16
Mart
2017
Yorum Yok
AileGençlikGenelİslam
Okunma

İslamda Kadının Yeri

İslamda Kadının Yeri

Hamd âlemleri noksansız yaratan Allah’a, salat ve selam onun habibi olan Rasul-u Ekrem efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) üzerine olsun.

Asırlardır hakaretlere ve eziyetlere maruz kalmış, naif yaratılışının aksine katı muameleler görmüş, insani konumu hiçe sayılarak yeri geldiğinde bir meta olarak görülmüş kadının geçmiş toplumlardan günümüze kadar süregelen varoluş mücadelesine kısaca değineceğiz. Belki çoğu kez kaleme alınmış ve kendisinden çokça bahsedilmiş bir konu ama mesele ümmete emanet bırakılan ve toplumun ıslahı noktasında üzerine büyük bir pay düşen kadın olunca belki hakkında daha çok yazılar yazılacak ve üzerinde çokça durulacaktır. Bu bağlamda geçmişten günümüze kadının uğradığı eziyetleri, kırılan onuru, ayaklar altına alınmış şerefi ile İslam’ın ortaya çıkmasıyla kazandığı izzeti açıklamaya çalışacağız.

Geçmiş bütün toplumlarda kadının durumu hemen hemen aynıdır. Biraz eskiye gidecek olursak, Babil’de kadın evcil hayvanlar mesabesindeydi. Biri bakasının kızını öldürdüyse yerine kendi kızını o adama teslim ederdi. Teslim alan kızı mal gibi kullanma ve dilerse öldürme yetkisine sahipti. Yine Çin’de kadın insan olarak görülmezdi. Öyle ki kendisine isim dahi verilmeyip numaralandırılırdı ve bu numaralarla çağrılırdı. Hemen komşusu Hindistan’ın Çin’den aşağı kalır yanı yoktu. Kadınlar eşlerinin köleleri olarak görülür, kocaları öldüğü zaman kocalarıyla beraber yakılırdı. Tanrılarının hoşnutluğu için hayvan yerine kadınlar kurban edilirdi. Kadın onlar için en büyük felaketten daha kötüydü. Bu konuda Buda, “Eğer kadınları dinime kabul etmeseydim Budizm çok uzun bir zaman temiz bir şekilde devam ederdi. Bugün artık bu dinin uzun zaman yaşayacağını zannetmiyorum. Zira bu dine kadın girmiştir. “Biraz daha batıya gelecek olursak İran’da mecusiler kız kardeşleriyle kan bağını görmezden gelerek evleniyorlardı. Aynı sistem Mısır’da firavunlar devrinde tahtı başkalarıyla paylaşmamak için yapılıyordu. Batıya gelecek olursak geçmişiyle övünen, kendisini hukukun ve medeniyetin beşiği sayan Roma’da baba çocuklarından dilediğini satar dilediğini ailesinden çıkarırdı. Koca dilerse karısını öldürebilir, 520 yılına kadar boşanma dahi bilinmiyordu. Aynı zamanda kadınlar Roma’da vatandaş statüsüne sahip değillerdi. Aynı zihniyete sahip Yunanlılar kadını şeytani bir varlık olarak görüp, kötülüğünün çaresi dahi olmayan tehlikeli bir yaratık olarak kabul ederlerdi. Kadının hürriyeti bir yana, erkeklerin sahip olduğu hiç bir hakka sahip olmayıp, bedenleri üzerinde bile herhangi bir yetkileri yoktu. Yasal olarak eşya statüsünde olan kadınlar pazarlarda ulaşılabilir bir mal olarak alınıp satılabiliyordu.

Hristiyanlıktan önce batıda kadın toplumun malı sayılır erkekler dilediğini nikâhsız olarak alıkoyabilirdi. Bu yola doğan çocuklar yine toplumun malı olarak kabul edilirlerdi. Hristiyanlığın tahrif edilmesi ile beraber kadın durumu daha kötü bir hal aldı. Bu sefer kadınlar şeytanla bir olup Allah’ın yasağını çiğneyerek Hz. Âdem’e yasak elmayı yedirten Hz. Havva inancıyla kadının, şeytanın insan nefsine giriş kapısı olduğu ve Allah’ın çehresini bozan iğrenç bir mahlûk(Aziz Tertolyan) olarak görülüyordu. Mesih adına, kadın kendini kötülüğün sembolü saymalıdır.(Aziz Saint Paul) Görüldüğü üzere doğu ve batıda kadına yaklaşım bu şekildeydi.

Geçmişten günümüze kendilerini dünyanın sahibi gören ve diğer insanların ise kendileri için sadece köle olarak yaratıldığını düşünen tahrif edilmiş yahudilikte de söz konusu kötü tablo değişmemektedir. Onlara göre Tevrat’ın emirlerine yerine getirme konusunda sadece erkekler sorumlu olup, kadının sorumluluğu ev işleri ile sınırlıdır. Öyle ki kutsal metinleri olan Talmut’ta erkelerin kadın olarak yaratılmadıkları için yapacakları şükür duası yer almaktadır. Bu şükür duası( Jewish Daily Prayer Book) onaylı günlük dua kitabında da bulunmaktadır.

İnsanlığı karanlıklarda aydınlığa çıkaran yüce dinimizin kerim kitabı Kuran-ı Kerim ise kadına karşı takınılan bu çarpık anlayışı reddetmiş ve kadına yepyeni bir sayfa açmıştır. Evlilik, boşanma ve miras vb. Konularda kendisine birçok hak tanınmış, cahiliye döneminin ötekileştirilmiş kadını İslam ile şeref bulmuş ve hayatın merkezine alınmış. Sadece sosyal hayatta değil dini konularda da kadına bir takım sorumluluklar verilmiştir. Bakıldığında Kuran-i Kerim’ de yer alan emir ve yasaklar kadınları da muhatap alacak şekilde dile getirilmiştir. Hatta İslam’da kadına verilen önem o kadar yücedir ki, Arapçada kadınlar anlamına gelen Nisa adında bir süre yüce kitabımızda mevcuttur. Günümüzde batı kendi geçmişini unutarak, kadınlara hak ve özgürlükler tanıdığını, İslam’ın ise kadını köleleştirdiğini iddia etmekte ve her fırsatta İslam’a pervasızca saldırmaktadır. Bu işi o kadar ustaca yapmaktadırlar ki kirli tarihlerinin üstünü örterek yılın sadece bir gününü(8 Mart Dünya Kadınlar Günü) kadınlara ayırarak sözde kadına verdikleri değeri göstermeye çalışmaktadırlar. Hâlbuki 8 Mart ABD’nin New York eyaletinde kötü çalışma koşulları ve düşük maaş dolayısıyla çalıştıkları fabrikada yaptıkları grev nedeniyle çıkan yangın sonucu kilitlendikleri fabrikadan çıkamayarak 129 kadının feci bir şekilde can verdikleri bir tarihtir.

Ne ilginçtir ki; 8 Mart aynı zamanda efendimizin veda hutbesini yaptığı tarihtir. Efendimiz veda hutbesinde tüm ümmete hitaben “Ey insanlar! Kadınlar hakkında Allah’tan korkunuz. Sizin kadınların üzerinde hakkı olduğu gibi kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır.” şeklinde buyurarak yüzyıllar önce kadınların hukuklarına değinmiştir. Yine bugün hacılar Hz. Hacer’in kabrini de içine alarak tavaf yapmak suretiyle haclarını ifa etmektedirler. Hem siyahi, hem köle, hem de kadın olduğundan yaşadığı dönemde insanlar arasında en düşük olarak kabul edilen bir sınıfa dâhil olmasına rağmen yüce Allah onu kendi evine dâhil etmiştir. Bu açıdan günümüzde, kendilerine başta hayat ve özgürlük olmak üzere birçok hak tanıyan İslam dinine yapılan saldırılara karşı en çok siper olması gerekenlerin kadınlar olması gerektiği açıktır.

Selam ve dua ile…

 

Âmine SENA | Söz ve Kalem Dergisi

[ Benzer Yazılar ]
  • İslamda Miras Dengesi Nasıldır?


    İslam dini, miras konusunda çok detaylı ve adil bir denge gözetmiştir. Erkeğe yüklenen sorumluluklar, kadının evlilik sırasında alaca[...]
  • Okuma Adabı

    Okuma Adabı(Ali Şeriati)


    Ali Şeriati Aşina Yüzlerle isimli kitabında yayınlanan mektubun birinde oğlu İhsan’a şunu öneriyor; “Oğlum ! Eğer hiçbir[...]
  • Nişan bozulduğunda yapılması gerekenler

    Nişan bozulduğunda yapılması gerekenler ?


    Fıkıh kitaplarında nişanın bozulması sebebiyle tarafların uğradıkları maddî ve manevî zararların tazminin talebi mevzu edilmemiştir[...]
  • Tv Ahlakının Bize Getirdikleri


    Ne zamandır yazmak isteyip de yazamadığım TV tehlikesini yazacağım. Ki bu alanda her yazar ve kalem sahibinin yazması gerektiğine inanıy[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar