28
Haziran
2016
Yorum Yok
GenelMakaleler
Okunma

Aklı Kullanma Sanatı

Aklı Kullanma Sanatı

“Konuşma nedir?” diye sorulduğunda hepimizin verebilecek bir cevabı muhakkak vardır. Tam bir tanımına göz atmak gerekirse konuşma; düşünce ve fikirlerin söz, şekil, mimik ve hareketlerle anlaşılması ve anlatılabilme kabiliyeti, dilin eş anlamlısı olarak açıklanır kaynaklarda. Özetle konuşma/dil; iletişim, anlatma ve anlama aracıdır. Eflatun’un tanımıyla  “Konuşma, insanın aklını kullanma sanatıdır.” da diyebiliriz.

Tarihin tozlu sayfalarına göz attığımızda insanoğlunun, vücut bulup düşünmeye başladığı andan itibaren dilde var olduğunu zannettiği sihirli bir gücün etkisinde kaldığını ve bu güce sahip olmak istediğini görürüz. Mitolojik söylemlerin etkili olduğu devirlerde insan, dili sihirli bir güç, doğaüstü aşkın bir kuvvet olarak kabul etmiştir ve dünyayı, cansız bir varlık şeklinde değil, aksine canlı bir varlık olarak algılamıştır. Bu sebeple doğadaki güçlerden uygun şekilde, etkili kelimeler kullanılarak yardım istediğinde, yardım alabileceğini ummuştur. Çünkü hiçbir şeyin sözcüklerin büyüsü karşısında kayıtsız kalamayacağına inanmıştır.

Ancak Antik Çağ Grek Filozofları, dilin sihirli gücü ile doğaya sahip olunamayacağını, üzerinde hâkimiyet kurulamayacağını anlayınca, dilin doğası üzerinde düşünmeye ve araştırma yapmaya başlamışlardır. O dönemlerde varlıkla beraber dilin doğasının da araştırılması, felsefî uyanışın dilde olması ve ilk filozofların, dili düşüncenin zorunlu şartı olarak görmesi, dilin de varlık kadar eski olduğunu kanıtlar niteliktedir. “İnsanlık tarihinde aklın en görkemli ve en çarpıcı başarısı, dili ortaya çıkartmasıdır.” diyen düşünürler de olmuştur.

Bütünüyle insana has bir olgu olan dil, toplumların varlığını idame ettirmesini ve gelişme göstermesini sağlayan bir araçtır. İletişim ve anlaşmanın yani dilin olmadığı bir yerde, insanların bir araya gelerek toplumu oluşturmasından söz edilemez. İnsan olmanın en önemli ve ayırt edici özelliği ‘dil’i kullanmaktır.

Düşünme ile dil arasında yoğun bir ilişki vardır desek pek de abartmış olmayız. Platon, düşünme ve konuşma (dil) eylemlerinin aynı şey olduğunu kabul eder. Nitekim birçok düşünür ve bilim adamı da düşünme ve konuşmayı insan ve hayvanı birbirinden ayıran en önemli özellik olarak kabul eder. Diğer bir deyişle insan, diğer varlıklardan “akıllı-düşünen-konuşan” olmasıyla ayrılır.

Dil ile var olan zihinsel faaliyetler açığa vurulur. Yani zihin hayatımız da dil üzerine kurulmuştur. “Dilin sağladığı soyut düşünme gücü insanın kendi dışındaki gerçekliği kavramlaştırmasında, çevreyle ilişki kurmasında en önemli etkendir. Gerçekliği algılayışımız da dil sayesinde mümkündür. Dil olmadan insan bilgi, teknik, sanat, felsefe gibi ürünleri ortaya koyamazdı. Dil; insanla insan, insanla diğer var olan şeyler arasında birleştirici bir bağ kurar.”(1)

Leibniz, dilin nitelikleri üzerinde dururken dilin insan zihninin en iyi aynası olabileceğine, sözcük anlamlarının tam bir analizinin aklın nasıl işlediğini her şeyden daha iyi gösterebileceğine işaret etmektedir. Leibniz`e göre bir milletin dilinin, sözcüklerinin açık ve anlaşılır olması, o milletin fertlerini üstün ve orijinal düşünmeye yetenekli kılar.

Konfüçyüs’e, “Bir ülkeyi idare etmek istediğinizde nereden başlardınız?” diye sormuşlar. Konfüçyüs tereddüt etmeden “Dilden başlardım” cevabını vermiş. “İdare sisteminden, askeri alandan başlardım” minvalinde cevap bekleyen halk şaşkın. Ancak ünlü düşünür etrafındaki halkın şaşkın bakışlarına aldırmaz ve devam eder konuşmasına:

“Dilden başlarım. Çünkü dil doğru olarak kullanılmadığında, kelimeler düşünceyi tam olarak ifade edemez. Düşüncedeki aksama yapılan işe yansır. İşlerdeki bu gerileme de töre ve kültürdeki aksamaları beraberinde getirir. Töre ve kültürdeki aksamalar da adalet sistemine yansır ve halkı şaşkına çevirir. İşte tam da bu sebeple öncelikle dilden başlarım.” der.

İslam literatürüne baktığımız da ise dil; hayır yönde kullanıldığında kişiyi en yüksek mertebeye yükselten, şer yönde kullanıldığında ise insanı en aşağıya çeken bir uzuv olarak tanımlanır. Dil ve konuşma yetisi Allah (CC)`ın insanlara nakşettiği en ince sanatlardan biri olmakla beraber yerine göre rahmet, yerine göre de musibettir.

“Dil, bir gemiyi yöneten dümen; bir ormanı yakacak küçük bir kıvılcım gibidir.”(2)

Resulullah (AS), insanın ‘dil’ini doğru kullandığı takdirde cenneti kazanabileceği, aksi durumda ise cehenneme gireceğini bildirmektedir. Muaz b. Cebel (RA) bir keresinde Resulullah’tan “Cennete girmeye vesile olacak, cehennemden de uzaklaştıracak bir amel” söylemesini istedi. Resulullah (AS) şöyle buyurdu:

“(Nefislerin yapmakta zorlanacağı) Çok büyük bir şey istiyorsun. Ama bu mesele, Allah`ın kolaylaştırdığı kimseler için pek kolaydır. Şöyle ki, kulluğu sadece Allah`a yapar, O`na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. Namazı ikame eder, zekâtı verir, Ramazan orucunu tutar, haccedersin.”

Resulullah (SAV) şöyle devam etti:

“Sana hayır yollarını göstereceğim: Oruç, kalkandır; sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları siler süpürür; (hayır yollarından biri olan) kişinin gece kıldığı namaz da yine hataları siler süpürür.”

Sonra “Onlar yataklarından geceleri kalkarak korku ve ümit içerisinde Rablerine yalvaranlardır…” (Secde / 16-17) ayetlerini okudu ve şöyle buyurdu:

“Size bütün işlerin başını, direğini ve en üst noktasını bildireyim mi?”

Muaz; “Evet, ey Allah`ın Resulü!” dedi. O (SAV) da şöyle buyurdu;

“Her işin başı İslâm, direği namaz, zirvesi ve üst noktası da cihattır.”

Sonra şöyle devam etti;

“Sana bütün bunların kendisine bağlı olduğu esası bildireyim mi?”

Muaz; “Evet, bildir ya Resulullah!” dedi.

Bunun üzerine Resulullah dilini tuttu ve “Şunu koru!” buyurdu.

Muaz “Ya Resulullah! Biz konuştuklarımızdan da sorgulanacak mıyız?” dedi.

Resulullah da; “Annen yokluğuna yansın ey Muaz! İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen, ancak dillerinin ürettikleridir!” buyurdu.(3)

Resulullah`ın ‘dil’i, dinin en üst noktası saydığı iman ve İslâm esaslarının can damarı olarak nitelendirmesi, İslam dininin ‘dil’e verdiği kıymet ve ehemmiyeti göstermesi bakımından manidardır.

1) Ömer yıldırım
2) Yeni Ahid, Yakub`un Mektubu 3: 4-12
3) Tirmizî, İman, 8; İbn Mâce, Fiten, 12.

Şüheda Botan / Nisanur Dergisi – Mayıs 2016 (54. Sayı)

[ Benzer Yazılar ]
  • Namaz Kılmanın Önemi

    Dinin Direği Namaz


    İslam dini Müslümanlara iyilik yapmayı, yardımda bulunmayı, her türlü kötülükten sakınmayı ve en önemlisi bizi yoktan var eden, var[...]
  • DÜNYEVILEŞMEKTEN KURTULUP AHIRETE YÖNELMEK

    Dünyevileşmekten Kurtulup Ahirete Yönelmek


    “Bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Muhakkak ahiret yurdu gerçek yaşanılacak yerdi ama bilselerdi!” Zama[...]
  • Gerçek Efendi Kimdir

    Gerçek Efendi Kimdir?


    O kadar mütevâzi olun ki, kimse kimseye böbürlenmesin; kimse kimseye zulmetmesin. Cenâb-ı Hak buyuruyor: “(Yine) A’râf ehli simaların[...]
  • Tefekkür Etmenin Önemi

    Tefekkür Etmenin Önemi


    Düşünme, insanlığın en mümeyyiz vasfıdır. İnsana “düşünen canlı” derler. Ya düşünmeyen insana?.. Bilginin, görgünün ulaş[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar