26
Mayıs
2014
Yorum Yok
İslamMakalelerŞehadet
Okunma

Dünden Bugüne İslam Davası

dünden bugüne islam davası

“Düşmanlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın. Savaş atları yetiştirin ki bu hazırlıkla Allah’ın düşmanlarını, sizin düşmanlarınızı ve onların ötesinde sizin bilemeyip de ancak Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutup yıldırasınız…” (Enfal-60)

Sahip olduğu milyarlık nüfusuna, yeraltı ve yerüstü zengin kaynaklarına rağmen zulmün, talanın ve zilletin her türlüsünü iliklerine kadar yaşayan İslam ümmetinin en ciddi sorunu liyakat sahibi idarecilere ve kalifiye olmuş genç bir nesle sahip olmayışıdır. Ümmet, bu haliyle Tih çölüne saplanmış ve zulmün ağırlığı altında ezilmiş vaziyettedir. Ümmeti esaretten kurtuluşa çıkarmanın yolu ise her alanda kalifiye olmuş, eksiklikleri giderebilecek potansiyele sahip, iç ve dış gündemi okuyabilecek ilmi ve kültürel birikime haiz, muhakeme gücü yüksek genç bir nesil inşa etmekten geçer. Zira gençlik, bir toplumun dinamizmidir; toplumu değiştiren lokomotif güçtür.

Dünyanın dört bir yanına hakim kılmaya çalıştığımız yegane davamız, İslam davası, tarih boyunca genç nesillerin omuzlarında yükselmiştir. Öyle bir nesil ki kendi çağlarındaki ihtiyaçlara cevap vermiş, sorunlara çözüm olmuştur. Nerde bir boşluk varsa, onu doldurmak için gayret göstermiştir.

Tarihin şanlı sayfalarına şöyle bir göz atınız. Orda bu neslin evlatlarından nicelerini göreceksiniz. Bakınız Zeyd bin Sabit’e…

Henüz on bir yaşında iken müslüman olmuş, müslüman olduktan hemen sonra bir taraftan Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini ezberlerken öte tarafta Benî Neccâr kabilesinin çocuklarına öğretmiştir. Parlak zekâsı, gayreti ve kabiliyeti, Efendimiz (sav) tarafından farkedilmiş ve kendisine çok genç yaşta vahiy kâtipliği görevi verilmiştir. (Tabakât, 2: 335.) Zeyd bin Sabit, gelen vahiyler dışında, hükümdarlara ve kabile reislerine gönderilecek mektupları yazar, yapılan anlaşmaları kaleme alırdı. Efendimiz’in hükümdar, emir ve Arap kabilelerine gönderdiğin mektupların birçoğu bu genç yiğidin kaleminden çıkmıştır. Yine Zeyd bin Sabit, Efendimiz’in (sav) isteği ve teşviki ile Süryanice ve İbranice’yi çok kısa bir sürede öğrenmiştir. Bu istek, o dönem için son derece önem arz ediyordu. Zira Efendimiz’e çeşitli yerlerden bu dillerde yazılmış mektuplar geliyor ve bunların da okunup anlaşılması, gerektiğinde de cevap verilmesi gerekiyordu. Ancak bu ihtiyacı yerine getirecek kimse bulunmadığından dolayı; İbranice mektuplar, Yahudi mütercimler tarafından tercüme edilirdi ve yine yahudilere gönderilecek mektuplar da onlara yazdırılırdı. İşte böylesine mühim bir konu, genç bir kabiliyetin gayreti ile güvenliğe alınmış oldu. Bu konuyu Zeyd bin Sabit şöyle anlatmaktadır: “Resûlullah bana, ‘Ey Zeyd! Sen Yahudilerin yazısını benim için öğren. Ben vallahi bana ait yazılarda Yahudilere itimat etmiyorum!’ buyurdu. Ben de iki hafta geçmeden onu öğrendim. Yahudilere bir şey yazılacağı zaman onu ben yazardım.” (el-İsâbe, 1: 561; Ibn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, II, 358).

Genç yaşta ümmetin sıkıntılarını omuzlayan yiğitler elbette sadece Zeyd ile sınırlı değildi. Henüz on dokuz yaşında iken Bizans’a karşı çarpışacak İslam ordusuna bizzat Resulullah tarafından kumandan tayin edilen Usame bin Zeyd’i hatırlayınız. (Vâkıdı, Megâzî c. 3, s. 1117, İbn Sa’d, Tabakât, c. 2, s. 189-191.) Komutanlık ettiği orduda Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Sa’d b. Ebi Vakkas gibi sahabenin büyükleri de dahil olmak üzere ilk muhacir ve ensarın tamamı bulunuyordu. (Vâkıdı, Megâzî c. 3, s. 1118, İbn Sa’d, Tabakât, c. 2, s. 190.) (İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 291, Taberî, Târih, c.3, s. 188.) Usame’nin bu genç yaşında böylesi büyük bir sefere ve orduya komutanlık etmesi, onun bu işi yerine getirecek kabiliyete sahip olmasından (Vâkıdî, c. 3, s. 1119, İbn Sa’d, c. 2, s. 1 90, Müslim, c. 4, s. 1184.) ve bu iş için elverişli olmasından (Müslim, c. 4, s. 1885.) ileri geliyordu.

Tarih, elbette bir iki örnekten de ibaret değildir. I. Akabe Biatı sonrası Medine’ye davet ve irşad vazifesi ile gönderilen ve Medine ileri gelenlerinin çoğunun hidayetine vesilen olan (Buhari, Menâkıbu’l-Ensar, 46) Mus’ab b. Umeyr, bu işe her yönüyle ehil olmasından dolayı Resulullah (sav) tarafından seçilmişti. Zaten bir yıl gibi çok kısa bir sürede Medine’de bulunan müslümanların sayısının yüz sekseni bulması, onun davet ve irşad alanındaki kabiliyeti ispatlamaktadır. Genç yaşında, İslam’ın hayat bulması için son derece önemli bir vazifeyi yüklenmiştir.

Yemen’e kadı ve muallim olarak gönderilen ve Efendimiz’in (sav) ‘ümmetimin helal ve haramını en iyi bileni’ (Müsned 3/184; Tirmizi 3793, 3794; İbni Mace 154; İbn Sa’d 3/586; Ebu Nuaym, Hilye 1/228; Tarihi Dımışk 58/399-403; İbni Adiy, el-Kamil 2/377) övgüsüne mazhar olan Muaz b. Cebel de önemli bir örnektir. Dikkat ediniz, bir topluluğa idarecilik (valilik) yapmak, onları irşad etmek ve aralarındaki ihtilafları çözüp hükme bağlamak için gönderilen yiğit sahabi, henüz 26-27 yaşlarında idi. Onu, bir topluluğun idarecisi kılan, sahip olduğu üstün ahlaki özellikler ile birlikte kabiliyetleri ve kalifiye oluşu idi.

Kardeşlerimiz;

Biliniz ki aziz İslam davasının, bugün hiç olmadığı kadar yetişmiş bir genç nesle ihtiyacı vardır. Sorumluluk sahibi, üretken, aktif, ilmi ve kültürel birikime sahip, belirli alanlarda kalifiye olmuş ve tüm potansiyelini İslami hizmete adamış bir gençliğe… Öyle bir gençlik ki, davanın neresinde bir gedik varsa, orayı dolduracak; dava neye ihtiyaç duyuyorsa o ihtiyacı giderecek, tıpkı Zeyd gibi… Öyle bir gençlik ki, üstün ahlaki meziyetleri ve sahip olduğu nebevi yaşayış tarzı ve metodu ile gittiği yeri ihya edecek, tıpkı Mus’ab gibi… Öyle bir gençlik ki, liyakat ve sorumluluk sahibi, ihtilafları çözüme kavuşturan, üreten, öğrenen, öğreten, irşad eden, tıpkı Muaz gibi…

Ve yine kardeşlerimiz çok iyi idrak etmelidirler ki, kendileri her zaman bir adım önde olmak durumundadırlar. Her alanda yetişmeli, davanın ihtiyaçlarına cevap vermelidirler. Kendilerini, davayı bir adım daha ileriye taşımanın gayretine adamalıdırlar. Hayata dava eksenli bakmalı, karşılaşılan durumları dava lehine çevirmenin yollarını aramalıdırlar.

Davanın ihtiyaçlarına cevap verebilmek, sorumluluğunu omuzlayabilmek, elini davanın yükünün altına koyabilmek için de yeterli birikim ve donanıma sahip olmak gerekir. İşte bu birikime sahip olmak için de kardeşlerimiz, ellerine geçen her fırsata sımsıkı sarılmak zorundadırlar. Özellikle eğitim süreci devam eden öğrenci kardeşlerimiz, aldıkları eğitime bu bakış açısıyla bakmalıdırlar. Zira İslam davasının hiç olmadığı kadar; öğretmene, doktora, mühendise, avukata… ihtiyacı vardır. Dolayısıyla tembellik ve akabinde gelen başarısızlık kavramları, kardeşlerimizin lügatinde bulunmamalıdır. O yüzden eğitim süreci, hizmetin bir parçası gibi görülmeli, eğitim görülen alan ile ilgili olarak en iyi pozisyona çıkılmalıdır.

Dava; kalifiye olmuş, yetişmiş fertlerle yükselir. Davaya yük olan değil, davanın yükünü kaldıran fertler ile hâkim olur. Kardeşler, bu potansiyele sahiptir; kendilerini asla küçümsememeli, cevherlerinde var olan kabiliyetleri, İslami ahlak süzgecinden de geçirerek, İslam davasının hizmetine sunmalıdırlar. İlimle iştigal etmeli, kültürel bir birikime sahip olmalıdırlar. Ve mutlaka birer Zeyd, Mus’ab, Muaz… olma gayretine girmelidirler…

—Söz Ve Kalem Dergisinden Alıntıdır…

[ Benzer Yazılar ]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar