7
Nisan
2015
Yorum Yok
AileFıkıhİslam
Okunma

İslamda Miras Dengesi Nasıldır?

İslamda Miras

İslam dini, miras konusunda çok detaylı ve adil bir denge gözetmiştir. Erkeğe yüklenen sorumluluklar, kadının evlilik sırasında alacağı ‘mehir’, boşanma halinde gözetilecek paylaşım oranları ve ölüm halinde gözetilecek paylaşım oranları kutsal kitabımız Kuran’da, çok detaylı bir şekilde anlatılmıştır.

PEYGAMERİMİZ DÖNEMİNDE MİRAS TAKSİMİNİN GÜNDEME GELİŞİ

 Mîras taksîmi ile alâkalı âyet-i kerîmeler Uhud Gazvesi’nde sonra nâzil oldu. Çünkü Uhud’dan sonra bu hususta birtakım karışıklar ortaya çıkmıştı. Uhud’da şehîd düşen Sa’d bin Rebî -radıyallâhu anh-’ın erkek kardeşi, onun iki kızına hiçbir şey bırakmadan bütün mîrâsını almıştı. Bu ise bir câhiliye âdeti idi. Câhiliye devrinde kadın ve kızlara değer verilmediği için, onların mîras hakkı da yoktu. İslâm, bu haksız uygulamaya son verdi:

يُوصِيكُمُ اللهُ فِى اَوْلاَدِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ اْلاُنْثَيَيْنِ فَاِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَِلاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ اَبَوَاهُ فَلاُمِّهِ الثُّلُثُ فَاِنْ كَانَ لَهُ اِخْوَةٌ فَلاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِى بِهَا اَوْ دَيْنٍ اَبَاؤُكُمْ وَاَبْنَاؤُكُمْ لاَ تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرِيضَةً مِنَ اللهِ اِنَّ اللهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

“Allâh size, çocuklarınız hakkında; erkeğe, kadının payının iki misli (mîras vermenizi) emreder.Eğer kız çocukları ikiden fazla iseler, ölünün bıraktığı mîrâsın üçte ikisi onlarındır. Eğer (vâris)yalnız bir kızsa, yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mîrastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise anasına üçte bir(düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar, ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allâh tarafından konulmuş farzlar(paylar)dır. Şüphesiz Allâh, ilim ve hikmet sâhibidir.” (en-Nisâ, 11)

Böylece İslâm’da ilk mîras taksîmi Sa’d bin Rebî -radıyallâhu anh-’ın veresesi arasında yapılmış oldu

İSLAM’DA KADINA BİR , ERKEĞE İKİ HİSSE MİRAS VERİLMESİNİN DAYANAĞI NEDİR?

İslâm mîras hukûkunda, paylar ile mükellefiyetler arasında adâletli bir denge gözetilmiştir. Harcaması fazla olan erkeğe, kadına nisbetle daha fazla pay verilmiştir. Çünkü evlenirken mehir verip düğün masrafını üstlenmekle berâber ev geçindirmeye kadar bütün maddî harcamalar husûsunda âilenin mes’ûl şahsı erkektir.

Yâni İslâm mîras hukûkundaki kadın-erkek farkı, yükümlülük ve sorumluluk farkına bağlıdır. Bu ikisi arasında bir denge kurulmuştur. Kadın, nesli korumak, bunun için evlât yetiştirmek ve âile düzenini temin etmek gibi ağır mükellefiyetler sebebiyle âilenin geçiminden mes’ûl tutulmamıştır. Bu sebeple de mîrasta hissesi yarıya indirilmiştir. Bu  hisse de, bir kısım kadınların evlenememesi, ya da boşanma durumunda kalması veya birtakım şahsî ihtiyaçları düşünülerek verilmiştir.

Hanımlara bir de duygu derinliği, incelik, şefkat, merhamet, hayâ, fedâkârlık, çocuk bakımı ve neslin muhâfazası gibi meziyetler ihsân edilmiştir. Onların bünyesi nârin, hisleri fevkalâde kuvvetli ve merhamet duyguları yüksek olduğundan hayâtın çeşitli safhalarında birtakım süprizlerle karşılaştıklarında bazen bedenî ve rûhî zaaflara düşerler.  Bu yüzdendir ki, İslâm’da kadının şâhitliği yarımdır. Bunu dillerine dolayarak İslâm’a hücûm edenler, İslâm’ın; fıtrî ve değişmez olan husûsiyetleri dikkate almasından doğan bu kâidesindeki mükemmelliği, ya garazkârlıklarından ya da câhilliklerinden dolayı görmezlikten gelmektedirler.

Gerçek şudur ki, Cenâb-ı Hak, her varlığı ve o varlığın her cüz’ünü bir maksad için yaratmış ve onlara yaratılış gâyelerini gerçekleştirmeye müsâit birer fizikî (biyolojik) ve rûhî (psikolojik) yapı lutfetmiştir. Erkeği, hayat mücâdelesi ve evin geçimi ile mükellef kılan Hâlık Teâlâ Hazretleri, onu bu vazîfeyi lâyıkıyla îfâ edebilmesi için, bedenen daha kuvvetli, rûhen de daha metin kılmıştır. Kadın ise nesli korumaya, evlât yetiştirmeye ve onu en zayıf ve âciz zamânında bakıp gözetmeye, himâye etmeye me’mûr kılınmıştır. Bu sebeple onun vazîfesi, bedeninin değil, rûhunun daha derin duygu ve hassâsiyetlerle techîz edilmesini gerektirmiştir. Bunun içindir ki, çocuğun ilk acziyet devresinde onu derin bir merhamet ve muhabbetle kucaklayıp büyütmek için kadına ilâhî bir mevhibe olarak aşırı bir hissîlik verilmiştir.

Bu hissî yapısıyla bir merhamet mecrâı olan anneye, yaratılış maksadının ve gücünün dışında bir vazîfe yüklenirse, menfî bir netîce ortaya çıkar. Dolayısıyla bir kadının suçluya acıyıp merhamet ederek adâleti yanıltma ihtimâli yüksektir. Bu da onun şâhitliğinin yarım olması husûsunda vârid olan ilâhî hükmün hikmetlerinden biri olmuştur.

Diğer taraftan İslâm, şâhitliği insanın psikolojik yapısına göre tanzîm eder. Yerine göre erkeğin şâhitliği nazar-ı îtibâra alınmazken yerine göre de kadının şâhitliği tam olarak kabûl edilir. Meselâ erkeklerin muttalî olmaları mümkün olmayan yerlerde sâdece kadınların şehâdetleri kâfî sayılır.

Şâhitlik meselesiyle kadının eksik kabûl olunduğunu iddiâ edenler, İslâm’ın böyle bir ithamdan berî bulunduğunu, onun haklar ve mükellefiyetler arasında âdilâne bir denge kurarken insanın değişmeyen fıtrî husûsiyetleriyle birlikte, cemiyetin tamâmını nazar-ı îtibâra aldığını, ya anlamamakta ya da anlamak istememektedirler.

Kadınlığın kemâli, Allâh’ın verdiği güzel kâbiliyetleri muhâfaza ile tahakkuk eder. Şâyet kadın, husûsiyetlerini ilâhî tâyine ters bir sûrette yönlendirir ve kendi hakîkatine vedâ ederse, kıymetini mahveder; huzursuz ve bedbaht olur. Âile ocağını kurutur. Böylece toplum hayâtı çoraklaşır.

Çağımızda kadınlarla erkekler arasında sun’î ve haksız bir eşitlik yarışı başlatılmıştır. Kadının yaratılış husûsiyetlerine zıt olan bu yarış, hanımlık ve annelik meziyetlerini zaafa uğratmakta ve âileyi yaralamaktadır. Bu sebeple zamânımızda sıkça yaşanan çocuk aldırma hâdiseleri, câhiliye devrindeki kız çocuklarını diri diri gömmenin modernleşmiş bir şekli olup asrın cinâyetidir. Bu asrın yorgun ve bitik kadını ile câhiliye devrinin kadını arasında sırf bir gardrop ayrılığı, yâni giyim-kuşam farkı kalmıştır. Bu ise rûhsuz materyalist eğitimin meydana getirdiği bir toplum felâketidir.

[ Benzer Yazılar ]
  • Okuma Adabı

    Okuma Adabı(Ali Şeriati)


    Ali Şeriati Aşina Yüzlerle isimli kitabında yayınlanan mektubun birinde oğlu İhsan’a şunu öneriyor; “Oğlum ! Eğer hiçbir[...]
  • Aile'de Evlatlar arası ilk iletişim

    Aile’de Evlatlar arası ilk iletişim


    İnsanların en değerli varlıkları evlatlarıdır. Yerleri doldurulmaz. Sevgileri ve acıları tarifsizdir. Anne baba olunduktan sonra, kalpte[...]
  • hewar

    Rabbim Bana Katında Cennette Bir Ev Yap(Hewar Mari)


    Bismihî Teâla Bizim yüreklerimiz dağlara aşıktı. Meskenlerimiz dağlardı. Okuduğumuz tüm kitaplar o dağları yazardı. Dağ çiçekler[...]
  • Çocuk Eğitimi

    Çocuk Eğitiminde Ailenin Rolü


    Çocuklar, anne ve babanın ilişkilerini taklit özelliğine sahiptirler. Anne babanın şahsiyet ve yaşantıları müspet ise bu, çocukların[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar