15
Temmuz
2016
Yorum Yok
GençlikGenelİslam
Okunma

M.Emin Yıldırım İle Röportaj

M.Emin Yıldırım İle Röportaj

Hocam sizi tanıyabilir miyiz?

Belki de bir şahsa sorulacak en zor soru bu. İnsanın kendini anlatması gerçekten çok kolay olmuyor. Bilinen tarihi malumatlara her kes ulaşabilir de ben şu kadarını söyleyeyim kardeşlerimize; Allah’ın dinini anlamaya çalışan Allah’ın istediği gibi yaşamaya gayret eden bu uğurda da sahabe efendilerimizi kendine örnek almaya çalışan bir kardeşinizim.

Üniversitede okuyan gençliği bekleyen tehlikelere karşı neler söyleyebilirsiniz?

Evet, üniversite gençliği insan ömrünün en önemli zaman dilimine denk geliyor. Malumunu gençlik dediğimiz hayatın en güzel dönemi 15 ile 40 yaş arasındaki en güzel zamana denk geliyor. Bu zaman diliminde insan hayatı itibariyle de kendi içendeki cenabı Allah’ın ona verdiği bazı kuvveler itibariyle de en yoğun olduğu dönemdir. Birçok şeyde insan daha farklı bir ruh haleti içerisindedir. Şehvet konusunda hayatının en zirve halini yaşamaktadır. Dolayısıyla imtihan konusunda da ona orantılı bir biçimde ağır imtihanların olduğu bir zaman dilimidir.

Şu anki mevcut zeminde üniversitelerin hali de belli ne yazık ki. İnsanlar her geçen gün Allah’ın onların önüne koyduğu yasalar dışında başka zeminlere kaydıkları için Allah’ın sınırları ihlal ediliyor ve bu şeytanın sevineceği bir duruma doğru kayıyor. Böyle bir zamanda üniversitede okumak gerçekten gençlerimiz açısından zor bir süreçtir. Ama her döneminde kendine özgü bir imtihanı var. Mesela biz önceki zamanlarda imtihan pek bu alanda değildi başka bir alandaydı ama en azından şuan karşılaştığımız ağırlıkta bir ağırlığı ihtiva ediyordu.

Onlardan önceki zamanlarda da aynı şekildeydi. Belki bizden sonraki süreçte imtihan daha farklı bir noktaya gelecek. Burada üniversitede okuyan gençlerimizin en mühim olarak yapmaları gereken şey Cenab-ı Hakla irtibatlarını güçlü bir hale getirmeleri iradelerini sağlamlaştırmaları ve iradelerinin hakkını vermeleridir. Eğer biz bu irade sağlamlaştırma noktasında aciz kalırsak ve bazı şeyleri çok ciddi bir şekilde üzerinde durmadan salıverirsek, Allah korusun batılın istediği şeytanın istediği de işte zaten bu. Yani bizi birbirimizin zaafiyetlerinden yakalayıp Allah’ın memnun olmayacağı yönlere çekmektir. İşte bundan dolayı Cenab-ı Hak ile irtibatımızı güçlendirir iradelerimizin hakkını vermeye gayret edersek inşallah bizim önümüze başka yollar açacaktır ve beklide daha farklı bir noktaya bizi vardıracaktır. İmam Şafi i’nin (r.a) o güzel sözünü burada hatırlamak gerekiyor “Nefsi o kadar hakla meşgul etmelisiniz ki batıla yer kalmasın”.

Belki bugün üniversite okuyan gençlerimizin en büyük imtihanı bu olsa gerek. Boş zamanların tanzimi konusunda yaşanan acziyet hayatlardaki düzensizlik gecesiyle gündüzüyle zaman dilimlerinin tam anlamıyla tayin edilememesi, namaz üzerinde ve namaz ekseninde bir hayat ve bir program çıkarılmaması, gençliğimizin daha farklı yerlere kanalize edilmesi, manevi anlamda çöküşlerin yaşanmasına vesile oluyor. Su anda gençlerimizin bu manadaki sıkıntılarından dolayı mesela biz, bir on-on beş sene önceki gençlikte gördüğümüz dava şuurunu İslam’a hizmet aşkını, heyecanını ne yazık ki göremiyoruz. Çünkü Allah’la irtibatı güçlü olanları Allah bu yolda ve bu uğurda istihdam eder. Eğer bu gün bu tarz şeyler yoksa bu Cenab-ı Hak’la olan irtibatın zayıflamasından kaynaklanıyor. Hal böyle olunca gençliğimizin bu konuda ciddi bir muhasebe yaparak ve özellikle şuur noktasında belli bir noktada olan kardeşlerimizin kendi sorumsuzluklarının da farkına vararak bu manada hem kendilerini hem de etraflarındaki kardeşlerini kurtarma ve güzel yönlere sevk etme adına bir seferberlik başlatmaları gerekir.

İslam gençliğinin vahiyle irtibatı yeterli midir? Yeterli düzeyde olması için neler yapılabilir?

Yeterli olmadığı belli çünkü vahiyle irtibatı güçlü olanların hayatları Kuran olacak, Kuran ahlakı hayatlarına bir yönüyle sirayet edecek. Allah’ın boyadığı; Allah’ın boyası sibğetullah onların üzerinden de âleme yansıyacak. Bugün bu manada irtibat zayıflığından dolayı gerek ahlaki olarak gerek sosyal olarak ve farklı alanlarda çöküntüler yaşıyoruz. Biz yeniden kuranla irtibatımızı Kuran’ın hayattaki karşılığı olan Peygamber (s.a.v) hayatıyla irtibatımızı ve bu irtibatı bilgi öncelikten ziyade amel önceliğe dönüştürerek aynen sahabe gibi hayatlarımızı imar edecek bir noktaya getirmeliyiz. Sadece sırtımızda yük taşıyacak şekilde o bilgiyi ziyadeleştirmenin de bize bir anlamı bir faydası yok. Eğer onlar hayata intikal etmeyecekse her birimiz Kuran hafızı olsak ne yazar. Bizim Kuran hafızı olmadan önce Kuran muhafızı olmamız gerekiyor. Kuran’ın ahkâmıyla amel etme adına, ahlakıyla ahlaklanma adına bir gayret içerisinde olmamız gerekir. Onun için bizim tekrardan Kuran’a yönelme adına bir gayretimiz olmalı, ama bunu öncesinde yine sahabenin hayatında karşılığını bulduğumuz iman hakikatlerinin zeminde yerleşmesine ve onun üzerine diğer şeylerin bina edilmesine öncelik vermemiz gerekir.

Eğer biz imanı ve iman hakikatlerini uygun bir zemine oturtursak inşallah bundan sonraki süreçte öğreneceğimiz her ayet bizim imanımızı arttıracağı için kendimiz bundan nasiplendiğimiz oranda başkalarını nasiplendirmeye başlayacağız. Dolayısıyla yapmamamız gereken sahabenin o kuran anlayışını kendi anlayışımız kılıp onların bize öğrettiği şekliyle bu manada Allah’ın kelamı olan Kuran’la irtibatımız güçlendirme noktasındaki gayretlerin arttırılmasıdır.

Gençlerin vahiy ve sünneti beraber ele almada sorunlar yaşadığına şahit olmaktayız. Kuran ve sünnet bütünlüğünü nasıl sağlayabiliriz?

Ne yazınki buda bizim bir sorunumuz bu sadece gençliğin değil topyekûn İslam dünyasının bir sorunu. Ama belki bu gençlerde daha farklı bir biçimde revaçta, oda şundan kaynaklanıyor: şuanda bilgiye erişim konusunda çok ciddi bir mesafe kat ettiğimiz bir hakikattir. Bu çağın insanları olarak istediğimiz hocamızın videolarını derslerini dinleyebiliyoruz, bilgi itibariyle de neye erişmek istiyorsak buna da çok kolay bir biçimde erişebiliyoruz.

Ancak bu eriştiğimiz bilgilerin ne kadar sağlıklı sıhhatli olduğu; işte burası çok ciddi bir mesele. Ne yazık ki bu gün internet dediğimiz o bilgi dünyasında çok ciddi bir şekilde geniş yelpazesi olan o ilim okyanusunda, faydalı olan şeyler olduğu kadar zararlı olan şeylerde var. Zaten bu işi bu hizmeti bize sunan insanlar ıslahattan daha çok ifsadı önceliyorlar. Bu ifsat sadece şehvet unsuru içeren şeylerle sınırlı değil yani safi dimağları ifsat edecek, insanların selim düşüncelerini bozacak, selim akidelerine zarar verecek, Kuran’la Sünnet arası irtibatı koparacak, ikisini birbirine rakip olarak görecek, birinin olduğu yerde bırakmayıp kendisi ona yer tayin edecek; bu tarz şeyleri ne yazık ki çokça görüyoruz.

Sünnetle ve sünnetin içerisinde bir mesele olarak hadisle bu çağın insanının bir problemi olduğunu görüyoruz. Aslında çağın insanında bir problem yok, ama bu işi planlayanların bir yönüyle bir proje olarak İslam dünyasına sunan, insanlar amel adına bizim en büyük kaynağımız olan ve İslam’ın yaşana bilirliğinin ve nasıl yaşanacağının en güzel numunesi olan Sünnet-i Muhammedi Ümmeti Muhammedin içinden çekip koparmaya çalışıyorlar. Bu çok öyle masumane bir şey değildir. Yüzyıllardır aslında süre gelen bir projenin belki de bu dönemdeki son ayağıdır. Şimdi çok iyi biliyorlar ki İslam düşmanları eğer İslam’ın amel boyutu devre dışı bırakılırsa Kuran üzerinde istedikleri gibi yorumlar yapabilecekler ve insanlığı özelliklede Müslümanları istedikleri yönlere sevk edecekler. Çünkü peygamberi susturduğunuz bir yerde, hadisleri devre dışı bıraktığınız bir yerde kendinize çok ciddi bir alan açıyorsunuz ve o alan içerisinde de “ ben ayetten bunu anlıyorum”, “bu kelime aslında şu anlama geliyor”, “ bana göre bunun yorumu böyledir”, “bizden öncekiler bunu yanlış anladılar”, “biz böyle anlarsak daha doğru anlarız” deyip, bana göreler üzerinden bir düşünce geliştiriliyor. Bu da biraz amel yönü zayıf bir dini düşünce oluşturduğu için ne yazık ki gençlerimizin ve bu çağın insanlarının çok hoşuna gidiyor. Öyle bir İslam ki hiçbir şekilde zalimle hesaplaşmayan; hiçbir şekilde evine, ticaretine, işine, aşına dokunmayan, her şeyi bir şekliyle tabiri caizse siteme entegre eden, her şeyiyle bir şekilde uyum arz eden, kimseyle bu manada derdi sıkıntısı olmayan ama bir yönüyle de dindar olan. Böyle bir dindarlık algısı oluşturmaya çalışıyorlar. E böyle bir dindarlık yok ki. İslam dediğimiz şey hayata müdahil olan bir dindir. Eğer siz Lailaheillallah deyip bu koca ailenin içerisine dâhil olduysanız İslam başlıyor sizin evinizden; bedeninizden ta ticaretinize, siyasetinize, ilahiyatınıza, diyanetinize kadar her şeyine müdahale ediyor. İşte o müdahale alanı işte sünnettir ve birileri bunu iptal etme adına kasıtlı olarak, bilinçli olarak bazıları cahilce, bazıları işin nereye gideceğini tam olarak fark etmeden sünnetle bir hesaplaşmaya girmiş ve bunu devam ettiriyorlar. Bakalım daha nereye kadar gidecek. Burada gençlerimize düşen çok önemli bir şey var, İmam-ı Zührinin de söylediği önemli bir söz bizim için de geçerli. Kendi talebelerine şöyle söylüyor “Dikkatli olun sizin konuştuğunuz şey Allah’ın dinidir. Dininizi kimden aldığınıza iyi bakınız. Siz pazardan bile bir şey alırken buna dikkat ediyorsunuz kasaptan gidip et alırken dikkat ediyorsunuz da, nasıl dininizi aldığınız insanlara dikkat etmezsiniz.” Dolayısıyla burada biz her konuşanı dinlemek gibi bir zorunluluğumuz yok. Ehil olan, bu işte gerçekten ehliyeti, liyakati olanlarla bunu öğrenme adına bir sorumluluğumuz var. O manada gençlerimiz internette süslü sözlerle, yaldızlı cümlelerle, sadece işin edebiyatıyla ilgilenip usulünü ihmal eden şeylerle vakit kaybetmeleri kendileri içinde, kendilerinden ümit bekleyen, bir şeyler bekleyen kendilerinden sonraki nesiller içinde büyük bir kayıptır. Yapılacak en güzel şey bu işi ehliyetli insanlardan öğrenip 14 asırdır sahih İslam geleneğinin bize tavrüs ettirdiklerini, birbirlerine miras olarak bırakıp bize kadar getirdikleri bu dinin selim ve salim bir biçimde yaşatılması, yaşanması, temsil edilmesi yönünde bir gayrette bulunmaları ve hayatlarına hâkim kılmalarıdır.

Son olarak dergimiz okurlarına ne tavsiye edersiniz?

Söz ve kalem bizim medeniyetimizin iki temel azığımdır. “İkra” diyen bir kitabımız var söze işaret eder, “ nun vel kalem ve ma yesturun” diyen bir ayetimiz var kaleme işaret eder. Biz söz medeniyetinin çocuklarıyız yazarız, konuşuruz ve bütün azığımız budur. Bizim insanlıkla hesaplaşmamız da söz üzerinden olacaktır, kalem üzerinden olacaktır. Yüz yıllardır böyle oldu. Hele bundan sonra bu manadaki savaş bütün alanlarıyla bu iki alan üzerinden hareket edecek. Ve bir zamanlar sözü doğru söylemişiz insanların gönlünü fethetmişiz, bir zamanlar kalemi doğru kullanmışız o kalemle insanlığa ciddi bir biçimde medeniyet mirası bırakmışız. Bu gün söz ve kalem medeniyetin çocukları olan İslam, insanlığa üniversiteyi kazandırmış, rasathaneyi kazandırmış, hastaneyi kazandırmış, mühtesipliği, his ve teşkilatını kazandırmış ve daha neler neler kazandırmış. Ne zamanki biz söz ve kalemi ihmal etmişiz başka şeyleri kendimize azık olarak edinmişiz, hem insanlık bir şeyler kaybetmiş hem de biz kaybetmişiz. Aslında bizim kaybımızla insanlık kaybetmiş. Tekrardan bizim asıl azıklarımıza dönmemiz lazım. Sözü Allah’ın istediği gibi anlayıp, Allah’ın istediği gibi kavrayıp Allah’ın istediği gibi yaşamamız lazım, sözle, ölmüş sineleri diriltmemiz lazım islam’dan uzak olan insanlara o “Kavl-i Leyyimle” en güzel sözle en tatlı bir biçimde Allah’ın kelamını Allah’ın hakikatini ulaştır gibi bir sorumluluğumuzun olduğunu hiçbir zaman unutmamamız lazım ve hiçbir zaman elimizden kalemi bırakmamamız lazım. Belki bu gün biz bilgisayarla yazılarımızı yazabiliriz kalem orada sadece bir alettir asıl olan hakikatin yazılması, hakikatin kayıt altına alınmasıdır. Biz hakikati de kayıt altına almak zorundayız ki kendimizden sonraki nesillere medeniyetimizin o güzel mesajlarını ulaştırabilelim. Eğer bu manada biz sözü ve kalemi Allah’ın istediği gibi kullanabilirsek; Allah’ın istediği gibi kullanmakta Besmeleli kullanmaktır, Besmeleli kullanmakta Allah adına ve Allah namına kullanmaktır. Allah adına ve Allah namına biz kullanabilirsek hem söz hem kalemi Allah’ın izni ile hem kendimizi hem insanlığı kurtuluşu adına bir şeyler söylemiş oluruz. Ben bütün kardeşlerimden inşallah bunu yapacaklarına dair dualarımı iletiyorum sözden de kalemden de hiçbir zaman Allah onları mahrum bırakmasın diye dua ediyorum, daha güzel hizmetlerde daha bereketli işlerde Cenab-ı Hakkın onları kullanmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

 

Söz ve Kalem Dergisi

[ Benzer Yazılar ]
  • Merhamet Nedir?


    İslâm, bir medeniyet dînidir. Her medeniyet, kendi insan tipini yetiştirir. İslâm medeniyetinin inşâ ettiği insan ise evvelâ hak, adâl[...]
  • Hayde Salavat Seferberliğine!


    Fatıma Nine hızlı adımlarla merdivenlerden inmeye çalışıyordu. Onu bu halde gören komşusu gülümseyerek: -Fatıma Nine, hayırdır bu [...]
  • İslami Ahlakın Temel Değerleri

    İslami Ahlakın Temel Değerleri


    Bismillah; İnsan, yaşadığımız evrende en önemli canlılardan biri olarak hayatını sürdürmektedir. Zamana anlam katan varlıktır.  Ya[...]
  • Kalbe Sığdırılan Kainat

    Kalbe Sığdırılan Kainat


    Allah hikmeti ve her şeyi kuşatan ilmi iradesiyle kainatı mükemmel bir saray şeklinde yaratmış , tanzim etmiştir. Bu sarayı da içindeki[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar