12
Aralık
2014
Yorum Yok
İslamKöşe YazılarıKurdîNecat Özdemir
Okunma

Özdemir: Devlet Kürdleri değil, PKK’yı muhatap alıyor

Devletin Pkk Sorunu Var

Hükümetin “Barış Süreci” olarak ele aldığı Kürt sorununu, HDP-PKK ile “Çözüm Süreci” başlığı altında nihayete erdirmeye çalışıyor. Bu süreç, bütün engellemelere rağmen iki tarafında gayretiyle yürütülüyor. Ancak Hükümetin bu adımına hem Türklerden, hem de Kürdlerden itirazlar var. Türkler, iktidarın bu adımı ülkeyi bölünmeye doğru götürdüğü iddia ederken, Kürdler ise, bölünme değil, “kardeşçe” bir yaşam için önemli bir proje olarak değerlendiriyorlar. Bazı Kürdlerin ise, “Çözüm” olacaksa ancak bütün Kürd halkı muhatap almakla mümkündür, HDP-PKK ile varılacak bir anlaşma tüm Kürdleri bağlamayacağını düşünüyor. Kürd sorunu ve hayata geçirilmek istenen “Çözüm Süreci”ni Hukukçu-Yazar Necat ÖZDEMİR’e sorduk.


S-İktidar partisi tarafından hayata geçirilen ve Kürtler adına mecliste yer alan parti (HDP) desteklenen barış sürecini sizinle değerlendirmek istiyoruz. Ancak süreçle ilgili sorulara geçmeden önce, Barış süreci öncesi ve o öncesinin oluşmasını sağlayan etkenleri sormak isterim. Klasik bir soru olacak ama açış için yeterli olacağını düşünüyorum; Kürtler neden dağa çıktı?

C-Kürdler köy, kasaba ve kentlerinde kendi kimlikleriyle medeni bir yaşamdan yoksun bırakıldıkları için dağa çıktı. Osmanlılar’ın merkezileştirme ve batılılaşma politikalarıyla başlayıp cumhuriyette tektipçilik olarak doruğa çıkan süreçte Kürdler’e Kürd olarak yaşam şansı tanınmadı. Kürd olmak şaki, eşkiya, haşere, ayrılıkçı, bölücü ve terörist olmakla eşdeğer görüldü. Hal bu olunca Kürdistan dağları hiçbir zaman başkaldırılardan hâli olmadı.

S-PKK silaha başvurdu bir de Şeyh Said kıyamı var. O da kanlı bir şekilde bastırıldı. Bunların dışında yine Kürt hareketleri olmuştur. O dönemi biraz anlatır mısınız?

C-Kürdler 1514 yılında, haklarını tanır ve İslam birliğinin tesisine vesile olur ümidiyle Osmanlı sultanı Yavuz Selim’le anlaştı. Ancak ne oldu? 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin anlaşmasıyla Kürdler ve Kürdistan ilk kez iki parçaya bölündü. 1695 yılında büyük Kürd şair ve mutasavvıf Şeyh Ahmed-i Xanî Kürdler ve Kürdistan’ın içinde bulunduğu duruma ilişkin itirazını yüksek sesle dile getirdi.

19. yüzyıla gelindiğinde yaşanan rahatsızlıklar yerini sıcak çatışma ve başkaldırılara bıraktı. 1806 yılında Babanzade Abdurrahman Paşa başkaldırısıyla fitili ateşlenen süreç, 1816 yılında ikiye bölünen Kürdistan’ın mağduru Haydaran aşiretinin etkisiyle Derviş Paşa başkaldırısı olarak devam etti. 1847 yılına gelindiğinde 333 senelik Kürd emaret (mirlik) sistemi tamamen ortadan kaldırıldı. Her bir emirliğin ortadan kalkması çok acı, sancılı ve kanlı oldu elbette.

Ardından şeyhler bayrağı devraldı ve merkezi yönetimle yaşanan anlaşmazlık ve savaşlar 1880 Şeyh Ubeydullah Nehri, 1907 Şeyh Abdusselam Barzani, 1909 Şeyh Said Berzenci, 1914 Molla Selim Dımıli, 1918 Şeyh Mahmud Berzenci ve en son 1925 Şeyh Said hareketiyle sürdü. Mirlerden şeyhlere tevarüs eden başkaldırı geleneği, mirler döneminde bazı şeyhlerin, şeyhler döneminde de bazı ağa ve mirlerin başkaldırılarıyla çok boyutlu devam etti.

17. yüzyıldan itibaren dört bir yanda kaynamaya başlayan Kürdistan coğrafyasında sözgelimi şeyhler döneminde 1920 Simko Ağa, 1921 Koçgiri, 1923 Kürdistana Sor, 1927 Ağrı ve 1946 Kadı Muhammed hareketleriyle başkaldırı, savaş ve fiili devlet ilanları sürdü. Irak Kürdistan bölgesindeki başkaldırılar 1970 yılından sonra ivme kazandı. 1984 yılında Kürdistan’ın kuzeyinde PKK örgütü silahlı eylemlere başladı.

S-PKK, yaşanılanlardan dolayı bir sonuç olarak mı karşımıza çıktı?

C-PKK, Kürdistan’ın dört bir yanında yaşanan zulüm, katliam ve başkaldırıların sorunlu sonuçlarından biri olarak ortaya çıktı. Pkk hareketini süregelen gelenekten ayıran önemli farklar bulunmaktadır. Bu örgüt süregelen rüzgârı lehine çevirmek için Kürdler’in haklı davasını dillendirmekle beraber, daha çok ideolojik kimliğini ön plana çıkarmış, diğer Kürd hareketleriyle çatışmış, bu noktada adeta bir iç kavga ve fikri karmaşa döneminin de körükleyici faktörü olmuştur.

S-Türkiye son 30 yılda çok ağır acılar yaşadı. Anadolu’nun her yanına cenazeler gitti. Anneler ağladı ve iki taraf da (Kürtler-Türkler) yoruldu. Onca kayıplara rağmen barış umudu hep var oldu. Bölgenin bir insanı olarak bu süreci birebir yaşadınız. Bütün bunlar yaşanmadan da barış sağlanabilir miydi?

C-Elbette tüm bu acılar yaşanmadan da barış içerisinde bir gidişat mümkündü. Ancak hak ve hakikat inancından mahrum yönetimlerin emperyal-egemen ihtiraslarından kaynaklı politikalar bu sürecin yaşanmasını kaçınılmaz kıldı. Tarifi imkânsız zulümler, tecavüzler, acılar yaşandı.

Gelinen noktada barışın konuşuluyor olması güzel. Ancak tüm bu geçmişten ders alınmasıyla barış ortamının tesisi mümkün olabilir. Aksi takdirde tekerrür devam eder.

S-Nihayet Devlet olarak yapılan yanlışı fark etti ve siyasi muhataplarıyla masaya oturma kararı aldı. Uzun süredir görüşmeler devam ediyor. Barış sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

C-İnşaallah farketmiştir. Güç ve egemenliğin temerküz odağı olduğundan yaşanan sorunların en büyük müsebbibinin devlet(ler) olduğu su götürmez bir gerçek. Ancak devleti yönetenler bunun ne kadar farkında bilemiyorum. Başlatılan sürecin yeni bir otorite tesisi hamlesi olmamasını umuyor; hak, adalet ve kardeşliğin tesisine ilişkin ümidlerimi diri tutmak istiyorum.

S-“Türkler yine kandırıyor” dediğiniz oldu mu hiç?

C-Türkler değil; ama Türk devletinin kandırıyor olma ihtimaline dair kuvvetli deliller var. İnşaallah yanılırız ve hak-adalet adına yeni bir çağ açılır.

S-İktidar partisi bu süreçte sadece HDP’yi muhatap aldı. Diğer Kürt oluşumları bu masanın etrafında görmek istemedi sanki…HDP ile birlikte kimler olmalıydı? Bu anlamda Kürtlerin iradesi tam anlamıyla dikkate alındığını söyleyebilir misiniz?

C-Devletin “Kürd Açılımı” ve “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” gibi adlarla yürüttüğü sürecin, 300 yıllık Kürd Davası’nı 30 yıllık Pkk’nin silahları ve silahlı güçlerinin durumunu müzakere sürecine indirgediği çok açık. Ya devletin kafası karışık ya da akla karayı birbirine karıştırarak hedefine ulaşmak istiyor.

Devlet şayet Kürdler ve Kürdistan’a dair bir muhatap arıyorsa bu muhatap bir bütün olarak Kürd halkı ve doğal olarak onun sosyal, siyasi ve dini temsilcilerinden oluşan bir Kürd Çözüm – Müzakere Heyeti’dir.

Şu an bu minvalde bir muhataplık yok. Ne konuşuluyorsa Pkk ile konuşuluyor. Yapılmak istenenin adını net koymaları lazım: ya devletin pkk sorunu veya bir bütün olarak Kürdistan meselesi…

SGörüşmeler bu iki parti tarafından yürütüldüğü takdirde ve varılan her türlü sonuca karşın Kürtlerin tutumu ne olacak? Kalıcı bir barıştan söz edebilir miyiz? Yani İmralı’nın Türkiye’nin masaya koyduğu önerileri kabul ettiği taktirde, Kürt halkı Öcalan’ın evet demesini onaylar mı?

C-Elbette salt devlet ve Pkk yetkilileri arasında varılacak bir sonuç Kürd halkının önemli bir kesiminde yankı bulmayacak, önemli halk kitleleri ve temsilcileri tarafından onaylanmayacaktır.

S-Son olarak eklemek istediğiniz var mı?

C-Herkes elini vicdanına koymalı. Üç-beş günlük dünya hayatının iktidar ve ihtirasları için zulmetmeye, haksızlıkta diretmeye değmiyor. Onlarca yıldır milyonlarca insan mağdur edildi. Bu mağduriyete sebebiyet veren fitne ateşini söndürmeye dönük kim bir kova su dökerse hem Allah nezdinde hem de tarih nazarında hayırla yâd edilecektir. Kürdistan başta olmak üzere Türkiye ve İslam coğrafyasının huzuru önemli oranda buna bağlı.

7SABAH/ÖZEL
Röportaj: Fehmi Kızılkaya

[ Benzer Yazılar ]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar