli. Şimdi de kızgın ve kırgındı. Evin yıkık dökük yerlerini onarıyor, gerekmedikçe kendisinden yardım istemiyor, bir şey sormuyordu. Sorduklarını ise geçiştiriyor, baştan savma cevaplar veriyordu. Bir ara gözleri ayakkabılarına değince şaşakalmıştı. Ne kadar da yıpranmışlardı! Yırtılmış, delik deşik olmuşlardı. Öyle ki nasıl oluyor da hala giyebildiğine hayret ediyordu. Korkudan soramamıştı neden böyle yırtıldıklarını.

Bu hal derin bir yara açmıştı genç kadının gönlünde. Nihayetinde günlerin hasretini giderecekti bu sayede. Ne var ki eşi yüzüne hiç bakmamış, ondan bakışlarını bile esirgemişti. Neyin kırgınlığıydı ki bu? Neden kızmıştı bu denli? Yaptığı yanlış her ne ise ilk fırsatta sormalı ve öğrenmeliydi.

Ne tuhaf! Bekleyişleri bir hayale dayalıydı nicedir. Sadece ruhların girebildiği bir âlemi seçmişlerdi buluşma yeri olarak. Bir bakıma mecburdular da. Sahi, ya bu imkânı da olmasaydı? Ya yansımasıyla da buluşamasa, aksi sedasıyla konuşamasaydı? Düşüncesi bile ürpertmişti onu. “Ya Rabbi! Ne olur, bu lütfu esirgeme benden. Bu saadetten mahrum etme beni. Onu böyle de görmeye razıyım, yeter ki unutturma bana cemalini.” diye için için yakarıyordu rabbine.

***

Hava soğuk, yatağı daha da soğuktu nicedir. Oğlunu bağrına basmış ısıtmaya çalışıyordu. Bir ara göz ucuyla yan tarafında ayrı bir döşekte yatırdığı kızına baktı. Ve üstünü örten karartıya… İçerisi karanlıktı, seçememişti yüzünü bu yüzden. Ama kim olabilirdi ki? Birkaç gecedir, evde yalnızken korkmasın diye yanında kalan akrabası Nezahet’ten başka… Hem ne çok uykusu vardı! Geç vakte kadar uyuyamamıştı. O karartı, kızını örttükten sonra ona da yanaşmış üstünü örtmüştü. Ne de iyi gelmişti, içi ısınmıştı. Ne var ki teşekkür edecek mecali bile yoktu. “Neyse sabah olsun, teşekkür ederim” diye düşünüyordu.

Bu gece de istediği olmamış, beklediği gelmemişti. Belki de hâlâ kırgındı, ya da artık hiç gelmeyecekti. Bilemiyordu. “Hayırlısı” diye geçirdi içinden. Çay için su bıraktı ocağa, sobayı tutuşturdu titrek elleriyle. Sonra kahvaltı hazırlayıp çocuklarını uyandırdı. Daha okula hazırlanacaklardı.

Nicedir sofraya oturmaktan, evde olmaktan tat alamaz olmuştu. Duvarlar adeta üstüne üstüne geliyordu. Gün boyu süren sessizliğe bir de gecenin kasveti eklenince iyice bunalıyor ne yapacağını bilemiyordu. Üstelik geceleri çok korkuyor, çocuklarına rağmen bazen sabaha kadar hiç uyuyamıyor, nöbet tutuyor, gelen her kıpırtıya dikkat kesiliyordu. Dilinden duayı, gözlerinden yaşları eksik etmediği bu geceler onu ne kadar da yıpratmıştı. Aslında yıpranan beyni ve bedeniydi. Bu gecelerin onu ruhen olgunlaştırdığının, manen güçlendirdiğinin de farkındaydı. Yine de korkuyordu işte.

Kızı Şehadet’i, Nezahet ablasını çağırması için gönderdi. “Annem, gelsin beraber çay içelim diyor, de. Sen de oyalanmadan gel.”

***

Çocuklarını hazırlayıp okula göndermişti. Eline aldığı kitaptan birkaç sayfa okumuştu ki kapı çalmış, Nezahet gelmişti.

Kusura bakma abla, işim vardı anca gelebildim” diyordu nefes nefese.

Asıl sen kusura bakma. Zaten gece alıkoyuyorum seni. Gündüz de işlerini aksatmak istemem. Canım çok sıkkın bugün, o yüzden çağırdım. Akşam çocuklardan dolayı konuşamıyoruz.

Haklısın abla. Çay hazır mı? Getireyim de oturup konuşalım.

“Ben hazırladım. Buyur, şöyle otur. Ha unutmadan, dün gece uykunu bölüp bizim odaya gelmiştin. Allah razı olsun, üstümüzü örtmen çok iyi oldu.”

“Ben mi? İyi de ben odaya hiç gelmedim ki. Valla sabaha kadar deliksiz uyudum. Evinizin uykusu da rahatmış hani.”

***

Her ne kadar misafirine belli etmese de hayli endişelenmiş ve korkmuştu. Esasen bir anlam veremiyordu. Evin içine kadar giren, sonra da üstlerini örtüp çıkan kim olabilirdi ki? Acaba hayal mi gördüm, diye düşündü. Ama bu kadar sahici bir hayal olabilir miydi? O karartının soluğunu bile hissetmişti. Hatta kapı gıcırtısını bile duymuştu. Her ne kadar Rabbine sığınsa da bu olay korkularına korku katmıştı.

Akrabası bu akşam yanına gelemeyeceğini, evde çok önemli bir işinin olduğunu söylemişti. Genç kadın, okuldan dönen çocuklarını eve alıp kapıyı sıkıca kilitlemişti. Çocuklarının karnını doyurduktan sonra bir müddet televizyon izlemelerine müsaade etmişti. Sonrasında ev ödevlerini yapıp birlikte hikâye okuyacaklardı.

İçinde garip bir his vardı. Bu gece uyuyup uyumama arasında kararsızdı. İçinden sürekli dualar ediyor, iç dünyasına güzel düşünceleri konuk etmeye çalışıyordu. Eşi, evinin direği yanlarındayken ne kadar da mutlulardı! Bir lokma ekmeğe muhtaç oldukları anlarda bile ne kadar da huzurlu ve güvende hissediyordu kendini! Onun yanında hiçbir tasa, endişe ve korku duymuyordu. Şimdi ise korkuyordu. Bununla beraber “Rabbim!” diyordu. “Ben onu Sana kurban ettim, yolunda şehit verdim. Ne olur yüreğime bir nebze sükûnet indir de isyana kapı aralamayayım.”

***

Okuduğu kitabın sayfalarında gezinen gözlerine bir ağırlık çökmüştü. Ne yaptıysa uykusuna engel olamamış ve öylece uyuyakalmıştı.

***

Eşi yine onarım işleriyle uğraşıyordu. Evin bir odasından diğer odasına koşturup duruyordu. Ve yine kırgın ve kızgındı. Ayağında hâlâ o yırtık ayakkabılar vardı. Genç kadın dayanamayıp kolundan tutmuş ve yönünü kendisine çevirmişti. “Ne olur artık söyle, neden böyle davranıyorsun? Bilmeden seni kıracak bir hata mı yaptım? Söyle de bir daha yapmayayım. Kendimi sana affettireyim. Bu hale dayanamıyorum artık!”

Gözlerinin derinliklerine mıhladığı kızgın bakışları bir anda şefkatle dolmuş, tarifsiz tatlılıktaki bir ses tonuyla gönlüne hitap etmiş ve onu müebbet bir sükûnetin kollarına bırakmıştı:

Şu ayakkabılarımın halini görüyor musun? Gece gündüz evimizin etrafında dönüp dolaştığım, sizi koruyup kollamaya çalıştığım için bu hale geldiler. Buna rağmen sen sürekli korkuyor, yalnızlığı/evi kendine zindana çeviriyorsun. Oysa Allah sizinle… Ben de sizinleyim. Gece üstünüzü örttüğüm bile oluyor. Ne olur artık bu denli korkma! Hayatı kendine ve çocuklarına zindan etme! Unutma ki Allah en güzel vekildir.

*Nicedir gözlerine değen hüznü görmediğim ancak sızısını yüreğimde hissettiğim kıymetli ablama ithafımdır. Hatırlatmak haddim değil ama Allah (cc) en güzel vekil ve en kadim yardımcıdır.

 

Elif Yüksek / Nisanur Dergisi – Nisan 2013

[ Benzer Yazılar ]
  • Sen Yoluna Bak

    Sen Yoluna Bak! Yolun Açık Olsun…


    SEN YOLUNA BAK! YOLUN AÇIK OLSUN… İnsanlık; önceden çizilmiş, hatları ve yörüngesi belli bir yolda yürüyordu. Kasıtlı ve belirli [...]
  • Kalbe Sığdırılan Kainat

    Kalbe Sığdırılan Kainat


    Allah hikmeti ve her şeyi kuşatan ilmi iradesiyle kainatı mükemmel bir saray şeklinde yaratmış , tanzim etmiştir. Bu sarayı da içindeki[...]
  • İçimdeki Ateş


    Dilimi lal, ellerimi de kelepçeleyebilirim… Hatta bir ömür özgürlüğe susamış mahkumda olabilirim… Peki, bir volkan gibi patl[...]
  • Gıybetin Zararları

    Gıybet Yapmanın Zararları


      İmâm Şâfiî Hazretleri buyurur: “Sana başkalarından söz getiren, senden de başkalarına götürecektir. Memnun ettiğinde; seni,[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar