26
Ocak
2016
Yorum Yok
BilgiGenelİslamMakaleler
Okunma

Milletler ve Dinler

Milletler ve Dinler

Bismillah.

Şimdiye dek yazılan –neredeyse- tüm yazılar Suriye’deki siyasi olayları, yapıları ve savaşları konu alan yazılardı. Şu anki savaş durumu bakışları siyasete çevirse de biz bu kez Suriye’nin etnik-dînî yapısı ve orada bulunan mezhepleri anlatacağız. Tarih boyunca çoğu uygarlığa ev sahipliği yapan ve stratejik konumu ile tüm emperyalistlerin hayalinde olan ‘Bereketli Hilâl’ coğrafyası, beşinci yılına giren savaş sebebiyle paramparça olmuş, nüfusu dağılmış, tarihi güzellikleri harap olmuş ve tam bir ölüm arenasına dönmüştür. Rabbimizden bir an önce savaşın bitmesini ve İslamî bir yönetimi başa getirip, halkı bulunduğu zor durumdan kurtarmasını diliyoruz.

ETNİK KÖKENLER:

Kürdistan bölgesinin dörtte birinin orada olması nüfusun belli bölümünün Kürt oluşunu, Memlûkler devletinin kuruluşundan itibaren Ermeni’lerin önemli merkezi olması ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ‘Tehcir Kanunu’ uygulaması ile 50.000’e yakın Ermeni’nin ülkenin Halep, Haseke ve Kamışlı bölgelerine yerleşmesi Ermeni nüfusun varlığını açıklayabiliyor. Çünkü halkın %85’inin Arap olmasına karşın, %8’i Kürt, %3’ü de Ermeni’dir. Kalan kısmı da değişik kökenler oluşturuyor.

Arap nüfusun %70’i Sünni mezhebine, diğerleri ise Alevi, İsmaili ve Şii mezhebine mensuptur. Hıristiyan Arapların ise çoğu Ortodoks Grek Kilisesi, Suriye Ortodoks Kilisesi ve Katolik Grek Kilisesi’ne bağlıdır. Suriyeli Araplarda Suriyelilikten ziyade, milliyetçilik yani Pan-Arap düşüncesi ağır basar.(1)

Suriye’deki etnik dil konuşan en büyük azınlık, nüfusun yaklaşık %8 kadarını oluşturan Kürtlerdir. Kürtlerin çoğu Sünni’dir, az bir kısmı ise Alevi, Yezidi ve Hıristiyan’dır. Sünni çoğunluk dil olarak Kuzey Kurmancisi, Hıristiyanlar ise Kurmanci’nin yanı sıra Süryanice ve Aramice’nin çeşitli lehçelerini konuşur. Tamamına yakını üç ayrı bölgede ve sınıra yakın yerlerde yaşar. İlki Hatay ve Gaziantep tarafındaki Kurt dağının Suriye’de kalan kısmına yakın yerlerdir. İkincisi, Fırat nehrinin Suriye’deki devamı olan Ayn-el Arab (Kobané) bölgesi, üçüncüsü de Haseke ve Kamışlı’yı kapsayan Türkiye ve Irak sınırıdır. Kürt’lerin Suriye’ye gelişi iki sebebe dayanır. Biri; sınırların Avrupa’lı barışçılar(!) tarafından çizimi sırasında Suriye tarafında kalmalarıdır. Diğeri ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra 1923-1946 yılları arasında Dersim olayları ve diğer isyanlar sırasında bölgeye kaçmalarıdır. Şunu da ekleyelim ki; bu ikinci grup; Fransız mandası ve Esad yönetiminde ikinci sınıf vatandaş statüsünde olan ve kendilerine nüfus kağıdı verilmeyen Kürtlerdir. Şu an bile 250.000’den fazlasının vatandaşlık hakkı ve kimliği yoktur.

Esad’ın müsamahasıyla kendi dillerinde ve kendi okullarında eğitim gören Ermeni’ler de El-Cezire bölgesinde yaşar.(2) Nüfusun %2’lik bölümü de Türkmen’dir ve Halep, Teleke, Kunteyra ve Şam taraflarında yaşarlar. Çoğu zaman rejimin Araplaştırma politikalarına maruz kalan bu millet göçebe hayattan yerleşik hayata yakın zamanda geçtiler ve sayıları 300.000 civarındadır.

Soğuk savaş sırasında Suriye ile SSCB arasındaki iyi ilişkiler, o zamanlar 25.000 civarındaki Çerkez’lerin Kafkasya ile dostluk kurmalarını sağladı ve nüfusun çoğu Kafkasya ve ABD’ye dağıldı.(3) Kalan Çerkez’ler ise şu an Halep’teki Kabardey ve Abzah köylerinde yaşarlar ve Abaza ırkı ile kaynaşmış durumdalar.

DİNİ YAPI:

Çoğu araştırmacı Suriye’de dinlerin ‘Tek Tanrı’ çerçevesinde olduğunu söyler. Fakat Özellikle Hristiyanlık, Dürzîlik, Nusayrîlik gibi dinler ve diğer bazı mezhepler, ‘tek tanrılı din’ kapsamından çıkıp tamamen sapkın dinlere(!) dönmüştür.  Her birini kısaca açıklamaya çalışalım:

İSLAM

1.SÜNNİLER:

Toplam nüfusun %74’ü sünnidir ve Memlûkler ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan, Esad yönetiminin başlangıcı olan 1970’lere kadar idarede hâkim sınıf olmuşlardır. 1940-1970 arası manda döneminde Fransa’nın azınlıkları destekleyen politikalarına rağmen Sünni Araplar Suriye siyasi ve idari mekanizmasında ve Baas partisi yönetiminde üst düzey kademelerde kendilerine yer bulmuşlardır. Lazkiye ve Süveyde dışındaki tüm bölgelerde çoğunluktadırlar. Fransa ve Esad’ın yönetime rakip olarak gördüğü tek yapı da; Sünni olan Müslüman Kardeşler Cemaatidir.

2.ŞİA-ŞİİLER:

Genel olarak üç kola ayrılır (Zeydilik, İmamiye (İsna Aşeriyye) ve İsmaililik) fakat Suriye’de en etkin olan kolu İsmailîlik’tir. Bu mezhep de 765 yılında İmam Cafer Es-Sadık’ın vefatından sonra ortaya çıkmıştır. Abbasî’lerin Emevî devletini yıkıp tahta geçtikleri sırada İmamiye mezhebinden ayrılan İsmaililer, Abbasî’lerin Hz. Ali ve soyuna ait olduğunu savundukları hilafeti gasp ettiğini iddia etmiş ve onlara karşı eylemler düzenlemişlerdir. H. 2. yılda Fatımî devletini kuran İsmaililer; Mustalik ve Nizari olarak birbirlerinden ayrıldılar. Mustalikler, Fatımî devletinin yıkılışından sonra 1830’lu yıllardan itibaren İran’dan Suriye taraflarına göç etmeye başladılar. (Nizari’lerin 46. imamı Ağa Hasan Ali Şah 1848’de Hindistan/Bombay’a yerleşip burayı merkez yaptı. 20. yy başlarında Nizarî’lerin çoğu Hint Alt Kıtası’ndan Doğu Afrika’ya göç etti.) İsmaililer her peygamberden(Natık) sonra bir yardımcının(Samet) geldiğine, bundan sonra da yedi imamın geleceğine, ardından yine bir peygamber gönderileceğine inanır. Örneğin: Adem (a.s.) Natık, Şit (a.s.) ise Samettir.

Yani böylelikle, Hz. Nuh – Sam

Hz. İbrahim – İsmail

Hz. İsa – Şem’un

Hz. Muhammed – Hz. Ali vs.

3.NUSAYRÎLİK-ALEVÎLİK:

Halkın %11’ini oluşturan bu din; adını 11. İmam Hasan el Askeri’nin müridi Ebu Şuayb Muhammed bin Nusayr’dan alır. Hristiyan bölgelerinde yaşıyor olmaları ve törenlerine/ayinlerine şahitlik etmeleri; teslis (üçleme) inancına geçmelerine neden oldu. Bu dine mensup olanlar Allah’ın bazen insan suretinde dünyaya indiğine inanır. Allah’ın suretine bürünüp dünyaya geldiği son kişinin de Hz. Ali olduğunu söylerler. Teslis inancının (Kutsal Üçlü) temeli olan Kelimetu-s Sır formülü Ayn, Mim ve Sîn harfleri üzerine kuruludur. Ayn; Allah’ın tecellisini görmek demektir. Ayn; Yüce Ali’yi temsil eder. Mim; Hz. Muhammeddir. Sîn ise; İran’lı sahabe Hz. Selman-ı Farisî’dir.(4) Yani Hz. Muhammed yalnızca isimdir; mana ve asıl olan Hz. Ali’dir. Bu inanca göre Hz. Muhammed (a.s.) Selman’ı yarattı. Selman ise; tabiat olaylarıyla ilgilenmesi için Mikdad b. Esved’i, yıldızların hareketlerini kontrol etmesi için Ebu Zer El- Ğıffarî’yi, canlıların hayatlarıyla ilgilenmesi için Abdullah b. Revâha’yı, rızık vermesi ve hastalıklarla ilgilenmesi için Osman b. Mâ’zun’u yaratmıştır. Yine Nusayrî’lere göre ilk üç halife dâhil Hz. Aişe, Hz. Zübeyr, Hz. Talha b. Ubeydullah, Muaviye, Yezid ve Haccac gibi kişiler şeytanın sembolleridir ve lanetlidirler. Kadınlarda ve hayvanlarda ruh olduğuna inanmazlar. Namaz kılarlar ama şeyhlerine dönerek ve kendilerine özgü hareketlerle. Erkek egemen bir yapıya sahiptirler, kadınların ibadet etmeleri ve söz sahibi olmaları söz konusu değildir. Reenkarnasyon’a inanırlar, fakat biraz tuhafça! Cennet ve cehennemin bu dünyada olduğuna, iyilik yapanların öldüklerinde tekrar Nusayrî olarak dünyaya geleceğine inanırlar. Nusayrî’lere göre yedi kez Nusayrî olarak dünyaya dönen kişiler sekizinci ölümlerinden sonra gökte yıldız olurlar. Günah işleyenler de hayvan olarak dünyaya döner, yedi kez hayvan olarak doğanlar, güneşin etrafında dönen gezegenlere dönüşürler. Bu dine girmek isteyenler; “Ali’den başka ilah olmadığına şehâdet ederim” derler.(Eşhedu en la ilahe illa Ali)

Nusayrîlerin %75’lik kısmı Lazkiye’de yaşar. 1920’lerde Fransız mandası eliyle Süleyman el-Ahmed tarafından alevi bir devlet kurulmuş, bağımsızlığa kadar böyle devam etmiştir. (5) (1933 yılı nüfusu 334.173 kadardı ve bunun 213.066’sını Nusayriler oluşturuyordu) Daha sonra Baas partisinin kuruluşunda yer alan Zeki el-Arsuzî’nin(İskenderunlu bir Nusayrî) etkisiyle çoğu Nusayrî Baas partisine geçmiştir. Hafız Esed kendi mezhebini meşrulaştırma amacıyla Nusayrî yerine Alevî(Ali’yi seven) adını kullanmaya başladı. O sıralar Sünni Müslümanların şianın dinden çıktığını iddia etmeleri, Hafız Esed’i endişelendirdi çünkü yönetimde kalması için Sünni halkın desteği lazımdı. Konuşmalarında tekbir getirmesi, ayetlere yer vermesi ve Müslüman olduğunu sürekli dile getirmesi bundandı. Oğlu Beşşar Esed’i; Sünni bir ailenin kızı olan Esma Akras (Esed) ile evlendirmesi de mezhepsel çıkarları içindir.

Bir sonraki yazımızda Dürzîlik, Hristiyanlık, Musevîlik ve Yezidilik dinlerini anlatıp konuyu sonlandıracağız inşallah. Allah’a emanet olunuz.

 

Kaynak:

1- Nikolaos Van Dam, Suriye’de İktidar Mücadelesi s.22

2-David Commins, “Kurds”, Historical Dictionary of Syria, Londra, Scarecrow Press, 1996 s.35

3- David Commins, “Circassians”, a.g.e., s.70

4-Moshe Ma’oz, Esad: Şam’ın Sfenksi s.43

5-Hakan Yılmaz, Suriye Ve Nusayrîler s.99

[ Benzer Yazılar ]
  • FACEBOOK ETİKET VİRÜSÜNÜ SİLME

    Facebook Etiket virüsünü Silme


    Selamunaleykum arkadaşlar bildiğiniz üzere son günlerde facebookda etiket virüsü var ve durmadan kişileri yazılara etiketliyor bundan kur[...]
  • Çocuklarımızı Kim ne için tehdit ediyor

    Çocuklarımızı Kim, Niçin Tehdit Ediyor


      ÇOCUKLARIMIZI KİM, NİÇİN TEHDİT EDİYOR: AMANDA TODD’UN HİKAYESİ[1]   Çocuklarımızı eskiye oranla çok daha riskli ve tehlikeli[...]
  • geçen zaman susa

    Geçen Zaman SUSA`yı Unutturmadı


    22 yıl önce PKK`nin camide katlettiği 10 Müslüman aradan geçen yıllara rağmen unutulmadan hayırla yad edilmeye devam edilirken, onları [...]
  • Berrat Gecesinin Fazileti

    Berrat Gecesinin Fazileti


    Bu geceye; bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle “mübarek”; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkarılmal[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar