27
Şubat
2017
Yorum Yok
GençlikGenelİslamMakaleler
Okunma

Dünyevileşmekten Kurtulup Ahirete Yönelmek

DÜNYEVILEŞMEKTEN KURTULUP AHIRETE YÖNELMEK

“Bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Muhakkak ahiret yurdu gerçek yaşanılacak yerdi ama bilselerdi!”

Zaman olanca hızla ilerliyordu. Kendini bilmezler çoğalıyor, dünyevileşmek ise hat safhayı aşıyor ve cahiliye okları salih kalpleri vurmaya yüz tutuyordu. Öyle ki kimilerinin kalbi dünya muhabbetiyle dolup taşarken, artık gözleri görmez olmuş faniliğe taparcasına Rahman’ın nimetlerine şükretmesinin önüne geçmiş bulunuyordu. Oysa dünyanın Allah-u Teâlâ nezdinde birer sinekten bile kat be kat küçük ve de değersiz olduğunu bilmiyorlardı. Çünkü dünya sanki onlar için birer sonsuz yaşayış yeriydi. Peygamberimiz ’in dünya hakkında şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir. “Dünya tatlı ve de yemyeşildir. Allah-u Teâlâ sizi dünyada kendisine halife yapmıştır ki sizin nasıl hareket ettiğinizi görsün. Dünya İsrail oğulları için yayılıp döşendiğinde elbise, koku, kadın ve ziynetin içerisinde yollarını şaşırmışlardı.”

Evet şuan da öyleydi ve dünyayı haşa ilah edinir vaziyete gelmişti insanlık. Oysa dünyanın o kimseleri köleleştirdiğini bilmiyorlardı. Nasiplerini dünyada arıyor olmuşlardı artık. Allah ayet-i kerimesinde bile o kimselerden bahsederken buyurmuştur; “İnsanlardan bazıları vardır ki bize nasibimizi dünyada ver derler. Onların ahirette nasipleri yoktur.”

Fakat gerçekten de bunun farkında değillerdir. Çünkü onların kalbinde ahiretin kokusu silinmiştir, günahlarından korkmuyor olmuşlar, aksine elinden giden mal için duydukları korku herşeylerinin önüne kısmi olarak geçmiş bulunuyordu. Hala da aldatmaya, aldattırmaya, kalpleri kaydırıp faniliğe itmeye devam ediyorlardı.

Bende o kalpleri kaydırılmış olan kimselerden idim. O kadar fanileştim ki dört yanım dünyeviliğe tapan insanlarla doluydu. Öyle ki İslami yapının birer ferdi olaraktan aşırıya gidenlerdendim. Babamdan o zamanlar “yavrum medrese okuldan daha hayırlıdır” sözünü işittiğim an kulaklarımı kapar gibi sanki karşımda bana öğüt veren babam yokmuşcasına saygısızlıklarda bulunup hala inatla dünyayı ahiretten daha üstün görüp, nitelikli cevaplarla aldırış etmeden, yanlış bildiğim doğrularla ilerlemeye çalışıyordum. Günler sonra bunları böyle düşünürken ve ne olduğunu bilmeden babamın uzunca nasihatinden sonra mederseye gitmek için birden bire babama kendimi söz vermiş olarak buldum. Sanki kalbim bir anlık yumuşamış gibiydi, ama hala da büütün bunlara rağmen neler olup bittiğini anlamıyordum. Oysa 2-3 gün sonra medreseye başlayacaktım, acaba bütün bunlar birden bire nasıl gerçekleşmiş olabilirdi ki…

İçten bir ah çekim ansızın. Çünkü bana yardımcı olup arkamda duracak kimsem yoktu, artık okula gitmek istemiyordum ama ne yapacağımı da bilmiyordum… Sonra kendimi ansızın medrese kapısının önünde buldum. Gözlerim ıslak ailemden uzak ve yapayalnız bir şekilde denilen haneye adımımı attım. Her yer sessiz. Fazla kimsecikler yoktu. Nefesim daralmıştı ve hala da ne yaptığımı niçin geldiğimi bilmiyordum. Ansızın babamın benim için söylemiş olduğu birkaç cümle geldi aklıma. Şöyle diyordu babam; ‘yavrum muhakkak ki Rabbin her an seninledir. Şüphesiz ki senin için önemli olan Allah’a hakkıyla kul olup ahiret için çabalamandır. Gideceğin yerde sakın kendini yalnız hissetme. Çünkü unutma ki Rabbin seninle. Olurda tek ve çaresiz hissedersen kendini sana yol gösterecek Rabbinin ayetlerini oku, işte o zaman kalbinin ferahladığını ve kimsesiz olmadığını anlarsın…’

Neden sonra kitaplığa yönelip Kuran-ı Kerim aldım ve sondan başlayarak meallerden göz gezdirmeye çalıştım. O an bir sureye gözlerim ilişti. Duha suresiydi ve ben tüm benliğimle okumaya başladım.

“Kuşluk vaktine ve karanlık çöktüğü zaman geceye and olsun” buyuruyordu Rabbimiz. Bulunduğum vakit akşam vaktiydi, karanlık çökmüştü medreseme ve içeri sadece sokak lambalarının ışığı giriyordu. Okumaya devam ettim.

“Rabbin sana darılmadı seni terk etmedi” buyuruyordu. Evet Zülcelal gerçekten beni terk etmemişti, kalbimde mutluluğu simgeleyen hisler vardı, öyle ki geçmişim dünyaya bağlılığımla olsa da… Biliyorum belki kimsem yoktu ailemden ve evimden uzaktım ama sanki burası daha sıcak gelmişti bedenime. Ve Rabbim darılmamıştı bana, kulum gel bana yeter ki dua et ve yardım iste buyuruyordu. İçtenlikle derinden ansızın bir nefes çektim ve devam ettim.

“Ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır” buyuruyordu. Sanki Rabbim benimle birer muhabbet içerisinde gibiydi o sayfalar o cümleler sanki bire bir bana hitap ediyordu. Evet gerçekten ahiret daha hayırlıydı beni buraya itende Rabbimin kalbimin derinliklerine doldurduğu birer hidayet duygusuydu. Dünya bir rüya gibiydi. Karşılığında ateş koru bir cehennem niteleniyordu. Ahiret ise birer ebedi hayat yeriydi ve karşılığında yine ebedi olan cennetle niteleniyordu. Yine Cenab-ı Hak dünya ehlinden ve kendi nefsinden geçerek Allah’a yönelen kuluna marifet ve muhabbet ihsan edeceğini de bildiriyordu, aynen şuanda da olduğu gibi. Artık içim kıpır kıpırdı. Hemen diğer ayete yöneldim tüm benliğimle yeniden…

Şüphesiz Rabbin sana verecek sen de hoşnut olacaksın” buyuruyordu Rabbim bana ve gerçekten de Rabbim bana burada ilim tahsis edecekti. Öyle ki amel etmemizin karşılığında cenneti vaki edecekti bende hoşnut olacaktım. O vakit titreme sardı bedenimi ve gerçekten Rabbimle muhabbet ediyordum derince nefes aldım ve devam ettim okumaya.

O seni yetim bulup da barındırmadı mı?” Evet barındırdı hem de en güzel mekanında yetim idim. Çünkü zikrimi dünyevileştiren birer yetimdim, şeytandan başka kimsem yoktu. Öylesine yetimdi ki derince bir çukura düşmeme az kalmıştı ve Rabbim beni yalnız bırakmadı beni hoşnut etti. Çukura düşmemi engelledi, medresede barındırdı. Çok hoştu bu ayetler ve bakamıyordum, okudukça haz alıyordum. Yöneldim o sırlı ayetlere…

O seni yolunu kaybetmiş bulup da doğru yola iletmedi mi?” Gerçek şu ki yolunu kaybedenlerden idim. Rabbini tanımayan ve nefsi için çalışanlardan idim. Bir yanı boş kalanlarda, kendini bilmeyen cahiliyeye sürüklenenlerden hatta hedefi olmayan ve rotası olmayan gemi idim. Ama Rabbim beni asıl hak olan yoluna iletti, asıl kurtuluşa varılan hanelerine iletti.

Öylesine duygulanmıştım ki… Rabbim ’den muhabbetimi kesmemek için titreyen sesimle devam ettim. Seni ihtiyaç içinde bulup da zengin etmedi mi? Artık gözyaşlarım durmak bilmiyordu. Rabbimle muhabbet etmeye öylesine muhataptım ki. Babam bunca zamandır doğru söylüyormuş. Nasıl da başıboş biriydim ben, gerçekten de ihtiyaç halindeydim. Rabbimin yardımına muhtaçtım. Çok nankördüm şuan her yönüyle zenginleşmiştim. İhtiyaç halindeydim evet doğru ama şuan Rabbimin o lütfu keremiyle baş başaydım. Kalbim bu mutluluğa dayanamıyordu artık, çok güzeldi ayetleri okumak…

Öyleyse sakın yetimi ezme, sakın isteyeni azarlama ve Rabbinin nimetine gelince işte onu anlat.

Yeniden derince nefes aldım ve tekrardan Rabbimle muhabbete geçtim. Çünkü o bana diyordu ki sakın ama sakın ahiretten habersiz olanları görmezden gelme. Sakın olurda ahiretten habersiz görürsen ezip de geçme ve sakın senden beklenti içinde olanları da duymazlıktan gelme. İsteyeni de azarlamayla muamele etme, anlat benim sana vaade etiklerimi anlat. O Resulüm ’de anlatmıştı ki, Taif’te taşlanmasına rağmen ayaklarının altına dikenler serilmesine rağmen, Kabe’de secdeye kapanırken üzerine deve işkembesi konulmasına rağmen, başından aşağı kum dökülmesine rağmen, Uhud’da dişleri kırılmasına rağmen… Evet Resullullah’da o cahiliye devrinde olanlara kibirli gözlerle bakmamıştı. Bilmediklerini bilip de onlara yoksun gözlerle bakmamıştı, her şeye rağmen Rabbinin muttakiler için ebedi hayat olan ahireti vaad edeceğini anlatmıştı ve şimdi de o Zülcelal bana anlat diyordu, Rabbim benden istiyordu.

Evet dünya gerçekten de imtihan yeridir, dünya boştur. Dünyanın azı bile olsa kişinin yanında, ahiretin çoğundan meşgul eder onu. Unutmayalım ki bu dünyada birer misafiriz bizler. Rivayetlere göre Resulullah bir çöplük üzerinde ve şöyle buyuruyordu. ‘Ey Ashabım gelin de dünyaya bakın.’ O esnada çöplüğün üzerinde çürümüş bir parçayı ve çürümüş bir kemiği eline aldı ve şöyle dedi. ‘İşte bu dünyadır. Peygamberin bu sözü dünya ziynetinin bir paçavra gibi gelecek zamanda çürüyeceğine işarettir. O süs ve ziynet içerisinde görünen iskeletler çürümüş kemiklere dönüşecektir.

Rabbim bizleri dünyevileşmekten kurtarıp ahirete yönlendiren kullarından eylesin inşallah.

 

Senanur ŞİMŞEK | Söz ve Kalem Dergisi

[ Benzer Yazılar ]
  • Sevildiğinizi Nasıl Anlarsınız?


    Muhabbet, iki kalb arasında bir cereyan hattıdır. Sevenler, hiçbir zaman sevdiklerini gönüllerinden ve dillerinden düşürmezler. İmkân[...]
  • İnternet Kafelerin Zararları


    Sözüme başlamadan önce siz değerli okuyucuları selamların en güzeli ile selamlı yorum Esselamun Aleykum Verahmetullahi Veberekatuhu … [...]
  • Tefekkür Etmenin Önemi

    Tefekkür Etmenin Önemi


    Düşünme, insanlığın en mümeyyiz vasfıdır. İnsana “düşünen canlı” derler. Ya düşünmeyen insana?.. Bilginin, görgünün ulaş[...]
  • Sosyal Medyada Dikkat Etmemiz Gerekenler

    Sosyal Medyada Dikkat Etmemiz Gerekenler


    Bismillahirrahmanirrahim “Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işiten, bi[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar