11
Nisan
2017
Yorum Yok
GençlikGenelİslam
Okunma

Batı Düşüncesi Hukuk Yaratmaz

Batı Düşüncesi Hukuk Yaratmaz

Hamd hukukun ve adaletin membaı olan İslam’ı bize din olarak seçen Allah’a, salat ve selam  hakkın kadrini üstün tutan adil önder peygamber efendimizin(s.a.v) üzerine olsun.

Son birkaç yüzyıldır batıda hakim olan sosyalist yada materyalist gibi toplumcu düşünceler ile bireyin iradesini adeta kutsayan özgürlükçü, liberal gibi bireyi ön plana çıkaran düşüncelerin batılı hukuk anlayışının teorik ve pratik boyutunun temellendirilmesinde çok büyük bir etkiye sahip olduğu aşikardır. Zira hukukun kaynağını, tatbik edildiği toplumun inanç, siyasal düşünce, kültür ve sosyal yapısından aldığı ve aynı zamanda cari olduğu toplumun portresini de açık bir şekilde  ortaya koyduğu sosyolojik bir gerçekliktir. Bu tespit doğrultusunda yukarıda belirtildiği üzere batılı hukuk anlayışı bireyci ve toplumcu düşüncelerin kıskacında var olmuş ve bu karşıt düşüncelerin çatışma ortamında teşekkül etmiştir.

Hukuk ise bir bakıma kişilerin hak ve özgürlükleri ile toplumsal düzenin(kamu yararı) sağlanması arasındaki çatışmanın adil, hakkaniyetli, toplumsal düzeni bozmayan fakat hakkın da özüne zarar vermeyen bir zeminde uyuşmasının sağlanmasıdır. Hukukun bu tanımından yola çıkarak sosyalist marksist hukuk anlayışı kişiyi koruyamaz. Çünkü bu hukuk anlayışı hakların tabi olduğu yani yaratılışla beraber var olduğu düşüncesine karşı çıkar. Bu düşünce anlayışında insan şahsiyetinden ve değerlerinden soyutlanmış olarak sadece toplumun bir bireyi olarak varlığını sürdürebilir. Burada hukukun temel ilkelerinden biri olan bireyin doğuştan müktesep hakları ile sosyalist ve marksist hukuk anlayışı arasında kesin bir ayrılık söz konusudur. Marx, “Sözde insan hakları vatandaş haklarından farklı olarak egoist kişinin haklarından başka birşey değildir.” sözüyle bu durumu açıkça itiraf etmektedir. Vatandaş haklarından kastedilen ise insanın tabiiyetinde bulunduğu devletin kendisine lütfettiği! hak ve özgürlüklere sahip olacağıdır. İslam hukukunun merkezinde yerini alan insan bu düşünce anlayışında hayatın ve hukukun dışına itilmiş bir vaziyettedir.

Batılı hukuk anlayışının oluşmasında önemli bir etkiye sahip olan bireyci ve liberal görüşler ise bireyin iradesini adeta kutsayan, özgürlük adı altında tedvin ettiği hukuk sistemi, başta birey olmak üzere toplumsal düzeni çok ciddi manada zedelemiştir. Toplumun, neslin, canın ve hatta tabiatın korunmasıyla sınırlanmayan sınırsız özgürlük anlayışının başta batı olmak üzere dünyaya sunduğu hukuk anlayışı her türlü ahlaksızlığa, fuhşiyata, alkol ve uyuşturucu kullanımına,cinnetlere ve sıradanlaşan cinayetlere zemin hazırlamıştır. Başta belirttiğimiz gibi hukuk sadece bireyin hak ve özgürlükleri demek değildir. Toplumun, ailenin, neslin muhafasını temin edemeyenler hukuku, sadece bireyin sınırsız özgürlüğü, her istediğini yapabileceği düşüncesi üzerine bina etmekle çok büyük bir yanılgıya düşmüşlerdir. Görüldüğü üzere adil ve fıtrata uygun bir hukuk sistemi için bireyin hak ve özgürlükleri ile toplumun korunması arasındaki dengeyi sağlamak gerektiği açıktır. Batılı hukuk anlayışı ise varoluş sürecinde iki farklı düşüncenin(toplumcu ve bireyi ön plana alan görüşler) kıskacında yer almakla orta yollu bir hukuk sistemini ortaya koyması düşüncesel ve pratik manada mümkün bulunmamaktadır. Bireyi ön plana alan düşünceler başta birey olmak üzere toplumsal dengeyi bozmuş; toplumcu düşünceler ise bireyi hayatın bir kenarına iterek toplumda silik bir hale getirmiştir. Toplumun da bireylerin biraraya gelmesiyle oluşan bir yapı olduğunun kabulü ile aslında toplumcu görüşlerin toplumun temel dinamiği olan bireyi ihmal ederek verdikleri zarar yine toplumun kendisine olmaktadır. Kısaca gerçek bir hukuk sistemi ancak bireyi ve toplumu aynı anda ve uygun bir zeminde muhafaza ederek var olabilir.

Hepimizin de malumu olduğu üzere batılı hukuk anlayışı hakka değil çıkar ve menfaatlere endeksli bir hukuk felsefesine sahiptir. Batı, son bir kaç yüzyıldır siyasi, ekenomik ve ticari anlamla elde ettiği kazanımları ve dünya üzerinde kurduğu haksız düzenin ve sömürünün devam edebilmesi için çıkar ve menfaatlerini temin edecek bir hukuk sistemi oluşturmuştur. Kendilerini liberal demokratik ve özgürlükçü olan tanıtan batı, kendileri gibi düşünmeyen ve inanmayan toplumlara karşı adeta marksist bir düşünceyle hukuku hakim sınıfın iradesine ve menfaatine dayalı kanunlar sistemi olarak tasarlamıştır. Zira bu düşünce sisteminde haklılık veya haksızlık, adalet veya zülüm önemli değildir. Düşmanlarıyla girdiği mücadeleyi kazanan ve daha güçlü olan tarafın menfaatini hukuk olarak ilan etmesinden başka birşey değildir. Örneğin Irak’ın, Afganistan’ın ya da diğer müslüman coğrafyaların işgal edilmesi, milyonlarca insanın katledilmesi, bir o kadarının açlık ve sefalete terk edilmesi, bir diğer taraftan Afrika’nın doğal zenginliklerinin sömürülmesi batının menfaatine uygundur ve bu yüzden kendilerince hukukidir. Halbuki hukuk menfaatler üzerine bina edilemez. Bu şekildeki bir hukuk anlayışı insanların hak ve özgürlüklerini, onur ve haysiyetini, mal ve can güvenliğini, devletlerin uluslararası anlamda tam bağımsız ve eşit bir konuma sahip olmasını temin edemez. Bu haklı olanı değil daha güçlü olanı koruyan ve onun iradesini hukuk olarak gören çarpık bir anlayıştır.

Her ne kadar bazı kişiler tarafından batılı hukuk anlayışının bu kadar ağır bir şekilde eleştirilmesinin hakkaniyete uygun olmadığı, batının da hukuka müspet manada katkılarının olduğu, kendi ülkelerinde insan hak ve özgürlüklerine değer verildiği beyan edilse bile, bir düzenin hukuki olmasının en büyük göstergesi kendileri gibi düşünmeyen diğer toplumlara karşı takınılan tutumun nasıl olduğunda saklıdır. Zira güçlü olanın iktidarı bir hak değil, bir gerçekliktir. Öncelikle zayıf olanın hakka ve adalete ihtiyacı vardır. Gücün merhameti yoksa ve adil değilse o güç       zülme dönüşür. Kaldı ki batılı hukuk anlayışında var olan müspet bir çok gelişmenin temeline bakıldığında İslam hukukunun özellikle de Endülüsün ilmi birikiminin onay alınmadan ve atıfta dahi bulunulmadan karşılıksız olarak kullanıldığı açıktır. Kısaca Batılı hukuk anlayışında meydana gelen müspet gelişmeler çok kısa bir süre de olsa Endülüs’ün Avrupa’da esen rüzgarından kaynaklanmaktadır.

Son olarak bir kaç asırdır gücü elinde bulunduranların dünyaya sunduğu; acı, kan ve gözyaşından başka bir şey olmamışıtır. Buna rağmen kendilerinden gerçek manada bir hukuk sistemi ya da adalet beklemek beyhude bir iştir. Batılı düşünce, İslam’ın adaletine teslim olmadıkça hiç bir zaman hukuk yaratamayacak, sadece kanun yapmaya devam edecektir. Bir sistemin anayasa ve yasalara sahip olması ise kesinlikle hukuk yaratıldığı anlamına gelmemektedir.

Selam ve dua ile…

Kaynak: Doğu ve Batı Arasında İslam, Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç

 

Muhammed ENES

[ Benzer Yazılar ]
  • İNANDIRICILIĞIN ANAHTARI

    İNANDIRICILIĞIN ANAHTARI: FEDAKÂRLIK


    İslam’ın hâkimiyetini fedakâr davetçilerin elleriyle gerçekleştiren Allah’a hamdolsun… Salât ve selam da bu fedakârlığın en mü[...]
  • MUHAMMEDİ BAHARLAR

    Kutlu Doğum Bereketi


      KUTLU DOĞUM BEREKETİ Uzun zamandan beridir onunla aynı mahallede oturuyorduk. Çoğu kez karşılaşırdık. Ama onunla konuşmak bir y[...]
  • Batı Düşüncesi Hukuk Yaratmaz

    Batı Düşüncesi Hukuk Yaratmaz


    Hamd hukukun ve adaletin membaı olan İslam’ı bize din olarak seçen Allah’a, salat ve selam  hakkın kadrini üstün tutan adil önder pe[...]
  • Müslümanlar Neden Bilimde Geri Kaldılar?

    Müslümanlar Neden Bilimde Geri Kaldılar?


    Bilim Nedir? Bu soruya yüzyıllardır cevap aranıyor ve her cevap bilime bir şeyler ekliyor buda bilimin birikerek ilerlemesini sağlıyor. Da[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar