7
Nisan
2017
Yorum Yok
GençlikGenelİslam
Okunma

Dil mi yoksa Tarih mi?

Dil mi yoksa Tarih mi

Kudreti ve yüceliği ile her şeye kadir olan RABBİ Zülcelal’in adıyla…

Bana bu yazıyı yazdırmaya vesile olan hocama teşekkür ederim Rabbim hepsinden razı olsun…

Evet, başlıkta olduğu gibi dilin ehemmiyeti mi? Yoksa tarihin ehemmiyeti mi? İlk öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu yazılardaki fikirler ve bakışlar bana aittir… Üslupta hata ve yanlışlarda tamamen benimle ilgilidir…

Dil, insanlık tarihi ve evrenin harekât alanından bu yana canlılar tarafından süre gelen, iletişimlerini oluşturdukları ve hayatiyetimiz açısından en önemli faktördür. Muhammed ikbalin benliğinin nişanlarından (rumuzu bihodi) bahsederken, bir ara “Endülüs’ün duvarları ile konuştum” diye muhteşem inciler döküyordu ağzından. Dil sadece et parçası ile iletişime geçilen araç değildir; bazen kendisi olmadan bir şeyler anlatma harikasıdır. Çağlar boyunca şahıslar, geçmişi dil ile aktarmıştır benliğimize ruhumuza ve aklımıza.

Kabul etmeliyiz ki, evet dilin faktörü çoktur. Bazen yılanı deliğinden çıkartan, bazen büyük deryaları peşine takan, bazen bütün ibadet ve hayırları altüst eden bir olgudur. İster zahiri ister Bâtıni ilimlerde vazgeçilmezimizdir. Daha doğrusu hayatımızın her alanını yönetiyor bu et parçası. Tarihin en büyük elamanı olan bu dil, insanlık tarihi boyunca; ister kişisel ister toplumsal tüm arzuhalimizi anlatabiliyor bizlere. Sanat, edebiyat, coğrafya, hukuk, kamu, eşya, toplum, hiyerarşi, ahlak, statü, birey vb. daha nice karakteristik özellik ve alan bakımından yaşantımızın vazgeçilmezidir dil. Evet bize göre dil; düşüncenin ve ruhaniyetin ete bürünmüş canlı halidir. Pozitif gözlükle bakarsak; sevgi, merhamet, duygu, aşk, heyecan, barış, huzur ve değer… Evet, bunları da oluşturan dildir. Onun aracılığı ile gerçekleşir. Peki, bir diğer gözlükle bakalım yani negatif açıdan bakalım olaya. Toplumsal dehşetler, kaoslar, katliamlar, felaketler ve acılarda tekrardan dilin işlevi ile alakalı. Biz tarihçiler objektiflikten çok perspektif yani fikirde açı değiştirmeye önem vermek zorundayız. Neden? Çünkü insanlığın ve tarihin problemlerini tek bir gözlükten halletmemiz olanaksız gibi görünüyor bu asırda. Konuyu fazla dağıtmadan, dilin iki perspektifini söylemiştik. İşte dünya tarihlerinin gelmiş geçmiş en büyük devrimcisi (sav), dili ile kendisine aktarılanları, mütevazı ve harika üslubuyla milyarları kendisine itaat ettirmiştir. İşte şu büyük Kur’an, üslubu ve ahengi ile Sasani ve Arap edebiyatçılarını hayrete düşürmüş, hayran bırakmıştır. Birde keşke bu et parçası kitleleri ölüme sürüklemeseydi!

Adolf Hitlerin medya önündeki ateşli konuşması dilindeki heyecan, halkları galeyana getirmeye yetmişti. Ve sahip olduğu o hitabet onu bir ölüm makinesi haline getirdi. Onun ve onun gibi yeryüzündeki tüm despotların dilleri, onları insanlığa düşman etti. Irkçılık kokan nefret söylemleri, dinleri kutuplaştıran konuşmalar… İşte bazen bu dil şirin bir nehirdir bazen de dehşetli bir alev topu. Bir ara bu yazıları yazarken kalemime şöyle baktım ve dedim ki nasıl olabiliyor da insanların kaderi ile oynayabiliyorsun? İlginç! Sen ne muhteşem vasıflara sahipsin! Ama tekrardan baktım ve yanıldım. Çünkü bizden daha büyük bir faktör vardı, evet dili o kadar övmemize rağmen neydi ondan büyük olan? Evet, kalemime itiraf ettim. Bu Tarihten başkası değildi. Tarihe ne kadar tanımlama yaparsak yapalım azdır, noksandır. Tüm ilimlerin babası olan bir olgudan bahsediyoruz. Dil bize ses ile iletişim ve rabıta sağlar. Ama tarih öyle değildir. Tarih bize öyle bir bakar ki! konuşmadan iletişim kurmadan tüm şahitliğini ortaya koyar. Evet, Rölatif (izafi) mesajlar verebiliyor bize. Aynı zamanda tarih bir harita olmamıştır, aksine tarih asırlar boyunca süregelen canlı bir problemdir. Peki bu dilsiz varlık bize nasıl mesaj verebiliyordu ya da onun mesajları kendi bünyesinde mevcut muydu?

Sadece birkaç örneklendirme yaparak dilin, tarihin yanında pek ehemmiyeti olmadığını anlarız. Yani dilin bunları aktarması ile ehemmiyet kazandıramayacağının farkında olmalıyız. Roma arenalarında parçalanan gençlerin dili yok muydu? Kapitalist despot firavun piramitlerinin altında, hayatını kaybeden mustaz’afların dili yok muydu? Diri diri gömülen bebelerin şahitliğini yapan annelerin dili yok muydu? İspanya engizisyon işkence hanelerindeki Müslüman kadınların dili yok muydu? Küstah Elizabeth’in Hindistan’ı ziyaretinde, ağa hanedanlığının saray masraflarına aktardığı maddiyat yüzünden bir hafta içinde ölen otuz bin mazlumun dili yok muydu? Amerika’da ve Afrika’da ölen yaklaşık üç yüz milyon Kızılderili ve Siyahilerin dili yok muydu? Bosna’da ve Filistin’de ölen bebeklerin dili yok muydu? Ve bugünün dili yok mu? Evengelist psikopat batının, İslam beldelerindeki vahşetini televizyondan izlerken dil bize ne kadar değer veriyor? Kesinlikle şunu söylemek zorundayız ki; her geçen saniye bir tarihi oluşumdur. Tarih bize şahitlikten başka bir şey vermedi. Şahit olduk mutluluklara ve kaoslara, şahit olduk zafer ve utançlara… Ey mübarek genç kardeşler bunu bilin ki; tarih bizi hiçbir zaman unutmaz. Her ne yapılırsa yapılsın bir şekilde kendisi bize gelir. İster dil ile isterse de vücudu ile. Ama hiçbir zaman kendisini bize unutturmaz. Onun için bu tarihin içinde öyle bir fonksiyon yüklenmeliyiz ki bizden sonra gelenler yumruklarını bizim için kaldırsın. Yazımızın sonuna gelirken siz değerli genç kardeşlerime şu naçizane düşüncelerimi sunup yazımı sonlandırmak istiyorum.

Başlıkta dediğimiz gibi; “Dil mi Tarih mi?“

Dediğimiz gibi biz tarihi; dil yolu ile ya da aktarılan her türlü araçla öğreniriz. İnsanlığın gelişiminde en mühim rolü de dil oynuyor demekten kendimizi alıkoyamayız zaman zaman. Farklı kültür ve medeniyetler ile kaynaşmamızı dil ile gerçekleştiririz muhakkak. Biz toplumsal ve kültürel gelişim statüsüne, oluşan değerlerine baktığımızda dil; belki de sosyal bilimcilere göre en ön saftadır. Fakat şunu da belirtelim ki; İnsanlığın ve evrenin tamamını kapsayan ve bunun içindekilerini kuşatan, çağlar boyu hiç bozulmayan, dil gibi bazı devirlerde yozlaşmayan, her gün yeni bilgiler öğrendiğimiz, kültür ve medeniyetimizin ehemmiyetini öğreten, Şark’tan Garb’a bu ikisinin içindeki ibretleri, acıları, hüzünleri, sevinçleri, olayları ve insanlığın şahadet ettiklerini bize sözlü veya görsel bir şekilde bildiren ve şu anda içinde yaşadıklarımızı heyecanıyla kaydeden tek bir olgu vardır. Evet, o Tarih’ten başkası değildir. Onun içindir ki; Tarih hep bir adım öndedir.

 

Yunus TENŞİ

[ Benzer Yazılar ]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar