18
Mart
2014
Yorum Yok
İslamMakaleler
Okunma

Hazır Cevaplar ve Nükteler

HAZIR CEVAPLAR VE NÜKTELER

Hazır Cevaplar ve Nükteler ;

Sokrat Ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
– Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başla-yınca, Sokrat:
– Ne yani, demiş. Birde haklı yere mi öldürülseydim!

Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çe-kilmedikçe geçmek mümkün değildir… Mağrur zen-gin, hor gördüğü filozofa:
“Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem” der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:
– Ben çekilirim..!

Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri inceleme-si için Sheaksper’e gönderdiğinde, ünlü yazarın ceva-bı şu olur:
– Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sa-dece şemsiye yapın..

Meşhur bir filozofa:
– Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz? diye sorulduğunda:
– Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan, demiş.

Dostlarında biri, Fransız kralı 15. Lui’ ye:
– Majesteleri, demiş. Akıl vergisi almayı hiç düşündü-nüz mü? Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve
seve öder.
Kral, alaylı alaylı gülerek:
– Hakikaten enteresan bir fikir, cevabını vermiş. Bu buluşunuza karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyo-rum.

Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile’ ye hasımların-dan biri:
– Efendim, demiş. Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?
Galile:
– Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama, seninkiler bir eşek için fazla küçük sayıl-maz mı?
Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon’ u bir mu-harebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
– Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başla-yınca, Napolyon:
– Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.

Bir toplantıda bir genç M. Akif`i küçük düşürmek için:
– Affedersiniz, siz veteriner misiniz? demiş.
M. Akif hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
– Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?
İdam edilmek üzere olan bir mahkuma:
– Diyeceğin bir şey var mı? diye sorduklarında:
– Bu bana iyi bir ders oldu!!

Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi se-fere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığın-da, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
– Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir:
– Evet hünkarım, bilirim, dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
– Bende bilirim.
Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
– 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşı-yor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
– Bizde onlara yaklaşıyoruz.

Bir filozofa sormuşlar: Şansa inanır mısınız?
Filozof: Evet, yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle açıklardım

 

——————————————————————————————————————————————————————

 

DAHA ZORUNU YAPIYOR!

Hz. Ali’ye:
– ALLAH, bu kadar insanı nasıl hesaba çeker? diye sorulduğunda, şöyle cevap vermiştir:
– Nasıl rızıklandırıyorsa öyle.

CİMRİ

Meşhur Cimri Paşa, atlarının arpa yemesi gerekti-ğini söyleyen seyislerine kızar ve her seferinde “Lâ havle” çekermiş.
Bir gün atları dermansızlıktan yığılıp kalınca, hid-detle sormuş.
– Atlarıma ne oldu?
Seyis, cevabı yapıştırmış:
– Ne olacak efendim, “Lâ havle” yiye yiye “Ve lâ kuvvete” oldular.

NE OLUYOR!

Mehmet Kırkıncı: “Hocam, ben namaz kılmakla ALLAH’a ne faydam oluyor?” diye soran birine şu ceva-bı vermiş:
– Senin namaz kılmamakla kendine ne faydan olu-yor?

NASIL GEÇİRİR?

Necip Fazıl’a, “ALLAH, deveyi iğnenin deliğinden geçirebilir mi?” diye sormuşlar. “Evet geçirir” demiş. Bunun üzerine “deveyi mi küçültür, yoksa iğneyi mi büyültür?” demişler. Necip Fazıl, İlahi kudretin son-suzluğunu ifade babında, şu cevabı vermiş:
– Ne deveyi küçültür, ne iğneyi büyültür. Gökteki yıldızları senin gözbebeğine sığdırdığı gibi, vızır vızır geçirir.

KÖŞE

Hazret-i Şems’i, konuşup nasihat etmesi için bir meclise davet etmişler. Hazret, meclise girer girmez, kapı eşiğine oturmuş. Kendisini baş köşeye davet edenlere de şu cevabı vermiş:
– Adam adamsa oturduğu her yer köşe olur ona! Adam adam değilse, köşe bile eşik olur ona!

İÇİMİZDEKİ HOROZ

Çocuk:
– Babacığım, demiş. Bana bir horoz alsan da, sa-bahları ötüp beni namaza kaldırsa.
Adam:
– Canım oğul, diye cevap vermiş. Senin içindeki horoz ötmedikten sonra, dışarıdaki horozun fayda vereceğini mi sanıyorsun?

YEMEĞE YENİLMEK

Sasani hükümdarlarından Ardşir Babegân, dokto-runa, “Bir günde ne kadar yemek yemeli?” diye sor-du. Doktoru:
– Üçyüz gram kadar yeter, dedi.
Babegân
– Bu kadarcık şey insana ne kuvvet verir ki? diye bunu az bulunca, doktor şu karşılığı verdi:
– Bu kadarı seni taşır. Bundan fazla olursa sen onu taşırsın.

AT NALI UĞUR GETİRİR Mİ?

Kadıköy Camiinde vaaz vermekte olan Osman Demirci Hoca’ya:
– Hocam, diye sormuşlar. At nalını evimizin kapısı-na asarsak uğur getirir mi?
– Demirci Hoca:
– Zannetmiyorum, diye cevap vermiş. O nallardan her atta dört tane var ama, bütün gün kamçı yiyip duruyorlar.

HAYATI SEYRETMEK

Yazar Kazancakis, bir ihtiyara “neye bakıyorsun?” diye sorduğunda, ihtiyar adam gözlerini akan sudan ayırmadan şu cevabı verir:
– Hayatıma oğlum, akıp giden hayatıma.

SELÂMDAKİ İNCELİK

Muzaffer Ozak Hoca’nın sahaflar çarşısındaki dük-kanına giren bir genç:
– Selâmünaleyküm babalık… diye selâm verince, hazret selâmı alır:
– Aleykümselâm kuru kalabalık…

ÖRTÜNMEK İÇİN GİYİNMEK!

İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada, Gandi’-nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü varmış.
Davetten çıkınca, bir gazeteci sormuş:
– Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak için yeterli miydi?
Gandi, hiç aldırmadan cevap vermiş:
– Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.

HUZUR

Zeynel Âbidin Hazretleri abdest alırken sapsarı kesilirdi. Sebebini sorduklarında şu cevabı verdi.
– Kimin huzurunda durduğumu düşünürseniz, se-bebini anlarsınız…

KABRİSTAN

Hz. Ali, mezarlığa neden sık gittiğini soranlara şu cevabı vermiş:
– İki sebebi var. Anlattıklarıma itiraz etmiyorlar ve arkamdan gıybetimi yapmıyorlar.

ÇINAR AĞACI MAYDANOZUN NESİ OLUR?

Selim Gündüzalp, sosyoloji hocaları olan rahmetli Seyyid Ahmet Arvasi’ye:
– Hocam demiş, “insan maymunun gelişmiş şekli-dir” diyorlar. Ne dersiniz?
Seyyid Ahmed Arvasi şu cevabı vermiş:
– O mantığa göre, çınar ağacı da maydanozun gelişmiş şeklidir.

MEZAR TAŞI YAZISI

Behlül Dânâ’ya biri sorar:
– Oğlum öldü. Mezar taşına ne yazdırayım?
Behlül Dânâ şu cevabı verir:
– Şunu yazdır: “Dün altında olan çimenler bugün üstünde yeşerdi. Ey yolcu anla ki, şu toprak günahtan gayri her şeyi örter.”

ÖLÜLER ÇİÇEK KOKLAMAZ

Amerika’lı iş adamı, bir Çinli’yle alay ederek sor-muş:
– Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?
Çinli, başını kaldırmadan cevap vermiş:
– Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.

HAYAT NE ZAMAN BAŞLAR?

– Hayat kırkından sonra başlar, diyen bir kişiye Said Turhan şu karşılığı vermiş:
– Eğer otuz beşinde ölmezsen!..

ÖLÜM NEDİR?

Talebelerinden biri, Konfüçyüs’e:
– “Ölüm nedir?” diye sorduğunda, Konfüçyüsün cevabı şu olmuş:
– Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana ölümden bahsedeyim.

HER KOYUN KENDİ BACAĞINDAN ASILIR

Harun Reşit, kendisini sık sık ikaz eden Behlül Dâ-nâ Hazretlerine:
– Sen kendi işine bak, dermiş. Her koyun kendi bacağından asılır.
Bir gün sarayı pis bir koku kaplamış. Sebebini a-raştırdıklarında, üst kattaki bir odada bacağından asılı bir koyun bulmuşlar. Bu işi yapanı da keşfetmişler tabi ki: Behlül.
Halife, kendisini sıkıştırdığında:
– Gördüğünüz gibi, her koyun kendi bacağından asılır efendim, demiş. Fakat etrafı kokuttuğu için, herkesi rahatsız eder.

ORUÇ NASIL ŞİŞMANLATIR?

Hekimoğlu İsmail’e, “Ramazan olmasına rağmen biraz kilo almışsınız?” dediklerinde:
– Maalesef öyle oldu, demiş. Çünkü iki kişilik ye-mek yiyor, bir kişilik oruç tutuyorum.

RİYAKÂRA CEVAP

Adamın biri, Hz. Ali’yi gıyabında yani ardından kötülediği halde yüzüne karşı övmeye başlayınca, ondan şu karşılığı almıştır:
– Söylediklerinden daha aşağı, fakat içinden geçir-diklerinden daha üstünüm.

BAKIŞ FARKI!

Adamın biri, Muhammed Bin Vâsi’nin bacağındaki yarayı görüp, “Sana acıyorum” dediğinde, ondan şu cevabı almış:
– Ben, aynı yaranın gözümde çıkmadığına şükredi-yorum.

SUSTURUCU TEDAVİ

Zamane gençlerinden biri, bir toplantıda Mehmed Âkif’i küçük düşürmeye çalışıp:
– “Affedersiniz, demiş. Siz baytar mısınız?”
Mehmed Âkif, hiç istifini bozmadan şu cevabı ver-miş:
– Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?

ZOR AMA GÜZEL

Cüneyd-i Bağdâdî’ye: “Sabır nedir?” diye sordukla-rında şu cevabı vermiş:
– Yüzünü ekşitmeden, acıyı yudumlamaktır.

YETMEZ Mİ?

Asr-ı saadetteki muhteşem hadiselerden duygula-nan bir genç:
– “Keşke Peygamberimiz’in (sav) devesi olsaydım” deyince, Ali Suad atılmış:
– Ümmeti olman yetmiyor mu?

PEYGAMBER HÂNESİ

Hz. Mevlânâ, evlerinde yiyecek olarak hiçbir şey kalmadığını söyleyen hanımına tekrar tekrar sormuş:
– Gerçekten hiçbir şey kalmadı mı?
– Evet, demiş eşi. Hiç yiyeceğimiz kalmadı.
O yoklukta tükenmez hazinelerin sahibini bulan Mevlânâ, ellerini kaldırıp:
– ALLAH’ım sana hamd-ü senâlar olsun, diye şük-retmiş. Evim, Peygamber hanesine benzedi.

DERDİN DEVASIZI…

İbn-i Sinâ’ya:
– Dünyada devâsı olmayan bir dert var mıdır? diye sorduklarında:
– Derdin devâsızı, iyinin kötüye muhtaç olmasıdır, cevabını vermiş.

BİLMEK İÇİN ÖĞRENMEK

Tarih biyografisi ve monografi sahalarında erişil-mesi çok güç bilgisiyle, dünya çapında bir şahsiyet olan İbnül Emin Mahmud Kemâl (İnal)’a sormuşlar:
– “Sizdeki bilginin çok azına sahib olmalarına rağ-men sizden çok daha fazla tanınanlar var. Bunun sebebi nedir?”
Şöyle cevap vermiş:
– Ben bilmek için öğrendim, onlarsa bilinmek için!

HERKES YANINDAKİNİ VERİR!

Kendisine hakaret edilen Hz. İsa’ya (aley.sel.):
– “Niçin karşılık vermediniz?” diye sorduklarında:
– Herkes yanındakini verir, demiş. Onda olan, be-nim yanımda yoktu.

KAZA ETMEK

Yolculardan biri, otobüs şoförünün yanına gider ve namaz vakti geçmeden bir mola vermesini rica eder.
Şoför sinirlenerek:
– Kaza edin efendim, der. Ne olur yani?
Adam, sakin sakin cevap verir:
– Ben kaza etmeden, ya sen kaza edersen?

RUHLAR NEREYE GİDER?

İbn-i Abbas hazretlerine “Ruhlar cesetlerinden ayrılınca nereye giderler?” diye sorduklarında, o yüce insandan şu cevabı almışlar:
– Yağı biten kandillerin ışığı nereye gidiyorsa, ora-ya…

KADER

Kenân Rıfâi’ye sormuşlar:
– Madem ki neticede kaderin dediği oluyor. O halde niçin çalışıyoruz?
Şu cevabı vermiş:
– Çalışmak da kaderin icabı olduğu için!

İFTİHAR

Şeyh Şâmil, çarlık idaresi tarafından yakalanıp esir edildiğinde, Çar II. Aleksandır:
– Sizin gibi büyük bir insanı misafir etmekle iftihar ederim deyince, Şeyh Şâmil’in cevabı şu olmuş:
– Siz benim misafirim olsaydınız, ben daha çok iftihar ederdim.

İNSAN ve TANSİYON

– “İnsan, kâinata hakim bir varlıktır” diyen felsefe öğretmenine, öğrencilerden biri, şu cevabı vermiş:
– Tansiyonuna bile hakim olamayan insan, kâinata nasıl hakim olur?

[ Benzer Yazılar ]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar