12
Ocak
2016
Yorum Yok
GençlikGenelİslam
Okunma

Ahde Adil Bir Şahitlik

Ahde Adil Bir Şahitlik

Her türlü din ideoloji ve disipline edilmiş öğretilerde doğru anlaşılması elzem, vazgeçilemez, hatta olmazsa olmaz bazı KAVRAMLAR mevcuttur. Verilmek istenilen mesaj dillendirilirken bu kavramlar o kadar sık kullanılır ki mesaj ruh, kavram ceset olur. Artık biri ötekisiz hayale bile gelmez.

İnsanlığa pek çok hizmet etmiş birçok din ve ideoloji, kavramlarıyla oynanması, esas    kavramlarının içlerinin boşaltılması suretiyle anlamsızlaştırılması ile beraber, asli fonksiyonlarını yitirmiştir. Faydalı bir suretten zararlı bir surete tebdil etmiştir. Hristiyanlık ve Yahudilik bunun için iki  güzel örnektir. Bu iki dinin esas kitapları olan Tevrat ve İncil; kaynağını vahiyden alan, Ululazim peygamberler tarafından insanlığa tebliğ edilmiş iki büyük nimetler iken, bu dinlerin müntesipleri tarafından  ESAS KAVRAMLARI  ile oynandı. Heva ve heveslerine uygun gelmeyen ASLİ KAVRAMLARIN bir kısmı silindi, bir kısmı değiştirildi. Bu yaptıklarıyla vahyin nurlu kaynağını bir nevi kuruttular. Bu engin berrak kaynaktan geriye sadece bataklık kaldı. Hikmetle iş yapan Allah (cc.) asli fonksiyonları yitiren bu dinlerin hükümlerini geçersiz kıldı. Bu dinleri feshetti. Kuranı Kerimde bu durum oldukça fazla zikredilir.

İnsanlık için son bir uyarı, son  bir şans olan İslam dininin ana kitabı olan Kuranı Kerim, Allah (cc) ın muhafazasıyla her türlü müdahaleden ve değiştirme teşebbüslerinden korundu. Bir tek harfini silmeye veya değiştirmeye hiçbir İslam düşmanı muvaffak olamadı. Hak ve doğruların en büyük delili ve tarifçisi olarak tüm azametiyle orta yerde durmaktadır. Ama imtihanın bir gereği olarak, Hak ve batıl ehli tam olarak ayrışsın, anlaşılsın diye Allah cc Kuran-ı Kerim’in en önemli kavramlarının dahi gerçek mahiyetinden  en alakasız bir şekilde ortaya konmasına te’vil edilmesine müsaade etti, ama asla razı olmadı.

İslam düşmanları Kuranı Kerimin hiçbir kavramını kaldıramayacaklarını,  değiştiremeyeceklerini, örtbas edemeyeceklerini anladılar. Şeytanın kendilerine verdiği dersle önemli esas kavramların içini boşaltmak suretiyle anlamsızlaştırmaya, dar kalıplarda sunmak suretiyle de işlevsizleştirmeye çalıştılar. İslami kutsal kavramlara suikastlerinin bir başka biçimi de, alakalı alakasız birçok durumda bu kavramları kullanmak suretiyle bunları sulandırmaktır. Müslümanların mevcut gücü ile ters orantılı olarak kimi zaman daha az kimi zaman da daha çok başarılı olmuşlardır.

İslam’ın sembolü haline gelmiş önemli kavramlardan biri olan ŞEHADET,  özgün ve zengin manasının anlaşılmaması için ehemmiyeti nispetinde  birçok tahrifsel operasyona maruz kalmıştır. Bu eylem farklı hedef ve gerekçelerle, kimi zaman bilinçli  bazen de bilinçsizce Müslümanlar eliyle yapılmış veya yaptırılmıştır. Müslümanlar ifrat ve tefritin tüm derecelerini bu kavrama tatbik etmiştir. Kimi yaklaşımlarda, asrı saadetten günümüze  toplam şehit sayısı çok cüz’i sayılarla ifade edilecek kadar çerçeveyi çok dar tutacak tanımlamalarda bulunulmuştur. Bunlar tarih boyunca İslam için akmış birçok kanı ve verilmiş canı boşu boşuna heder edilmiş sayar. Şanlı İslam tarihinin büyük zaferlerini ve uğruna verilmiş büyük bedelleri hiçe sayıp büyük bir saygısızlık ederler. Kimi bakış açısına göre ise neredeyse hasbelkader ayağı taşa takılıp ölen herkes şehit sayılır. Bunlar da başka bir yönden bu kavramın ciddiyetine halel getirir ve fedakarca ödenen ağır bedellere saygısızlık etmiş olurlar. Bu muazzam ayrıcalıklı unvanı ve şerefi kazanmak için insanları sonuçsuz kolay yollara tevessül ettirirler. Cehd ve gayret şevkini söndürürler. Bazen de  bu kavram İslam düşmanları tarafından adeta kendi buluşları ve mallarıymış gibi kullanılmıştır. Bu metotla hem kavramın büyüleyici tesirinden istifade edilmek istenmiş hem de bu kutsi ŞEHADET kavramının İslama has oluşuna büyük bir darbe vurulmak istenmiştir. Tüm bu sebeplerle İslamın has malı olan bu kavramın İslami referanslarla detaylı bir şekilde ortaya konması ihtiyacı hasıl olmuştur. Kısa bir yazıda detaylı bir  analiz pek mümkün olmazsa da yol gösterici, ufuk açıcı olması açısından, ehemmiyetli gördüğümüz bazı noktalar üzerinde durmak istiyoruz.

ŞEHİTLİK, en açık ve basit terimsel manasıyla Allah yolunda canını feda etmektir. Bu kavramın öz gerçekliğinde mevcut olan bazı bağlantılar ve maksatlar ortaya konmazsa ifade ettiği derin mesaj ve hak ettiği ulvi rütbe ve mertebe tam manasıyla anlaşılmaz. Zira kendisiyle aynı kökten gelen diğer kardeş kavramlarla beraber İslamiyet binasının inşasında aslan payına sahiptir. Evet İslam’a giriş şartı olan ŞEHADET İslam hukukunun bel kemiği olan ŞAHİTLİK ve İslamın devamlılığının sigortası  ve zirvesi olan ŞEHİTLİK İslam’ın teori ve pratiğinin yapı taşları ve en adil ŞAHİTLERİDİR. Biri diğerisiz olmaz. Biri iddia diğer ispattır. Bu kavramların birbiriyle olan derin bağlantısı anlaşılmazsa her biri kıymetten düşer, anlamsızlaşır.

Allah (cc) ın insanı büyük bir ŞAHİTLİK vazifesi için vücuda getirdiği malumdur.”İşte böylece sizi vasat bir ümmet kıldık.Ta ki insanlar üzerinde şahitler olasınız..”(Bakara:143) İnsan hiçbir şeyi yoktan var edemezken ve melekler durup dinlenmeksizin Allaha itirazsız kulluk ederken yaratılmasının hikmeti budur. Hz. Âdem tüm eşyanın ismini haber vermek suretiyle Allah’ın kudretine meleklerin ulaşamayacağı mertebede Şahitlik etmiş, böylece meleklere üstünlük sağlamıştır. Halife olmasının en bariz manası da budur. Tüm zamanlar için makbul olan tek din İslam’dır. Bu dairede makbul bir kul olmak için başlangıçta istenen tek şart Allah’a ve Resulüne ŞAHİTLİK etmektir. Ağzından çıkacak basit(!) bir söz ve kurtuluş tamam.. ilginç… Evet, ayetlerin ihbarıyla insana yüklenen bu ŞEHADET vazifesi göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekinecekleri kadar ağır bir davaydı.”Bu emaneti göklere yere ve dağlara arzettik de onlar bunu yüklenmeye yanaşmadılar bundan çekindiler ama insan yüklendi.Ama o ne kadar zalim ve cahildir.”(Ahzab:72)  Ama gel gör ki bir çırpıda kolayca ağzından çıkan ve hiçbir yaptırımı olmayan(!), hiçbir götürüsü olmayan(!) bir söz… Ve cennetler ebedi olarak senin…! Ama bu sözü söylemezsen sonun cehennem hem de ebedi…! Acep niye tüm insanlar bu sözü söylemeye yanaşmaz. Söylemeyenin kaybı niye korkunç…!Bu ŞAHİTLİK yükünün ağırlığı nerde…? Nedir???

İslam’ın zirvesi olan ŞEHİTLİK, önce malını, sonra da canını feda etmek suretiyle daha önce ŞEHADET KELİMESİ söylemekle yapılmış olan AHDE ve SÖZLEŞMEYE  ŞAHİTLİKTİR.”Muhakkak ki Allah müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır…”(Tevbe:111) Nasıl oldu da külfetsiz telaffuz edilen bir söz birdenbire insanlardan mallarını ve canlarını talep etmeye başladı. Bu bağlantı da nerden kuruldu?  Heyhat bu yük ağırlaşmaya başladı… Talipleri nerede…

Vahyin taptaze nazil olduğu, manasının açık seçik beyan olduğu İslam’ın ilk döneminde ŞEHADET KELİMESİ ile ŞEHİTLİK FİİLİ arasındaki derin ve koparılamaz bağ dost düşman herkesin malumuydu. Hatta manidardır, Muhammed(sav) bir bedeviyi islama davet ettiğinde bedevi neye çağırdığını sorar. Resulullah  (sav)davasının ŞEHADET KELİMESİ olduğunu ifade eder etmez, bedevi bu sözün en nihayetinde ispatının ve bedelinin ŞEHİTLİK olduğunu anlar. Ve eğip bükmeden şöyle der :” Ey Muhammed! Muhakkak bu Arabın hoşlanmayacağı bir çağrıdır. Yine muhakkak ki seninle Araplar arasında çok savaşlar olacak, çok kan dökülecektir.”(ibni Hişam Siyeri )İşte sıradan bir bedevi islama giriş anahtarı olan, olmazsa olmaz bir sözleşme ve ahid olan KELİME İ ŞEHADET in, Allah için önce malını, sonra canını feda etmek olan ŞEHİTLİK ile ne derece ilintili olduğunu anlıyor.ŞEHİTLİĞİN ŞEHADET iddiasının en adil ŞAHİDİ olduğunu anlatıyor.Zaten Allah (cc) “Müminlerden bazı erler Allah a verdikleri ahdi doğruladılar.Kimi adağını ödedi kimi de beklemektedir.Onu katiyyen değiştirmediler.”(Ahzab:23) derken bu noktaya işaret etmiyor muydu?..Dikkat edelim, bedevi bunları söylerken daha savaş ile kılıç ile ilgili hiçbir hüküm inmemiştir.

Zaman ilerledikçe keskin basiret yerini kör ve köksüz anlayışsızlığa bıraktı.Kavramlar neredeyse gerçekliğinin tam zıddı olarak pratize edildi.Hakkın gerçek sahipleri garip kaldı.yalnızlığa itildiler.Aynı yolun yolcuları gibi görünen, aynı davanın hamileri olduklarını iddia edenler tarafından hapsedildiler, asıldılar.İşte ele aldığımız meselenin tüm renklerini barındıran 20. asırdan tarihe tanıklık edecek ve geçecek bir garip misal:Hayatı Kelime i TEVHİD ve ŞEHADET mücadelesi olan, büyük alim ve mücahid  Seyyid Kutup bu kutsal yolculuğun adil şahidi ve zirvesi olan ŞEHİTLİK nimetine mazhar olmak üzere, aynı kelimeyi telaffuz edenler tarafından idama mahkum edilir.Kudsi ahid ve sözleşmelerin imzasının kan ile atıldığını anlayan ve tüm insanlığa tebliğ eden bu yüce alim için bu durum şükredilmesi gereken büyük bir zaferdi, kazançtı.Tam bir itmi’nanı kalp ile darağacına yaklaşır.İşte tam burada belki hayatının en dokunaklı ve anlamlı imtihanı kendisini beklemekteydi.KELİME İ ŞEHADETİ gerçek manasıyla anlattığı için kendisini uzun ve işkenceli bir hapse ve nihayetinde de idama mahkum eden despot tağuti Mısır rejiminin özel görevlendirdiği bir memur, Seyyid Kutub a yaklaşır ve şöyle der:”Ey Seyyid!İşte görüyorsun sen son demlerini yaşıyorsun.Kelime i Şehadet getir.Ahirete imanla git!”Seyyid  Kutup dinini az bir paha karşılığında satmış bu zavallı adama tarihe geçecek bir cevap verir:”Ey bedbaht adam!senin bana telkin ettiğin bu kelime uğruna ben hayatımı feda ettim ve idam ediliyorum.Sen ise bu mübarek  kelime vesilesiyle geçimini temin ediyorsun.sen de tiyatroyu tamamlamak için gönderildin.defol git!”Aynı iddiada iki adam; birine idam, diğerine iaşe..biri bu uğurda canını kaybetmek suretiyle aslında kazanır.diğeri ise meta’ elde etmek suretiyle aslında kaybeder.biri eşrefe diğeri esfele..zıtlıklar zıtlıklar!!!

İslam ümmeti Kelime-i Şehadet olgusunu Allah yolunda canını feda etmek  olan Şehitlik olgusundan ayrıştırdığından beridir tembelleşti, korkaklaştı.Resullah’ ın tabiriyle   kalplerine dünya sevgisi ve ölüm korkusu demek olan VEHN yerleşti.(Müsned-i İmam Ahmet)Diğer milletler karşısında selin üstündeki çerçöp gibi oldular .Mukaddesatları ve hürmetleri çiğnendiği  gibi o tapar gibi bağlı oldukları mal ve makamları da ellerinden çıkıp gitti.Yine Şehitlik olgusunu Şahitlik manasından ayrı algıladığından beridir   Kelime i Şehadet getirenler birbirlerini öldürmekte bir beis görmediler.Müslümanlar birbirlerinin kanlarını mallarını ve ırzlarını helal saydılar.Hayal edilmesi bile kalbe çok ağır gelen fitne ve zulümler islam aleminin her tarafını kapladı.Yine  anlayışsızlığın ve basiretsizliğin hakim olduğu  bu puslu ortamda, islam düşmanları kirli emellerine alet etmek için, bu kudsi Şehitlik kavramına sahip çıkıp tepe tepe kullandılar.

Allah cc den niyazımız birkez daha bu ümmete acıyıp Şehitliği Kelime- i Şehadetle mezc eden bir anlayış ve basireti islam aleminin en ücra köşesine kadar hakim kılsın. İslam alemine mücahit alimler ve alim mücahitler bahşetsin.Müslümanların akan tüm kanlarının i’layı kelimetullah yüce gayesine has kılsın.İçerdeki fitnelerle  darmadağınık ve perişan olan bu mazlum ümmete  her cihetten şeref izzet ve başarı nasip etsin inşallah..Selam ve dua ile..(SözveKalem Dergisi)

[ Benzer Yazılar ]
  • Dava Yolcuları


    Ebediyete yolculuk…  Yükü ağır, meşakkatli bir yolda sıkıntılarıyla beraber omuzlamak zorlukları… Ve yürümek dikenli yollarda…[...]
  • Sevildiğinizi Nasıl Anlarsınız?


    Muhabbet, iki kalb arasında bir cereyan hattıdır. Sevenler, hiçbir zaman sevdiklerini gönüllerinden ve dillerinden düşürmezler. İmkân[...]
  • İffetsizleştirme Süreci


    Yarım asrı aşkın bir süredir İslam Coğrafyası üzerinde oynanan Batılılaştırma sürecine vahyin penceresinden baktığımızda iffets[...]
  • İlim Öğrenmek Her Müslümana Farzdır


    Enes Bin Malik radiyallahu anh`den rivayet edilmiştir. Dedi ki Resulullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurdu: “İlim öğrenmeyi t[...]
[ Ne Demişler ? ]


Yazılarda Arama Yap !
Instagram'da takip et !
    Kalbe Sığdırılan Kainat
    Kalbe Sığdırılan Kainat
  • Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
  • Bekle Beni
Twitter'da Takip Edin !

  • Google Plus Profilim
    Tavsiye Bağlantılar