3
Mart
2014
Yorum Yok
İslamMakaleler
Okunma

Davet Ama Neye?

davet ama neye

‘İnsanları neye davet etmeli?’

Namaz kılmaya mı?

Zekât vermeye mi?

Cennet ve cennetin nimetlerine mi?

Bir cemaat veya gruba mı?

Parti veya derneğe mi?

Şefkat, merhamet ve hoşgörüye mi?

Yoksa…

Evet, bu soru cevaplandırılması gereken önemli bir sorudur. Belki de davet çalışmalarında görülen temel ayrılıkların, metodoloji ve üslup hatalarının hatta yanlışlıkların (ki bazıları kasıtlıdır) zemininde bu hususun doğru anlaşılmaması bulunmaktadır. Yani deyim yerindeyse bir dönüm noktasıdır. Öyle bir dönüm ki, İslami çalışma yapılması, insanların bilinçlendirilmesi düşünülürken, insanları İslam adına bozmaya, İslam’ı tahrif etmeye sebep olan durumlar husule gelebilir. Çoğu cemaat ve grupta görülen usul hatası bu noktadan başlamaktadır.

Çetrefilli bir soru olan ‘neye davet etmeli’ sorusunun cevabını her hususta olduğu gibi yine Allah’ın kitabı, Peygamberin sünnet ve siyretinden öğrenmeliyiz. Bu dini bize vaaz eden ve dinin hükümlerini öğreten asıl kaynaklar bunlardır. Bundan dolayı bir kimse (ne kadar âlim ve bilgili olursa olsun) İslami hizmete adım atmışsa, bu yolda çalışacaksa yaptığı hizmet ve çalışmayı bu kaynaklarla destekleyip delillendirmelidir.

Heva ve heves mahsulü, nitelikten çok niceliğe dönük çağrı ve çalışmalar, davetin mahiyet ve hedefine uygun işlerden değildir. Kitab-ı Mübin’de şöyle buyrulur: “Biz Nuh’u kavmine, onlara acı bir azap gelmeden önce (onları) uyar diye gönderdik. (Nuh) dedi ki ey kavmim ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah’a kulluk edin, O’ndan korkun, bana da itaat edin.”(Nuh, 1-3)

Aynı zamanda bir davetçi olan Hz. Nuh, kavminden sadece Allah’a kulluk etmelerini istiyor. Kulluk: Mabudunun yüceliğini ve azametini kabul ederek her yönüyle itaat etmek anlamındadır. Bu kavram çoğu zaman gerektiği gibi anlaşılmayan bazen de kasıtlı olarak anlatılmayan bir meseledir. Allah’ın göklerin ve yerin yaratıcısı olduğunu, gökten yağmuru yağdırdığını kabul etmek, rızık kaynağı olarak Allah’ı bilmek kulluk için yeterli değildir.

Resulullah’ın hayatındaki İslami mücadeleye bakıldığında; Ebu Cehil gibi insanları en çok öfkelendiren şeyin ‘’La ilahe illallah’’ cümlesinde kendini belli ettiren kulluk/ibadet mefhumu olduğu görülür. Bu cümle ile egemenliğin ve kanun koyuculuğun tamamı, insanlardan, putlardan ve tağutlardan alınıp sadece Allah’a verilir. Nasıl ki göklerde yegâne ilah ve egemen Allah ise yerde de aynı husus geçerlidir. İşte bu nokta insanların kolay kolay kabul etmediği, azgınların ve tağutların şiddetle karşı çıktığı, bir noktadır. Zaten peygamberlerle zamanın hâkim yöneticilerin, mele! takımının ve ileri gelenlerin arasındaki mücadelenin asıl menşei de buydu. İşte belki de tebliğ çalışmalarında bulunan insanları korkutan ve bu noktayı dile getirmelerinden çekindiren şey de budur. Çünkü İslam tarihine göz atıldığında, Hz. Nuh’un kavmiyle, Hz. Musa’nın Firavunla, Hz. Peygamberin Mekke müşrikleriyle olan mücadelesi buydu.

Tabi ki kulluğun sadece Allah’a has kılınmasının inanamayanlar için gerek ayrı gerekse de ortak olan noktaları vardır. Bu noktalar; Firavun için egemenlik yetkisini kaybetmesi, Ebu Cehil için yüzlerce kölenin, haksız şekilde elde edilmiş malların ve istikbarının elden gitmesi, normal insanlar içinse; heva ve heveslerinin semeresi olan çarpık Allah anlayışlılarının değişmesi, sosyal hayatlarının, değer yargılarının, istek ve arzularına göre oluşturdukları yaşam şekillerinin tebdile uğramasıdır. Vakıa bu olduğuna göre yayılması gereken yine selefin sünnetine uyma ve Kur’ an-i buyruğa göre hareket etmedir. Yani işin en başından ‘’Vira bismillah’’ deyip ‘kulluk’ mevzusu tekrar gündeme alınmalı, asıl hareket merkezi ittihaz edilmelidir.

İnsanları tekrardan Allah’a kulluk etmeye davet etmeliyiz. İnsanlardan hayatları ile ilgili her alanı, her şeyi Allah’a tahsis etmelerini istemeliyiz. Eğer Allah-u Te’ala bizi yaratmışsa, rızkımızı O veriyorsa, hayatı ve ölümü O yaratmışsa, kaderimiz O’nun elindeyse, dara düştüğümüzde O’na yalvarıp yardım istiyorsak, hastalığımızda şifamızı O’ndan istiyorsak, işte o zaman hayat tarzımızı, yaşam şeklimizi, iktisadi ve içtimai hayatımızı, değer yargılarımızı, kimi dost kimi düşman bileceğimizi, kanun ve hükümlerimizi kimden alacağımızı, kılık-kıyafetimizin nasıl olacağını ve diğer bütün durumlarımızı Allah’tan almalı ve Rabbimizin razı olduğu eylemlerde bulunmalıyız. Bu da iman denilen, gaybi bağlılığın kalbe ve zihne yerleşmesi ile mümkün olur.

İman saf değiştirmedir. İnsanlardan saflarını Allah’tan yana belirlemelerini istemeliyiz.

İman, hayatı inkılâba uğratmadır. Hayatlarda inkılâp istemeliyiz.

İman imtihan edilmelidir. İmtihana hazır bedenler ve düşünceler istemeliyiz.

İman, bağları Allah’tan ve Peygamber’den yana kullanmadır. Bağlılığın Allah’a ve Resulullah’a olmasını istemeliyiz.

İmanın gereklerinden biri de; kişinin nefsini Allah’a teslim edip, tümü ile hak dininin bayrağı altına girmesi, hiçbir işte Allah’a isyan etmemesi, kapsamlı ve bütün olan ubudiyetin dışına çıkmaması, İslam’a bağlı olmasıdır. Hem de her müminin Allah’ın boyasıyla boyanması, çekici dünyanın güzelliğine aldanmaması, bütün bir yaşayışında doğru yoldan ayrılmamasıdır. Eğer bir hata işleyip kendisinden bir kötülük ortaya çıkarsa, mümin olarak tövbe edip Allah’a dönmesidir. Ama bir kimse iman davasında bulunup namaz kılar, oruç tutar, belli ve sınırlı farzları ve dini şiarları yerine getirir de sonra kendini serbest bilip hayatın diğer işlerinde Allah’ın emrine boyun eğmese bu iş ubudiyete, kulluğa zıt olan çelişkinin ta kendisidir.(Mevdudi)

Davetimizi netleştirmeliyiz. Eğip bükmeden, şirin göstermek için zorlamadan(ki zaten şirindir), taviz vermeden, insanlara içinde bulundukları hayatın İslami olmayan bir hayat olduğunu ve bu hayatı daha güzeli ile yani İslami bir hayat ile değiştirmeleri gerektiğini söylemeliyiz. Adet ve geleneklerin, kökleşmiş yargı ve düşüncelerin mukabele ile İslam’a tebdilini istemeliyiz. Allah’ın kızdığı hudutlara dikkat etme, hak dini din edinme, bütün fikir ve amellerimizi Rabbimizin istediği şekilde yapma ve dizayn etme, yani kısaca insanlara inanacağı esasları ve bu esasların hayata hakim kılma mücadelesini vaaz etmeliyiz.

İşte davetimizin özeti: Hayatın her alanına Allah’ı müdahil etmeli, yaptığımız her iş ve amelde Allah’ın ve peygamberin uygunluk mührünü aramalı, kendimizi bu dünyada Allah’a itaat etmekle ve kullukla vazifeli bilmeli, nefse ağır gelse de Allah ve Resulü bir işte hüküm vermişse bayanı ile erkeği ile nefisleri bu hükme ram etmeliyiz. Allah’a davet çağrısını, Allah’ın gösterdiği yol ve işaretler ile yapmalıyız.

Şehit Seyyid Kutub şöyle der: “İslam’ı insanların gözünde cilalamaya gerek yoktur. İslam’ı olduğu gibi, ilk şekliyle anlatmalı ve hakikatlerini insanların idrakine sunmalıyız.”

İnsanları batıl dinlerin zulmünden, kula kulluktan kurtarıp, bir olan Allah’a kulluk etmeye, ideolojilerin(Komünizm, Laisizm, Kapitalizm, Liberalizm…) psikolojik aldatmalarından İslam’ın net ve açık yoluna davet etmeliyiz.

A.Selam DURGUN / Söz & Kalem- Ocak 2014

[ Benzer Yazılar ]
  • Hayde Salavat Seferberliğine!


    Fatıma Nine hızlı adımlarla merdivenlerden inmeye çalışıyordu. Onu bu halde gören komşusu gülümseyerek: -Fatıma Nine, hayırdır bu [...]
  • Fettö Gitti Ama Zulmü Devam Ediyor

    Fettö Gitti Ama Zulmü Devam Ediyor


    Ülkemizde 28 Şubat darbe süreciyle birlikte Müslümanlara yönelik bir karalama, kumpas ve cadı avı hareketi başlatıldı. Direk medya tar[...]
  • La Tehzen

    La Tahzen


    Zamanın sesine değil; Kur’an’ın sesine kulak vermek lazım. Çünkü öyle bir zamanda dünyaya gelmişiz ki günahlardan kalbimizin nuru [...]
  • Walpaper-Tasarımım2

    Şehadet Ayı Haziran’a Girerken


    Susa Cami Yarenlerinin Şehadetleri Yıldönümü Nedeniyle Bu Ay Muhacerat.Com Sitesi Olarak Birkaç Tasarım Yapmak İstedik Vakit Kısıtlığ[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar