24
Ocak
2014
Yorum Yok
İslamŞehadet
Okunma

Muhacir Nazlıdır, Hicret de Gözyaşı

MUHACİR NAZLIDIR, HİCRET DE GÖZYAŞIAçık kalan pencereden giren soğuk esintiyle açtı gözlerini… Doğrulmaya çalıştı ama kalkamadı hemen. İnce ince sızılar nefes almasını zorlaştırıyordu… Dizleri üzerinde pencereye ilerledi. Aynı anda ilahî ezan sesleri yükseldi camiden. Kelime kelime tekrar etti bu nağmeleri, tekrar ettikçe huzur doldu yüreği. Bakışları taştan tabutu andıran şehre kaydı usulca… Bir tek ışık bile yanmamıştı namaz vakti girmesine rağmen…

“Hasbunallah!” dedi gayr-ı ihtiyarî Enes. “Ya Rabbi! İman dalgalarını gönder insanlığa, onları düştükleri kuyudan iman kervanları ile kurtar. Bize de merhamet et…” Neden sonra buğulandı gözleri, uzaklardan bir hüzün geldi yüzüne oturdu… Hayâl âleminde bir bir sahnelendi yaşadıkları… Çocukluğuna gitti, öğrencilik yıllarına, okuldaki davet çalışmalarına ve ondan sonraki zorlu yıllara… Birden acı ile buruşturdu yüzünü, sağ tarafına dokundu, ıslaktı yarası. Kanamış, sızlıyordu…

Hicretinden birkaç gün önce teröristler köyü basıp evleri taramıştı. Onlarca kişi yaralanmıştı ve Enes de bunlardan biriydi. Sağ böbreğinin üst kısmına aldığı kurşun hastanede çıkarılmış fakat yarası iyileşmeden hicret etmişti köyünden… Son zamanlarda iyice kötüleşen yarası dayanılmaz acılar veriyordu. Ama şikâyet etmiyordu Enes, aksine hamd ediyordu. “Allah içinse, kanım da fedadır canım da!” diyordu.

Hakkında açılan dava da sonuçlanmış, müebbet hapis cezası almıştı. Haberi duyunca Yusufî bir gülümseme yayılmıştı yüzüne, “Allah büyük” dedi. Annesi tedirgindi, başörtüsüyle yüzünü saklayarak gözyaşı döküyordu geceye çoğu zaman… Babası ise vakur duruşuyla küçük oğlunun alnından öptü. “Mübarek olsun civanım! Selâmetle git ve selâmetle gel” dedi.

Bundan sonra adı “Muhacir” idi. Muhacir Enes ömrünün geri kalanını Rabbine sunuyordu bu kararla. Tüm fanilerden elini çekip Rahman’a yol alıyordu. Onur duyuyordu hicretiyle… Birkaç yere uğrayıp selâm ve helâllikten sonra yola çıktı. Ailesinden, toprağından, yıllarca davayı beraber omuzladıkları arkadaşlarından ayrılacaktı; kolay değildi elbet. Mahzun tavırlarla adımladı hicret yollarını… Yoruldu, kırıldı ama yıkılmadı. Her sarsılışta daha da sağlamlaştı. Her yokuşta daha fazla bağlandı yürüyüşüne. Her zorluktan sonra kolaylık vardı, bilirdi bunu ve her yağmurdan sonraki gökkuşağını.

Birkaç dakika süren bu düşünceler Mus’ab’ın kapıyı tıklaması ile son buldu. “Gelebilirsin.” dedi Enes yorgun bir sesle. Tebessümle giren Mus’ab: “Ben de uyandırmaya gelmiştim, namaz için… Uyanmışsın” dedi. Garipçe güldü Enes, bir şey demedi ve müsâade isteyip abdeste yöneldi… Bu gülüş Mus’ab’ın dikkatini çekmişti… Yolunda gitmeyen bir şey vardı ama üstelemedi… “Muhacir nazlıdır” dedi, “Hicret de gözyaşı…”

Nur çeşmesi abdest ve huzur kapısı namazdan sonra samimiyet kokan bir sohbetin ağlarında buldular kendilerini… Lâf arasına Enes’in yarası girince tedirginlikle sordu Mus’ab: “Yaran kötü görünüyor. İstersen bir yolunu bulup hastaneye gidebiliriz veya bir sağlık ocağına. Ne dersin?

-Hayır, çok kötü değil. Sadece ani hareket edince sızlıyor, bazen de kanıyor o kadar. Zaten takdir edilmişse, bin bir doktorun elinde bile olsak, Azrâil yapmayacak mı görevini? Mütevekkil olalım. Âdil olan Allah derdi bu imkânlar içinde vermişse, takdir ederse, dermânı da yine bu imkânlar çerçevesinde verir. Kaygılanma…

-Peki, sen bilirsin abi, dedi Mus’ab.

Güldüler, sohbet ettiler, güneşin doğuşu şahit oldu bu dostluğa… Bâd-ı Saba yüzlerine değince gözlerini yumdu Enes. Ardından: “Güzel bir koku geldi rüzgârla birlikte, sen de hissettin mi? Sanki uzaklarda bir gül bahçesi var ve kokusu buraya kadar geliyor” dedi.

Bir şeyler diyecek gibi oldu ama diyemedi Mus’ab… Yüreğindekileri dışa vurmak istemediğindendi belki. Dile getirirse gerçekleşeceğinden korktuğu içindi belki. Hayal etmekten endişe duyduğu hisler vardı iç âleminde. Tedirginleşti yine, besmele çekti içindeki düğümler çözülsün diye. Zira bu düğümler; her an dostundan ayrılacakmış gibi hüzün ekiyordu yüreğine. Gözleri yaş biriktiriyor, bakışlarına mahmurluk çöküyordu. Kırgınlıkla baktı Enes’e, içi burkuldu. “Rabbim! Hayra çevir bu hisleri… Takdirine karşı boynumuz kıldan ince, davana canımız kurban, fakat acılarımız daha çok taze. Ciğerimiz sana adadığımız yiğitlerin acısıyla kavruldu… Bir acıyı daha ekme yüreğimize… Bize merhamet et, bize yardım et!” dedi sessizce…

Kahvaltı hazırlamak için mutfağa yöneldiğinde Enes de Kur’ân-ı Kerîm okumaya başladı. Okudukça yarasının hafiflediğini, gözlerinin tatlı bir uykuya meylettiğini hissetti. Demek ki iyileşiyordu yarası, acı hissetmiyordu. Hürmetle masaya koydu Kitâb-ı Kerim’i… Duvara dayandı, derin derin nefes aldı ardı ardına. Gözlerini yeni ışıldamaya başlayan semaya çevirdi. Zoraki kaldırdı ellerini, duaya durdu. “Ey bu mübarek davanın sahibi! Ey katına kurbanlar sunulan Allah’ım! Kanlarıyla dergâhına gelen mertlerin arasına beni de al! Hasretiyle yandığım vuslatına beni de mazhar et! Acılarımı hafiflet, dünyadan kurtar beni. Bileklerimi özgürlük ile bağla, ruhumu temizle, hicrânında daha fazla yakma beni; Ey duaları kabul eden!” Daha fazlasına gücü yetmedi, yana düştü elleri. Kalbiyle duasına devam ederken bir tebessüm düştü dudaklarına, perdeler indi gözlerine, ağır ağır kapandı… Rahat bir nefes aldı son defa. Önden gidenlerin ardından yol tuttu kendine, sessizce gitti, muhacirce…

Elinde kahvaltıyla odaya giren Mus’ab tepsiyi yere bıraktı. “Bütün gece uyumamış” dedi hafiften tebessüm ederken. Yaklaştı yanına üzerini örtmek için, fakat ilerleyemedi gömleğindeki al lekeleri görünce. Seslendi bir iki kez ama nutku kesildi dostuna dokununca. Yüreğinin kıyısına bir hüzün demir attı, ömrü boyunca hissedeceği… Sessiz bir tufan koptu yüreğinde, sıra sıra hıçkırıklar takıldı boğazına, konuşamadı… Birlikte geçirdikleri her an, yaşlarla döküldü gözlerinden… Sis düştü bakışlarına, yorgun argın kelimeler araladı dudaklarını:

-Demek görevin bitti kardeşim! Davetine icabet ettin önden gidenlerin. Ne güzel gittin muhacirim! Ne garipçe gittin. Hem nazlı bir muhâcirsin şimdi, hem de gül kokulu bir şehid… Selâmımızı ilet Rézan Hüseyin’e! Dava, kurşunlarla İstanbul’un ayazına takılıp kalmadı… Omuzlarda, duaların başucunda. Kanımızın her damlasında… Buluşmak üzere kardeşim! Selametle…

Meva KARAKAYA-Söz Ve Kalem

[ Benzer Yazılar ]
  • Söyle Ey Can

    Söyle Ey Can


    Ey Can Bir ibret mektebi şu cümle âlem, Gir ve Oku bu mektebi ey evladı Âdem. Nakış nakış işlemiş her zerreyi yüce kalem, Canlı-cans[...]
  • Eğitimde ahlak

    Eğitimde İlk Basamak


    Asırlar önce İslam’ın bize sunduğu eğitim modelini, günümüzde batı dünyası modern süsü vererek önümüze sunmaktadır. —&#[...]
  • tecessüs

    Tecessüs, Suizan


    Hz. Ömer bir gece dışarı çıkmıştı. Beraberinde İbn Mes’ud da vardı. Dolaşırken uzaklarda bir yerde bir ışık gördüler ve o[...]
  • 3 Aylar Nedir

    3 Aylar Nedir? Üç Aylarda Hangi İbadetler Yapılır


    Müslüman aleminin en önem verdiği 3 ayların başlamasına az kaldı. Bu mübarek ayların başlama tarihleri ise merak konusu oldu. 2015 Ram[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar