11
Ağustos
2014
Yorum Yok
EdebiyatİslamMakaleler
Okunma

Eğer Kokuyorsanız Parfüm Kullanın!

Eğer Kokuyorsanız Parfüm Kullanın!

Evet… Yanlış duymadınız, bu başlık dönemin Avrupa’sının  parfüm  dükkânlarında  müşteri  çekmeye yönelik  bir  reklam  cümlesiydi.  Parfümün  ortaya  çıkış serüveninin altında yatan  temel etken, Avrupa’nın kokuşmuşluğu ve içinde bulunduğu pislik yatar. Hakikaten de bu, yazılı kaynaklarla da sabittir. Şu an cadde ve sokaklarda  gezenlerin  çoğunun  büyük  bir  iştahla  sürdüğü,  bunların  yanlarından  geçenlerin  nefesini  kesen (Hele bu mağdurlarda bir de nefes darlığı varsa maazallah  ölüme  kadar  yolu  var  bu  işin),  iflahını  kurutan  bu medeni ilacın icadı Avrupa’daki bir zorunluluğun sonucudur.

Konumuza başlamadan önce belki birileri bu tespitimizi Avrupa’ya ve Batı’ya olan düşmanlıkla ilişkilendirebilir ve anlatılanlar kendilerine inandırıcı gelmeyebilir ama böyle düşünen varsa kendilerine, yazılı kaynaklara başvurmalarını öneririz.

İslam  dünyasında,  Müslümanlar  arasında  oluşturulmaya çalışılan Batı hayranlığının diğer yüzünde kültür ve  geçmişle  ilgili  duyulan  utanç  vardır.  Bugün  bunun açık  örneklerini  Amerikan,  Fransız,  İngiliz  film  sanayisinde görmek mümkün. Ama açıkgözlülükle izlerseniz görürsünüz. Bir bakarsınız sahnenin bir yerinde başında  fötrlü,  geniş  şapkasıyla  bir  beyefendi,  sahnenin  bir başka  yerindeyse  elinde  büsbüyük  şemsiye  taşıyan, ayağında yüksek topuklu ayakkabılar ve eldiveniyle bir matmazel…  Bu  manzarayı  görenin  onların  kültürüne, kibarlıklarına ve geçmişlerine hayran(!) olmaması elde değil.  TV  karşısında  bu  durumu  büyük  bir  hayranlıkla izleyen beyni sulanmışınsa, mevsim yaz olmasına rağmen bu adam neden fötrlü şapka takıyor ya da havanın gayet açık ve güzel olmasına rağmen matmazele eziyet veren kocaman şemsiyeyi taşıma mantığını sorgulama gibi bir derdi yok.

Batı’da  oluşan  toplumsal  ve  bireysel  hayata  hatta kültüre şekil veren etkenlerden birisi de Batı’nın içinde bulunduğu pislik halidir. Az önce yukarıda zikrettiğimiz durumun  sebebi,  18.  yy’a  kadar  evlerde  tuvaletlerin olmamasıydı.  Hatta  bırakın  sıradan  bir  İngiliz’in  ya  da Fransız’ın evini, saraylarda dahi helâ bulunmazdı. 1768 yılına kadar Avrupa’daki bütün saraylarda sadece dokuz tuvalet  mevcuttu.*  Bunun  doğal  sonucunda  insanlar ihtiyaçlarını giderdikten sonra pencereden dışarı fırlatıyor, kazara bir beyefendinin başına ya da hanım efendinin suratına çarpmaması için kendilerini güvene alıyorlardı. Böylece şemsiyeyle dolaşmak veya şapka takmak hayati bir zorunluluk halini alıyordu.(İslam memleketlerine Şapka Kanunu getiren; şapka takmıyor diye binlerce İslam âlimi, önderi ve lideri, şapkaya kurban edip şehit edenlerin kulakları çınlasın diyor, Allah’tan azaplarının katlandırmasını diliyor ve ateşleri bol olsun diye kendilerine dua(!) ediyoruz) Yüksek topuklu ayakkabılar ise sidik ve pisliğe daha fazla bulaşmama arzusundan ileri geliyordu.

Saraylarda  sadece  krallara  ve  yakın  çevresine  has wc’ler  bulunur.  Saray  çalışanlarının  bu  wc’leri  kullanması  yasaktı.  Saray  çalışanları  bir  şekilde  ihtiyaçlarını gideriyordu. Bunun sonucunda pislik kokusu saray dairelerine ve çalışanların giysilerine sinerdi. Saraylar ahırdan  farksızdı.**  Konumuzu,  sözde  medeniyetin  beşiği Fransa ile somutlaştırırsak;

-1661 yılında inşa edilen ünlü Versailles (Versay) Sarayında bir tane bile wc ve banyo yoktu.

– Avrupa’nın genelinde olmak üzere insanlar ihtiyaçlarını alenen giderdikleri için Paris’te caddeler, sokaklar, avlular, parklar pislikten geçilmez bir haldeydi. Bununla mücadele  adına  kral,  1606  yılında  özel  kanun  çıkartmıştır. Buna rağmen uyan olmayınca kanuna muhalefet edenler, hapis cezasına çarptırılmıştır.***

Onların  durumlarını  en  iyi  ifade  eden  aydınlarına biraz söz bırakalım; Fransa’da o günün tanınmış ve çok ünlü  bir  doktoru  olan  Jean  De  Ren  öve:  ‘’Ellerinizi  ve ayaklarınızı yıkamanızda bir mahzur yoktur. Fakat başa su sürmek her derdin kaynağıdır.’’17.yy sonlarında bir İslam  beldesine  giden  Grollet  adlı  bir  yazar  ise  içinde bulunduğu  şok  edici  durumla  ilgili  şunları  belirtiyor: ‘’Müslümanlar yıkanmada mübalağaya kaçarlar. Bu kadar sık yıkanmasalar, muhakkak ki daha az hasta olurlar.” Bir  İspanyol  seyyah  da: ‘’Müslümanlar,  biz  Hristiyanların pis olduğunu ileri sürüyor. Hâlbuki yıkanmak zararlıdır. İspanya’da hayatı boyunca iki defa yıkanmış erkek  veya  kadın  yoktur.  Yıkanmanın  zararı  pek  çok kişide  görülmüştür.  Hele  biz  Hristiyanlar,  alışık  olmadığımız için bize daha zararlıdır.’’ sözüyle  İspanya’daki kirliliği  bizzat  dile  getirmiştir.  Son  bir  örnek  verecek olursak,  Fransa  kralı  14.  Louis,  doğduğunda  ve  evlendiği  gün  olmak  üzere  iki  kez  yıkanmıştır. Kralı  ziyaret eden  bir  Rus  elçisi,  dönüşünde  yayınladığı  notlarında 14.  Louis’in  vahşi  bir  hayvan  gibi  koktuğunu  söyler. Kralların dahi böyle iğrenç koktuğu bir toplumda halkı varın siz düşünün…

Avrupa  bu  pislik  içindeyken,  en  azından  kokuyu  giderelim  uğraşısıyla  parfümü  icat  etti.  Çünkü  koku  her ne kadar sahibini etkilemese de karşı muhatap için sinir bozucudur…

Peki,  Avrupalı  medeni  devletler  bu  haldeyken  İslam dünyasında durum neydi diye soracak olursak, İslam’ın temizliğe verdiği değere değinmeden ve temizlikle ilgili yüzlerce ayet ve hadise dalmadan o dönemde bir İslam beldesi  olan  İstanbul’la  ilgili  (15.yy)  bir  örnek  verecek olursak, sadece İstanbul’da on beş bin civarında hamam bulunuyordu…

BUGÜN AVRUPA’DA DURUM NEDİR

İslam  coğrafyasını  istilasıyla  İslam  dünyasını  yakından  görme  şerefine  eren  Avrupa, Müslümanları  yakından  tanımalarıyla  biraz  da  olsa hayvansal kirlilikten temizlenebildiler. Ancak kişisel temizliklerinde geçmişle günümüz arasında pek ciddi bir fark yok aslında. Şu meşhur küvetlerini bilmeyen yoktur.

Yıkanırken kirlenen suyun içinde temizlenmek… Ya da lavabolarında hâlâ suyu kullanmamaları… Kısacası katil Avrupalının sadece içi değil dışı da kirlidir ve bu kirlilik küfür necasetini üzerlerinden atıncaya kadar da devam edeceğe benziyor.

Hem  ruhen,  hem  de  bedenen temizlenen  ve  temiz olanlardan olmak duasıyla…

[ Benzer Yazılar ]
  • gitmek gerek

    Gitmek Gerek…


    Boşver. Böyle oluyor bazen işte. Karışıyor, dolaşıyor, sarpa sarıyor herşey. İçinden çıkamayacaksın sanıyorsun evet haklısın i[...]
  • istenmediğim yerlerde olmak istemiyorum

    İstenmedigim yerlerde olmak istemiyorum


    1964 yılında Muhammed Ali, o yıllarda Malcolm X hareketi olarak da bilinen Nation Of Islam hareketine katılır ve müslüman olduğunu açık[...]
  • La Tehzen

    La Tahzen


    Zamanın sesine değil; Kur’an’ın sesine kulak vermek lazım. Çünkü öyle bir zamanda dünyaya gelmişiz ki günahlardan kalbimizin nuru [...]
  • yusuf

    Zamane Yusuflara…


    Yusufum seni nasıl anlatsam bilmiyorum Senin yüce sabrını, destansı azmini, çileni ve o kocaman yüreğini nasıl anlatayım Söyle Yusufum[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar